Gıda Teknolojisi Facebook Gıda Teknolojisi Twitter Gıda Teknolojisi RSS
Ekonomik baharat kaliteli olandır

Üretim firması olmalarına rağmen, üretimden değil Ar-Ge’den katma değer yarattıklarını belirten Pacovis Gıda’nın Genel Müdürü Orkan Sözer, pek çok sektörde olduğu gibi gıda katkıları konusunda da ucuzluğun ekonomik olmak anlamına gelmediğini, marketler arasındaki kıyasıya daha ucuz olma yarışının günün sonunda üreticiye büyük bir baskı olarak döndüğünü söylüyor. 

 




kaliteli_baharat.jpg

Marketler arasındaki kıyasıya rekabet üreticiyi vuruyor

Yurtiçi ve yurtdışından tedarik ettiği baharatları Türkiye gıda üreticilerine ulaştıran Pacovis, et sektörüne baharatlar, baharat karışımları, antimikrobiyeller, su tutucular, yumuşatıcılar gibi fonksiyonel ürünler sunuyor.  Ürün ve hizmet kalitesinden taviz vermediği için müşteri portföyünü sürekli genişleten Pacovis, geçen yıl bir önceki yıla oranla yüzde 250 büyüdü.

 

Pacovis’i kısaca tanıtır mısınız, Türkiye’de ne zaman faaliyete başladınız?

Pacovis Türkiye, Türkiye’nin en büyük baharat üreticisi ve ihracatçısı olan Kütaş Tarım ve İsviçre’nin en büyük gıda katkı üreticisi Pacovis AG firmalarının eşit ortaklığıyla Mart 2008’de kurulmuştur. Pacovis Türkiye’nin misyonu, endüstriyel pazara baharatlar, baharat karışımları ve fonksiyonel katkılar tedarik etmektir.

 

Pacovis Türkiye, ağırlıklı olarak hangi gıda sektörlerine hitap ediyor?

Özellikle hazır gıda ve et sektörü olmak üzere baharatın kullanıldığı tüm sektörlere hitap ediyoruz. Ayrıca başta şarküteri olmak üzere birçok segmente de karışımlar ve fonksiyonel katkılar üretiyoruz. Pacovis Türkiye, baharat sektöründe Kütaş grubunun senelere dayanan kalite ve üretim konusundaki bilgi birikimi ve tecrübesi ile kendine yer edinmiş ve fonksiyonel ürünlerde Pacovis Gurubunun 1930’lardan süre gelen bilgi birikimi ile entegre olmuş bir üretim ve kalite sistemine sahip. Bu özellikleriyle ülkemizdeki birçok ciddi gıda firmasının çözüm ortağı olmayı başarmış durumdayız.

 

Hammadde temininde ne tür kıstaslarınız var? Genelde  yurtiçi tedarikçilerle mi çalışıyorsunuz?

Hammaddelerimizi yurtiçi ve yurtdışı tedarikçilerden tedarik ediyoruz. Bu nedenle yurt içinde üretilen hammaddelerin yanı sıra Vietnam, Brezilya, Mısır, Çin, Bulgaristan, Suriye, Hindistan, İsviçre, Danimarka menşeli hammaddeler kullanıyoruz. Bizim için kullanacağımız hammaddenin kalitesi ve sürekliliği çok büyük önem taşıyor. Kalite derken ürünün mikrobiyolojik yükü, renk, aroma gibi fiziksel özellikleri ve yabancı maddelerden bağımsız olmasından bahsediyoruz. Sonuçta Türkiye’nin en ciddi ve titiz endüstriyel firmalarına baharat ve baharat karışımları gibi kritik ürünler sunmanın en önde şartı ürün kalitesi.

 

Ağırlıklı olarak yurtiçi pazarlarda mı varlığınızı sürdürüyorsunuz?

Bizim ağırlıklı pazarımız yurtiçi. Gurubumuzun ana firması Kütaş Tarım, dünyanın en önde gelen kekik, defne, adaçayı ve biberiye üreticisi ve ihracatçısı olduğu için bizim baharat ihracatı konusunda yoğun bir çalışmamız yok. Pacovis Türkiye olarak bazı Batı Avrupa ülkelerine karışım ihraç eder durumdayız. Ancak gerek baharatların gerekse fonksiyonel girdilerin büyük bir kısmı ithal olduğu için ihracatımızı yükseltmekte zorluk çekmekteyiz.

 

Uluslararası bir firma olarak, sektörün ülkemizdeki gelişimi hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Çok geniş bir endüstriyel yelpazeye hitap ettiğimiz için sektörümüzün farklı segmentlerindeki iniş çıkışları rahat takip edebiliyoruz. Ülkemizde ambalajlı ve gıda güvenliği ön plana alınarak üretilen ürünlere doğru bir kayış var. Ancak ekonomik sıkıntılar tüketimin istenen boyutlara varmasını engelliyor. Marketler arasındaki kıyasıya “daha ucuz olma yarışı” da günün sonunda üreticiye bir baskı olarak dönüyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye’deki kar marjları gelişmiş ülkelere göre çok daha düşük, rekabet çok daha yüksek. Ayrıca gelişmiş pazarlardan farklı olarak kayıt dışı ekonominin getirdiği haksız rekabet de son derece yüksek. Ama Türkiye büyüyen bir pazar, genç bir toplum ve çok uluslu firmaların burada olmamak gibi bir lüksü yok.     

 

Pacovis olarak Ar-Ge alanında geliştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Pacovis aslında bir üretim firması olmakla beraber, üretimden değil Ar-Ge’den katma değer yaratıyor. Birbirinden farklı birçok müşteri için karışımlar üretiyoruz ve bunları ağırlıklı olarak İzmir’deki tesisimizde bulunan laboratuvarlarımızda geliştiriyoruz. İlk 2-3 senemizde İsviçre’deki şirketimizden çok Ar-Ge desteği aldık hala da gerekli olduğu zamanlar destek alıyoruz. Bizim karışımlarımızı ürüne bağlı olarak sadece %1 ile % 5 arasında kullanılıyor. Birçok ürüne tadı, aromayı, rengi, fonksiyonel yapısını bizim katkılarımız kazandırıyor. Ayni zamanda verimi ve maliyeti de ciddi olarak etkiliyor. O açıdan bizim ana işimiz sürekli ürün geliştirerek müşterilerimizin tedarikçisi değil “çözüm ortağı” olmak.

 

İşlenmiş gıdada özellikle kırmızı ette yaşanan taklit ve tağşiş olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Et sektörü konusunda bu konuyu konuşmayı doğru bulmuyorum. Sadece yapan ile yapmayanı birbirinden çok iyi ayırmak gerekli diye düşünüyorum. Biz et sektörüne mal veriyoruz ama asıl uzmanlığımız baharat ve bizim segmentimizdeki en önemli sıkıntı tağşiş adını verdiğimiz, baharatları ucuzlatmak amacıyla baharata daha ucuz girdiler katılması. Ne yazık ki bir çok yerde baharatların işlenmiş ve vadeli olarak, hammadde fiyatlarından daha ucuza satıldığını görüyoruz. Bu da o baharatın saf olmadığı anlamına geliyor. Bu konuda müşterilerimize sürekli bilgilendirmede bulunuyoruz ve nitekim bir çok endüstriyel firma faturada görünen fiyatı daha yüksek olmasına rağmen, günün sonunda çok daha ekonomik biz çözüm sağlayan saf malları kullanmayı tercih ediyor.

İkinci bir sorunumuz da gıda ithalatında hem süre hem de maliyet olarak çok yıpranıyor olmamız. İstenilen analizler, bürokratik işlemler derken limana gelen bir malı çekmek 15 günü buluyor. Hem analizler hem de limanda ve antrepoda geçen süreler de maliyeti arttırıyor. Bunun yanı sıra baharatlarda çok enteresan bir vergisi sistemi de var. Örneğin Türkiye’de üretimi olmayan karabiber %30 gümrük vergisi var. Zaten ticaretimizin kronik yarası olan kayıt dışı ticaret de buna eklenince, işimiz bir hayli zorlaşıyor. Kısacası işini düzgün yapan firmalarla rekabet etmekte hiçbir sorun yaşamıyoruz ama tağşişli mal satan, ülkeye kaçak veya düşük faturayla giren malları satan, faturasız mal satan firmalar sistemin içinde kalabildiği müddetçe zorluklar yaşamaya devam edeceğiz.

 

Pacovis Türkiye’nin büyüme hedefleri hakkında bilgi verir misiniz?

Sadece geçen sene % 250 büyüdüğümüz düşünülürse, hiç şüphesiz çok iddialı büyüme hedeflerimiz var. Ancak bizim için esas olan bugün ticari şartları sağlayabildiğimiz için satış yapmaktan çok, müşterilerimiz ile sürekli bir çözüm ortağı ilişkisi kurarak onların yeni ürünler  geliştirmelerine ve bu ürünlerde kalite ve maliyet avantajı sağlamalarına yardımcı olmak.  Ayrıca biz çok köklü iki firmanın ortaklığı ile kurulmuş olduğumuz için, cirosal anlamda büyüme kadar stratejik hedefler koymanın ve bu hedeflere ulaşmanın da çok önemli olduğunu biliyoruz ve bazen bu hedefleri, ciro ve kar hedeflerinden bile daha fazla önemsiyoruz. Zamanında çok satış yapmış, çok para kazanmış bir çok firmanın piyasadan silindiğini hepimiz görüyoruz. Bu da uzun vadeli vizyon ve stratejik hedef eksikliğinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.

 

Yer aldığınız sektörün ve  üreticinin ülkemizde son yıllardaki durumunu değerlendirir misiniz?

Biz kendimizi baharat gibi tarımsal bir ürünü endüstriyel ürün haline getiren bir firma olarak görüyoruz. Karışımlar konusunda ise bir Ar-Ge merkezi olarak. Türkiye artık tarımı endüstriyel anlamda kabul eden ve yaşatan bir ülke olmak için ciddi bir mücadele veriyor ama maliyetler ciddi bir problem. Öncelikle enerji maliyetleri. Sonrasında işçilik üzerindeki resmi yükler. Teknoloji kullanımının yeterli düzeyde olmamasından dolayı ürün seçimi ve verim ile ilgili problemler. Tarlaların bölünmelerle küçülmesi ve ekonomik büyüklükten uzaklaşılması. Aynı şekilde hayvancılık konusunda da ciddi problemler var. İthal et girişiyle beraber birçok besi tesisi kapanmaya başladı. Tabii bence asıl soru ithal et girsin mi, girmesin mi değil; asıl soru bizim yetiştirme maliyetlerimiz neden bu kadar yüksek? Neden ithal et ile rekabet edemiyoruz olmalı.  Açıkça söylemek gerekirse Türkiye’deki bazı maliyetler ve bazı uygulamalar İsviçreli ortaklarımızı bile şaşırtıyor. Bence bizim, Devletten başlamak üzere, firmalara ve bireylere kadar varıncaya kadar, tarım ve hayvancılığın önünü açabilmek için topyekûn bir seferberlik başlamamız şart.  Bu konu hem gıda tedarikinin sürekliliği, hem gıda güvenliği, hem cari açığın artmaması hem de istihdam ve sosyoekonomik dengelerin korunması açısından çok kritik.

Tağşiş konusunun sektörün en önemli sıkıntısı olmayı sürdürdüğüne dikkat çeken Sözer, “Ne yazık ki bir çok yerde baharatların işlenmiş ve vadeli olarak, hammadde fiyatlarından daha ucuza satıldığını görüyoruz. Bu da o baharatın saf olmadığı anlamına geliyor. Bu konuda müşterilerimize sürekli bilgilendirmede bulunuyoruz ve nitekim bir çok endüstriyel firma faturada görünen fiyatı daha yüksek olmasına rağmen, günün sonunda çok daha ekonomik biz çözüm sağlayan saf malları kullanmayı tercih ediyor” dedi.


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz