Gıda Teknolojisi Facebook Gıda Teknolojisi Twitter Gıda Teknolojisi RSS
Türkiye’de endüstriyel kefir tüketiminin arttırılması

Cem KARAGÖZLÜ

Zeynep DUMANOĞLU

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Süt Teknolojisi Bölümü Bornova, İzmir





kenevir.jpg

Giriş

Günümüzde kaliteli ve sağlıklı yaşam için beslenmenin önemi anlaşılmış; bu konuda yapılan araştırmalar artmıştır. İnsan yaşamı için büyük önem taşıyan temel vitamin ve minerallerin gerekli miktarda ve zamanında tüketilmesi halinde, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek olan problemlerinde önüne geçilebileceği saptanmıştır. Bu anlamda besleme alışkanlıklarımızla sadece günlük yaşamımızı değil, aynı zamanda geleceğimizi de düzenlemekteyiz. 

 

Dünyada, yapılan diyetlerde yaygın olarak fermente edilmiş günlük ürünler önemli bir rol oynamaktadır (Gill, 1998). Bu ürünlerin geniş spektrumda fizyolojik ve terapotik (psikolojik) etkilerinin olması tüketici tercilerinin bu yönde olmasına da etki etmektedir (Gönülateş, 2008). Son yıllarda, canlı probiyotik laktik asit bakterilerini içeren fermente süt ürünlerine olan ilgi giderek artmaktadır (Spanhaak et al.,1998). Bu günlük ürünlerde yer alan mikroorganizmaların canlı olması kişinin sağlığını olumlu yönde etkilemesi açısından önemlidir. Diğer taraftan; üreticilerin ürettikleri bu tarz ürünlerin buzdolabında uzun süre saklanması ve raf ömürlerinin uzun olması istenildiğinden dolayı, daha ekonomik olan canlı olmayan mikroorganizmaları da kullanmaktadırlar (Gönülateş 2008). Fermente ürünlerin içerisinde yer alan mikroorganizmalara bağlı olarak probiyotik, prebiyotik ve simbiyotik ürünler olarak ayrılmaktadırlar. Probiyotik terimi ilk olarak, Ferdinand Vergin tarafından 1954 yılında ‘Anti und Probiotika’ isimli makalede, antibiyotik ve flora üzerinde etkili diğer antimikrobiyal maddeler ve patojen olmayan bakterilerin yararlarıyla ilgili olarak kullanılmıştır. 1965 yılında Lilly ve Stillwell tarafından, ‘diğer mikroorganizmaların gelişimini stimüle eden mikroorganizmalar’ olarak belirtilmiştir (Gürsoy ve Kınık, 2005).

 

Probiyotik, mukozal ve immüniteyi düzenleyerek bağırsaklarda besinsel, mikrobiyal dengeyi sağlayarak buradaki konakçının sağlığını da olumlu yönde etkileyen, besinlerle birlikte veya ayrı olarak alınan canlı organizmalara ve (Gönülateş, 2008), antibiyotiğin karşıtı olarak “for life (yaşam için)” anlamı taşımaktadır (Vasiljevic and Shah, 2008; Hamilton-Miller et.al, 2003). Probiyotik patojen bakteri kontrolünü sağlamak amacıyla iyi bakterilerden faydalanılması anlamında da kullanılmaktadır. Bu anlamda yapılan ‘bakteriyoterapi’ gibi uygulamalar ile probiyotikler yardımıyla tedaviler yapılmaktadır (Hill and Guarner, 2004; Reid et al., 2003). Probiyotik ürünlerin, bu şekilde adlandırılabilmesi için içerisinde yer alan mikroorganizmaların canlı olması ve bazı özellikleri taşıması gerekmektedir. Bunlar; Gastrointestinal sistemde yaşayabilmeleri, sindirim sırasında meydana gelen olaylardan etkilenmemeleri, sindirim sistemdeki düzensizlikleri kontrol altına alabilmeleri,  sindirim sistemi mikro florasında gıdalardan yararlanma miktarını artırmaları, patojenler üzerine inhibitör etki yapmaları, metabolik aktiviteyi düzenlemelidirler, ayrıca gıda alerjilerine ve patolojenlere karşı immun sistemini (bağışıklık sistemi) güçlendirmeli, patojen ve toksijenik olmamalıdırlar ve sindirim sisteminde canlılıklarını sürdürmelidirler. Son yıllarda probiyotik süt ürünlerinin tüketiminde önemli bir artış gözlenmektedir. Özellikle Japonya’da probiyotik ürünlerin çok popüler olmasına örnek olarak, 53’ün üzerindeki farklı probiyotik ürünü seçeneği gösterilmektedir (Vasiljevic and Shah, 2008). Kişi başına tüketilen yoğurt, kefir ve diğer probiyotik ürünlere baktığımızda ise; Finlandiya 38 kg, İsviçre 30 kg, Danimarka 27,3 kg, Fransa 26,9 kg, İzlanda 25,4 kg iken ülkemizde 20 kg civarında tüketim olduğu tahmin edilmektedir. Batı Avrupa, ABD ve Japonya’da 2005 yılından bu yana fonksiyonel sütlerin tüketimi diğer süt ürünlerine nazaran % 12 oranında artmıştır (Zenith International, 2007). Dünyada 2007 yılına kadar fermente süt ürünlerinin işlenmesi ve ambalajlanması büyüme göstermiştir. Bu büyüme içme sütüyle karşılaştırıldığında çok daha fazladır. Avrupa Birliği ve ABD içme sütü piyasasında yoğurt gibi fermente ürünlerde daha fazla pazar payı elde etmeye başlamış, bu durum 2008 yılına kadar gelişmekte olan ülkelerde her iki ürününde pazar payında artış olarak kendini göstermiştir. Ancak dünyanın genelinde trend olmasına rağmen süt ürünlerinin işlenmesinde azalma meydana gelmiştir. Bu durum için süt enflasyonun etkisi olabileceği gibi, artan işsizlik ve alım gücündeki azalmalardan dolayı genel ekonominin kötü gidişi de gösterilmektedir (www.fil-idf.org).

 

Yakult

Japonya’da 1921 yılında yaşanan maddi sıkıntılardan dolayı, pek çok çocuğun yeterli düzeyde beslenmemesine bağlı olarak rahatsızlanmaları ve hatta hayatlarını kaybetmeleri sonucunda, o dönemde Kyoto Üniversitesi’nde tıbbi mikrobiyolog olarak çalışan Dr. Minoru Shirota, (www.yakult.co.jp) bu konu üzerine çalışmaya karar vermiştir (Wesselink, 2010). Dr. Shirota, beslenmemizde önemli yere sahip olan sütten yola çıkarak, sütün içerisinde bulunan laktik asit bakterilerini çok daha güçlü ve dayanıklı bir hale getirmeyi hedeflemiştir. Böylelikle bağırsakta yer alan zararlı bakterileri laktik asit bakterileri sayesinde yok etmeyi amaçlamış ve bu konuda da başarılı olmuştur. Bunun için 1930 yılında, o zaman kadar bilinen Yakult içeceğini bağırsak florasının dengeleyerek, mide ve on iki parmak bağırsağındaki asitlerden etkilenmeden bağırsak florasınına yerleşip burada anti bakteriyel maddeler üretilmesini sağlayan bir süt ürünü halinde geliştirmiştir. Minoru Shirota tarafından aktif halde kullanıldığından dolayı Lb. casei bakterisine “Lactobacillus casei Shirota” da denilmektedir. Yakult ismi ise, “Jahurto-Esparanto” yani yoğurttan türetilmiştir. Yakult, şeker, glikoz, yağsız süt tozu, su, tatlandırıcılar ve Lactobacillus casei Shirota suşu kültürü kullanılarak yapılmaktadır (Ernas ve Karagözlü, 2003).

 

Yakult içerisindeki maddelerin oranlarına bağlı olarak light ve sade (normal) olabildiği gibi bunun yanında değişik aromaya sahip türleri de bulunmaktadır. Sade olarak üretilen yakultun içerisinde belli miktarda protein ve karbonhidratlar da bulunmaktır. Light Yakult ise; aynı şekilde hazırlanmasına rağmen şeker yerine tatlandırıcılar kullanılmıştır. Kalori miktarı da 42.9 kcal’den 27.3 kcal’e düşürülmüştür. Yakult üretiminde standardize edilmiş süte süt tozu, şeker ve glukoz eklenerek 140 °C’de 3-4 sn. sterilize edilir. 37 – 38 °C’ye soğutulur ve % 2- 3 oranında L. casei Shirota ile aşılanıp  4- 7 gün inkübasyona bırakılır. İnkübasyon sonrası homojenize edilip paketlenir. 4 °C’de depolaması, nakliyesi ve pazarlaması yapılır. Yakult’un ortalama bileşiminde protein 1.4 g/100 ml., karbonhidrat 17.2 g/100 ml, Sodyum 15.6 mg/100 ml bulunur. Son yıllarda yağsız ve light yakult talebi artmıştır. Light yakultda 01. g/100 ml yağ, 18.8 g/100ml karbonhidrat vardır (www.yakult.co.jp).

 

Yakultun soya sütlü olan ürünleri de mevcuttur. Soya sütü özellikle bifidobakterileri gibi laktik asit bakterilerin gelişimi için uygundur (Matsuyama et al., 1992; Chou and Hou, 2000). Ayrıca, soya sütü kanser, osteoporoz ve menopoz gibi kronik rahatsızlıkların önlenmesinde önemli bir role sahiptir. Bu nedenle, yakult ve soya sütünün birlikte kullanılmasıyla sağlık açısından çok daha etkili bir ürün elde edilmektedir. Yakulta, ayrıca doğalla özdeş olan pek çok aroma (örneğin; domates, kereviz, lahana, havuç, maydanoz ve bir çok sebze suyu) eklenerek, tüketiciye sunulmaktadır. Ayrıca tahıllı tatlılara, milksakelere, cheesecakelere ve diğer soğuk yiyeceklere de eklenebilmektedir. Yakult buzdolabı koşullarında rafta 30 gün boyunca kalabilmektedir (Anderson et al., 1999; Setchell and Cassidy, 1999).

 

Avrupa Piyasasında Yakult

Yakult Avrupa'da pazarlanma önce, etkisi ile ilgili olarak araştırmalar yapılmıştır. Bunun yapılmasının nedeni olarak, özellikle Asya’da yaşayan insanlar ile Avrupa’da yaşayanların farklı beslenme alışkanlıkları belirtilmiştir. Böylelikle her iki bölgede yaşayan insanların bağırsak floraları karşılaştırılmış ve etkisi tartışılmıştır. Amerika’da düzenli olarak günde 1 şişe yakult diyetlerde önerilmekte ve tüketicinin bu dozdan fazla tüketilmesinin de herhangi bir zararı yoktur denilmektedir. Probiyotik ürünlerin insan sindirim sistemine yerleşmeleri için en az 2 haftaya ihtiyaçları vardır. Yakultun faydalarını gözlemleyebilmek için 14 gün boyunca günde 1 şişe yakult tüketilmesi önerilmektedir (Ernas ve Karagözlü, 2003).

İlk olarak Dr. Shiroto’nun kliniğinden dağıtımı yapılan yakult, 1935 yılında marketlere franchisingleri verilerek satılmaya başlanmıştır. “Yakult Honsha Co. Ltd” ise 1955 yılında kurulmuştur. 1964 yılında denizaşırı ülkelerde satışına Tayvan ile başlanmış, 1966 yılında o dönemde Brezilya’ya çok sayıda Japon’un göç etmesiyle bu bölgeye yönelinmiştir. Avrupa’da ilk şubesini ancak 1991 yılında Hollanda’nın Amsterdam şehrinde açtıktan sonra, üç yılın ardından Avrupa’daki ilk plantasyonunu da Hollanda’nın bir diğer şehri Almere’de kurmuştur. 1995 yılında Belçika, 1996’da da Almanya pazarına girmişlerdir. Ancak 1996 yılında ülkemizde de faaliyette başladıklarını internet sitelerinde belirtmelerine karşın günümüzde bu yönde bir çalışma bulunmamaktadır (www.yakult.com.jp). 2000’li yıllarla birlikte firmanın yer aldığı pazar sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Yakult, 5 kıtada yaklaşık 30’dan fazla ülkede ve bölge de satılmaktadır. Yakult firmasının amacı ise; 2010 yılına kadar bu sayıyı 45’e çıkarmaktır. Özellikle bazı yerlerde örneğin; Amerika’nın tüm eyaletlerinde yakult bulunmaması ve Fransa’da sadece Paris’teki marketlerde yakult yer almasına dikkat ederek bu bölgelerdeki pazar paylarını yükseltmeyi hedeflemektedirler. Yakult, Avrupa’da da Japonya’daki gibi 65 ml ve 6.5 x 106 KOB/ml canlı mikroorganizma içeren şişelerde satılmaktadır. Sağlıklı bir bağırsak florası için bu miktar yeterli olmaktadır. Ancak Amerika’da 80 ml ve 107 KOB/ml canlı mikroorganizma içeriği ile satılmaktadır. Yakult’un karakteristik bir özelliği haline gelen şişeleri, geri dönüşüme sahip polystrenden üretilmektedir. Doldurulan şişeler folyo kapak yardımıyla kapatılmaktadır. Normal yakult kırmızı kapaklı iken, light ürünü mavi kapakla yer almaktadır. Avrupa’da sadece Avusturya’da 5’li paket halinde satılmakta iken, diğer ülkelerde 7’li pakette satılmaktadır. Avrupa’daki satış noktalarına hazırlanmış haldeki paketler ulaştırılıncaya kadar 4oC’de ve 48 saat saklanabilmektedirler. Japonya’da yakult ilk olarak cam şişelerde satışa çıkmıştır. Fabrikada şişe durulama ünitesinde çalışan kadınların, ellerinin çok daha yumuşak bir hal almaya başlamasıyla birlikte yakult’un kozmetik ve eczacılık ürünleri de piyasalarda yer almaya başlamıştır. 1970 yılında şirketin diğer ortakları beslenme, cilt bakımı ve eczacılık dallarında farklı veya diğer markaların altında ürünler geliştirmiştir (Wesselink, 2010).

 

Avrupa’daki yakultun pazarlanması Japonya’dakinden farklı olarak yapılmaktadır. Japonya’da “yakult ladies” pazarlamada anahtar rolü üstlenmektedir. 1963 yılında ‘yakult ladies’in tanıtılmasının ardından, şu anda 40,000 civarındaki ev hanımı franchies yoluyla bu işi yapmaktadır. Gün içerisinde herhangi bir zamanda ve yere bir şişe yakult ulaştırarak tüketimi teşvik etmektedirler. Japonya’da dışarıdaki 35.000 “yakult ladies” yardımıyla yakult ürünlerinin pazarlamasını yapmaktadır. Ancak Avrupa’da yakult, “yakult ladies” tarafından pazarlanmamakta, bu hanımlar sadece süper marketlerde ki tanıtımlarda yer almaktadır. Çocuklara animasyon karakterleri ile yetişkinlere ise doktor tavsiyesi ile yakult tüketimi önerilmektedir. Firma, 2004 yılında Danone firması ile stratejik bir ortaklık kurmuştur. Danone, Yakult Honsha Co.Ltd.’nin % 20 hissesini almıştır. Bu ortak girişim, Hindistan ve Vietnam pazarı için de probiyotik gıdalar üretmeye başlamışlardır. Ayrıca Ar-Ge çalışmaları da sürmektedir. Diğer yandan en son 2011 yılında Viyana’da sadece Yakult üzerine bir sempozyum düzenlenmiştir. Böylelikle bilim çevrelerinin de bu ürüne ilgilerinin sürdürülmesi sağlanmaktadır  (Wesselink, 2010).

 

Kefir

Kefir, Kafkasya kökenli, kendine özgü bir mikroflorası (laktik asit bakterileri, asetik asit bakterileri ve mayalar) olan geleneksel fermente bir süt içeceğidir. Kefir tanesi, yaklaşık 1-2 mm ile 3-6 mm’ye kadar değişen boyutlarda, sarımtırak renkte patlamış mısır veya karnabahara benzer bir görünümdedir. Kefir tanesinin elastik yapıda olması istenirken, yumuşak ve yapışkan olanları tercih edilmez. Kefirin yapımında kullanılan kefir taneleri temiz ve dikkatli bir şekilde saklandığında uzun süre tekrar kullanılabilmektedir. Kefir taneleri veya bu tanelerden hazırlanan ana kültürün inek, koyun, keçi sütü ile fermantasyonu sonucunda asetik asit, laktik asit ve CO2 içeren kefir elde edilmektedir (Karagözlü, 2003). Böylelikle, kefir tanesinde bulunan bakteriler ve mayalarla birlikte bu mikroorganizmaların metabolitlerini de içeren doğal probiyotik bir içecek olarak kabul edilmektedir (Yüksekdağ ve ark, 2004). Kefirin fermantasyonu sırasında; laktozdan laktik asit oluşumu, laktozdan karbondioksit oluşumu, kefire özgü olan kefir aromasının oluşumu, sınırlı ölçüde protein, pepton ve amino asidin parçalanması ile yavaş proteoliz meydana gelmektedir (Ötleş ve Çağındı, 2003; Karagözlü 2003).

 

Yapılan araştırmalar sonucunda bu içeceğin, pek çok rahatsızlığa iyi geldiği; kullanan kişilerin daha az hastalandığına ulaşılmıştır. Bu da kefiri, dünyanın pek çok ülkesinde bilinen ve  ticari anlamda da üretimi yapılan bu içecek haline getirmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda kefirin, antikanserojenik antimutajenik, antiviral, antimikrobiyal ve kolestrol düşürücü etkisi saptanmıştır (Yerlikaya ve Karagözlü, 2007; Yerlikaya ve ark. 2010). Kefirin içerisinde su, protein, laktoz gibi maddelerin yanında sağlığımız için çok önemli olan birçok vitaminler, mineraller ve iz elementlerde yer almaktadır (Tablo 2). Kefir tanesinin içerisinde mikroorganizmalar olarak, Laktik asit bakterileri (Lactobacillus brevis, L.kefir, L. asidofilus, L.casei, L.caucasius, L.bulgaricus); Lökonostoklar (Leuconostoc dextranicum); Asetik asit Bakterileri (Acetobacter aceti, A. rasens); Mayalar (Kluvyveromyces marxianus, Torulaspora delbrueckii, Candida kefir, Saccharomyces cerevisia); Streptokoklar  (Streptococcus lactis, S.durans, S.cremoris, S.citrovorum, S.diacetylactis); kazein, polisakkaritler  matriks biçiminde kümeler halinde yer almaktadır (Marshall and Cole, 1985; Koroleva, 1988; Karagözlü 2003).

 

Kefir, geleneksel yöntemlerle hazırlandığında; kaynatılan süt 20-25 oC soğutulmakta daha sonra içerisine kefir taneleri eklenmektedir. Fermantasyon işlemi 20-25 oC’de 18-24 saat içerisinde gerçekleşmektedir. Daha sonra kefir taneleri sütün içerisinden ayrılmakta ve oluşan kefir 4 oC’ye soğutulmaktadır. Böylelikle içilebilir kıvamda kefir hazırlanmaktadır. Kefirin kullanım sonrasında saklanması ise; yine 4 oC’de soğuk ve kapalı bir ortamda gün ışığı görmeyen koşullarda olması gerekmektedir (Yerlikaya ve Karagözlü, 2007). Kefir tanesi kullanılarak kefir üretiminin zorlukları olsa da üretimde starter kültür kullanımı ürünün standardizasyonu açısından önemli olması nedeniyle günümüzde endüstriyel olarak kefir üretimini yaygınlaştırmıştır (Marshall ve Cole,1985). Endüstriyel anlamda kefir üretimini kefir tanesinden elde edilmesi zordur. Bu durum, kefir tanesinin orjinin farklı olmasının yanı sıra kullanım ve muhafaza koşullarından kaynaklanmaktadır (Zourari and Anifantakis, 1998; Dinç A. 2008). Endüstriyel anlamda kefir üretimi bu yüzden kefir tanesinin yerine onunla aynı özellikle sahip starter kefir kültürü ile yapılmaktadır. Kuru maddesi ve yağı standardize edilmiş çiğ süt 85- 90 °C’de 5-10 dk ısıl işleme tutulur. 20 25 °’ye soğutulan süte % 3-5 oranında kefir kültürü ilave edilerek aynı sıcaklıkta pH 4.7’ye kadar inkübasyona bırakılır. İnkübasyon sonunda pıhtı kırılarak kefir paketlenir. 4-6 °C’de bir gece olgunlaştırılan ürün pazarlanır (Yerlikaya ve Karagözlü, 2007).

 

Tablo 2: Kefirin bazı kimyasal bileşenleri ve enerji değeri (100 ml) (Renner ve Renz – Schaven, 1986).)

 

BİLEŞENLER

 

BİLEŞENLER

 

Enerji (kcal)

65 kcal

İz Elementler

 

Yağ (%)

3.5

Demir (mg)

0.05

Protein (%)

3.3

Bakır

12

Laktoz (%)

4.0

Molibden

5.5

Su (%)

87.5

Çinko

0.36

Esansiyel Aminoasitler

 

Mangan

5

Triptofan

0.05

Vitaminler

 

Fenilalanin+trozin

0.35

A (mg)

0.06

Losin

0.34

Carotin (mg)

0.02

İzolosin

0.21

B1 (mg)

0.04

Treonin

0.17

B2 (mg)

0.17

Metionin+sistin

0.12

B6 (mg)

0.05

Lisin

0.27

B12 (mg)

0.5

Valin

0.22

Niasin

0.09

Mineral Maddeler

 

C (mg)

1

Kalsiyum (g)

0.12

D

0.08

Fosfor (g)

0.1

E (mg)

0.11

Magnezyum (mg)

12

Süt Asidi (%)

0.8

Potasyum (g)

0.15

Fosfatitler (mg)

40

Sodyum (g)

0.05

Kolesterin (mg)

13

Klor (g)

0.1

Etil Alkol (mg)

0.2

         
 

 

Türkiye Süt Ürünleri Pazarında Kefir

Kefir, ülkemizde dört firma tarafından üretilmekte ve piyasaya satışa sürülmektedir. Türkiye’de 1980’li yıllarlın ortasında ilk kez kısa bir süre ambalajlı kefir üretimi yapılmıştır. Daha sonra yerel Ezine firması tarafından 2004 yılında piyasaya kefir ürününü sürmesinin ardından diğer süt ürünü firmaları kefir üretmişlerdir. Bir ara sekiz farklı firma piyasaya kefir üretirken günümüzde bu firma sayısı dörde düşmüştür. 2005 yılının ilk 8 ayında %59 oranında tonajda büyümesi ve bunun yanında %75’lik bir ciro artışı getirmesi sonucunda, beklentilerin bir sonraki yıl 2 bin 500 tonajda 10 milyon TL ciro olarak belirlenmesine neden olmuştur. 2009 yılına kadar piyasada bir stabilite yakalayan kefir, son iki yılda Pazar ve ciro kaybına uğramıştır. Piyasada firmalar 250 ml, 330 ml, 500 ml ve 1000ml;’lik ürünleriyle tüketicinin karşısına çıkmaktadırlar. Normal-Sade, light ve meyveli olmak üzere farklı tatlardaki ürünlerini piyasaya süren firmalar mümkün olduğunca bol seçenekle tüketiciye ulaşmayı amaçlamaktadır. Ancak tüketiciler bu ürünlere sadece belli başlı büyük marketlerde ulaşabilmektedir. Bunun dışındaki küçük marketlerde ve bakkallar da bu ürünlere rastlamak pekte mümkün olmamaktadır.

 

Endüstriyel Kefir Pazarlamasına İlişkin Çözüm Önerileri

Avrupa pazarına yaklaşık elli yıl önce giren yakult örneğinden hareketle, özellikle endüstriyel kefirin tüketiciler arasında tanınması, sevilmesi ve tüketilmesine yönelik olarak bazı çözüm önerileri;

 

§       Kefirle ilgili olarak hazırlanan bilimsel araştırmalar desteklenmeli ve öncelik verilmelidir.

§       Çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren kefirin faydalarını bilerek yetişmesi amacıyla, anaokullarında bu konuya yönelik grup çalışmaları yapılmalı; çocuk kanallarında animasyonlar ve çizgi filmler aracığıyla bu konu anlatılmalıdır.

§       Annelere kefirin yararlarıyla ilgili olarak bilgilendirme seminerleri verilmeli, el broşürleri yardımıyla anne-çocuk sağlığı polikliniklerde bu konun üzerinde önemle durulmalıdır.

§       Süt ve süt ürünleri üreten firmalar bu konuyla ilgili olarak bütçe ayırıp ar-ge çalışmaları yapmaları ve üniversitelerle ortak proje oluşturmaları gerekmektedir.

§       Piyasaya farklı ebatlarda ve farklı tatlar da ürünü hazırlayıp sürerek, bu konuda bütçelerinden ayırdıkları reklam bütçelerini genişletmelidirler.

§       Tüketicinin bu ürüne kolay bir şekilde ulaşması sağlanmalıdır. Kefiri sadece büyük marketlerden değil aynı zamanda mahallesindeki bakkaldan da temin edebilmelidir. Bunun yanında tıpkı yakultta olduğu gibi gezici kefir satıcılarının oluşturulması için alt yapı çalışmaları yapılmalıdır. 

§       Çocuklara yönelik olarak ürünün yanında oyuncak veya hediye ek bir promosyon ürünü daha eklenerek bu konuda tercihlerini diğer içeceklerden ziyade kefire yöneltmeleri sağlanmalıdır.

§       Süt ürünlerinin yanında promosyon olarak kefir verilmesi veya marketlerde kefir ikramı yapılarak tanıtımı yapılmalıdır.

§       Kefirin faydaları broşür, afiş, reklam, billboard düzeyinde yazılı ve sözlü basında yer almalı, bunun yanında okullarda asılmalı; bilgilendirme seminerleri sunulmalıdır. Doğru bilgi veren, soruların tartışıldığı forum bölümü olan web siteleri kurulmalıdır. Bu konuda yarışmalar düzenlenmeli özellikle okul dönemindeki çocukların ilgilenmeleri sağlanmalıdır.

§       Doktorlara özellikle diyetisyenlere bu konuya özen göstermeleri ve hastalarına faydalarını anlatmalı ve önermelidirler. Bu konuyla ilgili olarak seminerlerde yer alıp sağlık açısından bu konun pekişmesi açısından yardım alınmalıdır.

 

Kaynaklar

1.        Anderson, J.J.B., Anthony, M., Messina, M., Garner, S.C., 1999. Effects of phyto-oestrogens on tissues. Nutr. Res. Rev. 12, 75– 116

2.        Chou, C.C., Hou, J.W., 2000. Growth of bifidobacteria in soymilk and survival in the fermented soymilk drink during storage. Int.J. Food Microbiol. 56, 113– 121.

3.        Ernas,M., Karagözlü, C. 2003. Lactobacillus casei'nin Probiotik Özellikleri. Gıda. Dünya Yayıncılık. (8) Mart - 3 (64 -69).

4.        Gill H.S., 1998, Stimulation of The İmmune System by Lactic Cultures, İnternational Daily Journal 8 535-544

5.        Gönülateş N., 2008, Kefirin İnsanlar Üzerindeki İmmunamodilatör Etkisinin Araştırılması, Süleyman Demirel Ün.,Tıp Fak., Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı, Isparta

6.        Gürsoy,O.,Kınık,Ö. 2005. Probiyotik bakterilerin klinik uygulamalarında yeni gelişmeler.(I). E.Ü.Ziraat Fakültesi Dergisi 43:181-188

7.        Karagözlü C., 2003, Kefir- Probiotic Fermanted Milk Product, 50th Anniversary of The University of Food Teknology HIFFI 15-17 Oct., Collection of Scientific Works of The HIFFI Plovdiv Vol(L)50 Issue: 2.pp:404-409-ISSN 0477-0250 UFTA Academic Publising House, Plovdiv, Bulgaria.

8.        Koroleva N.S.,1988, Technology of Kefir and Kumys.IDF Bull. 227, 96-100

9.        Marshall W.M.E., Cole W. M., 1985, Methods for Making and Fermented Milks Based on Kefir, J. Dairy Res., 52,451-456.

10.     Matsuyama, J., Hirata, H., Yamagishi, T., Hayashi, K., Hirano, Y.,Kuwata, K., Kiyosawa, I., Nagasawa, T., 1992. Fermentation profiles and utilization of sugars of bifidobacteria in soymilk. Nippon Shokuhin Kogyo Gakkaishi 39, 887–893 (in Japanese).

11.     Ötleş S., Çağındı Ö., 2003, Kefir: A Probiotic Dairy Composition, Nutritional and Therapeutic Aspects. Pakistan Journal of Nutrition., 2(2): 54-59

12.     Renner E., Renz- Schaven. 1986. Nahrwerttabellen für milch und milchprodukte. ISBN 3.926041-00-5. Verlag B. Renner. Köhner K. G. Gieben, Germany.

13.     Setchell, K.D.R., Cassidy, A., 1999. Dietary isoflavones: biological effects and relevance to human health. J. Nutr. 129, 758S– 767S

14.     Spanhaak S., Havenaar1 R., Schaafsma1 G., 1998,  The effect of consumption of milk fermented by Lactobacillus casei strain Shirota on the intestinal microflora and immune parameters in humans, European Journal of Clinical Nutrition 52, 899-907.

15.     Vasiljevic T., Shah N.P., 2008, Probiotics—From Metchnikoff to bioactives, International Dairy Journal 18; 714– 728 .

16.     Wesselink, W. 2010. Yakult After 15 Years  Producing in Europe Stil Not Recognized by the EU. European Dairy Magazine 3; 22 – 25.

17.     www.fil-idf.org

18.     www.yakult.com.jp

19.     Yerlikaya O., Akpınar A., Kınık Ö., Uysal H., 2010, Keçi Sütü-II:Keçi Sütü Kullanılarak Üretilen Özel Ürünler, Süt Dünyası Kasım-Aralık 2010, Sayı:29, sf:56-60

20.     Yerlikaya O., Karagözlü C., 2007, Geleneksel Fermente Süt İçeceğimiz: Kefir, Süt Dünyası Kasım-Aralık 2007 Sayı:11, sf:56-6

21.     Yüksekdağ Z.N., Beyatlı Y., Aslım B., 2004, Determination of Some Characteristics Coccoid Forms of Lactic Asid Bacteria İsolated from Turkısh Kefirs with Natural Probiotic. Lebensm.-Wiss.u.-Technol., 37: 663-667 

22.     Zenith International. (2007). Functional dairy drinks-2007. Report. Bath, UK. 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz