Gıda Teknolojisi Facebook Gıda Teknolojisi Twitter Gıda Teknolojisi RSS
Süt ve süt ürünlerinde KDV düşerse herkes kazanır

Harun Çallı
Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) Yönetim Kurulu Başkanı
 




Süt ürünleriYaklaşık 850 milyon ton olan dünya süt üretiminin %2,5’ini Türkiye karşılamaktadır. Türkiye, 206 milyar dolar olan dünya çiğ inek sütü üretim değerine, 5,2 milyar dolar (%2,5) katkı sağlamaktadır. 2010 yılında çiğ sütün sanayiye gitme oranı %54,3 iken 2018 yılı sonunda bu oran %50,05 olmuştur. Çiğ sütün sanayiye gitme oranı dünyada %63, Avrupa Birliği’nde %92, ABD’de %99’dur. Bu durum halk sağlığı açısından da çok önemli bir tehdittir. Dünyada çiğ inek sütünün üretim değeri 2016 yılında 205.695 milyon dolar iken bu değer Türkiye’de 5.238 milyon dolardır. Türkiye’de çiğ inek sütü son 10 senedir en yüksek üretim değerine sahip tarım ürünüdür. Süt ve süt ürünleri sanayi, ülke ekonomisine sağladığı değer ve kırsal kalkınmanın gerçekleştirilmesi açısından son derece önemli bir alt sektördür.  Yani Türkiye’de kırsal kalkınmanın temeli süt hayvancılığıdır. Fakat ülkemizde üretilen sütün yarısı mali ve sağlık yönünden hiçbir kontrole tabi tutulmadan tüketilmektedir. Kayıt altına alınamayan ve dünya standartları altında devam eden bu üretim şekli uzun vadede ülkemiz sütçülük sektörünü küçültmeye devam edecektir.
 
Türkiye'de içme sütü üretim miktarı son beş yıl içerisinde yaklaşık %25 oranında artış göstermiştir. Ülkemizde 2018 yılında bütün türlerden elde edilen toplam süt üretim miktarı bir önceki yıla göre %6,9 oranında artarak 22 milyon 120 bin 716 ton olarak hesaplanmıştır. Geçtiğimiz Kasım ayı rakamlarına bakacak olursak, 2019 yılını önceki yıla göre düşüş ile kapatacağımız netleşmiştir. Süt ve süt ürünleri üretimindeki bu düşüşün nedenleri dikkatlice sorgulanmalı ve bir an önce gerçekçi tedbirler alınmalıdır. KDV indirimi konusunda atılacak bir adım tüketiciden başlayarak, sanayicimize ve çiftçimize kadar tüm tarafları büyük oranda rahatlatacak devletimizin vergi gelirleri artacaktır.
 
 “KDV neden %1’e indirilmeli?” 
Tarım ve özellikle süt sektörü, üretimde ve gelir dağılımında çok geniş etkileri olan bir sektördür. Ürünün tarladan sofraya izlenebilirliğinin sağlamak için gıda güvenliği ve gıda güvenilirliği standartlarının kamu iradesi gözetiminde hassasiyetle sahiplenilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sektörde sanayi üretimi kalitemiz ve kapasitemiz çok yüksek uluslar arası rekabette varız, ancak kalite maliyetlerimiz ve diğer girdi maliyetlerimiz çok fazla. Her geçen gün yeni uygulamalarla vergi yükümüz artıyor. Ekmekteki %1 KDV oranı ile karbonhidrat desteklenirken, sütteki %8 KDV oranı ile hayvansal proteine erişim zorlaşmaktadır. Bu durum aynı zamanda kayıt dışını da özendirerek haksız rekabete ve milli gelir (vergi) kaybına da yol açmaktadır. Hayvansal protein olarak insanların yaşamsal ve vazgeçilmez temel gıda maddesi olan süt ve süt ürünlerinin de ekmeğe, yumurtaya endeksli bir KDV oranına çekilmesi (%1), hatta KDV oranlarının sıfırlanmasıyla sosyal bir beslenme anlayışına geçilmesi gerektiği değerlendiriyoruz.  
 
“Mevzuat sokakta kayıt dışı süt satışını yasal hale getirmiyor ancak özendiriyor”
Toplumda Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından çıkartılan mevzuatla çiğ süt satışlarının serbest bırakıldığı gibi yanlış bir algı oluşmuştur. “Vatandaşımız bunu sanki koşulsuz olarak herkes çiğ süt satabilir veya açıkta süt (sokak sütü) satışı yasallaşmış gibi algılamıştır. Halbuki mevzuat koşullu olarak ari çiftlik sertifikalı çiğ süt satışına izin vermiş ve Tarım ve Orman Bakanlığı çıkardığı mevzuatta satış koşulları ve şartlarını belirlerken, özel otomasyon sistemlerde, hastalıktan ari belgesi olan çiftliklerden elde edilen kayıtlı, takip edilebilir sütlerin satışını uygun görmüştür. Bu durum sektörde oluşturduğu haksız rekabetin yanında brusella gibi hayvandan insana geçen birçok hastalığın var olduğu düşünüldüğünde ülkemiz için tüketicinin sağlığını ciddi bir şekilde tehdit eden çok büyük bir gıda güvenliği sorunudur. Çünkü sanayici tarafından kalite yetersizliği sebebiyle kabul edilmeyen sütler, merdiven altı işletmeler tarafından kayıt dışı olarak ve gıda güvenliğinden uzak biçimde işlenmektedir. 
 
“Taklit ve tağşiş yapanlara ağır cezalar getirilmeli”
Bugün İstanbul gibi bir metropole hiçbir sağlık ve mali kaydı olmadan günlük 800 tona varan miktarda çiğ süt girdiği tespitlerimiz arasındadır. Vatandaşımız, organik kandırmacası altında bu sütlere özendirilmekte böylece bu haksız uygulamaya talep artmaktadır. Hem vatandaşımız kendi sağlığından olmakta hem de devletimiz vergi kaybı yaşamaktadır. Kayıt dışı pazarlanan bu sütün litresi organik kandırmacası ile 5 T’yi geçmiştir. Piyasada çok fazla sayı ve miktarlarda taklit ve tağşiş süt ürünleri bulunmaktadır. Bu ürünler gıda güvenliği kurallarına ve yasalara uygun üretim yapan, düzenli olarak denetlenen fabrikalarımızla birlikte aynı koşullarda satılabilmektedir. Bu tam anlamıyla haksız rekabettir. Bu ürünlerin önüne geçmek için Bakanlığımızın son dönemde almış olduğu caydırıcı kararların mevzuata dönüşmesini istiyor ve sonuna kadar destekliyoruz. Denetleme sıklığının artarak, bu kararların bir an önce uygulamaya konmasını bekliyoruz. 
 
“İhracatı artırmak istiyorsak sütte kaliteyi artırmalıyız”
Süt sektörünün tüm taraflarının temsil edildiği Ulusal Süt Konseyi (USK) Yönetim Kurulu, konseyin kuruluş mevzuatı gereği çiğ sütte tavsiye niteliğinde referans fiyat belirleyerek, kamuoyuna açıklıyor. USK Yönetim Kurulu, Aralık 2016’daki yılında referans fiyat belirlerken bir ilke imza attı ve referans fiyatta kaliteyi kriter olarak aldı. Aslında ideal sütte olması gereken yağ ve protein değerlerini belirtti. Konseyin çiğ süt referans fiyatını kalite kriteriyle belirlemesi önemli bir gelişmeydi. Bu kalite ile üreticinin sütünün tavsiye fiyatından satılması, sanayinin uygun maliyetle ideal sütü tedarik ederek, katma değerli ürünlere dönüştürmesi ve böylece hem iç tüketime hem de ihracata sunması mümkün olacaktır. Son yıllarda AB standartlarında süt üreten çiftlik sayısındaki artışa rağmen halen ülkemizde çiğ süt kalitesi düşüktür. Yani ideal süt değerlerinin altındadır. Özellikle mevsimsel olarak bu belirgin şekilde görülmektedir. Düşük kaliteli süt fabrikalarda insan sağlığına uygun olmadığı için ürüne çevrilememekte, bu da sanayinin kaliteli hammadde tedarikinde sıkıntıya yol açmaktadır.
 
Diğer taraftan, Türkiye’deki süt fiyatları uluslar arası piyasa fiyatlarının üzerindedir. AB ülkelerindeki çiğ süt ile ülkemizdeki çiğ sütün yağ ve protein değerlerini dikkate alarak baktığımızda fiyatımızın 30 kuruş/litre daha yüksek olduğu görülmektedir. Bunun da nedeni, çiğ süt üretiminin önemli girdi kalemindeki maliyet yüksekliğidir. Üreticiler, hayvan beslenmesinde özellikle yüksek yem fiyatları ile karşı karşıya kalmakta, bu da maliyetleri artırmaktadır. Çiğ süt üretimi yapan çiftçimizin dünyadaki rakipleri gibi ucuz yem materyali bulabilmesi için öncelikle biyoteknoloji alandaki mevzuat kısıtları bir an önce hafifletilmeli ve ülkemize ucuz yem girdisi sağlanmalıdır. Sonuçta, süt ve süt ürünleri ihracatçısı firmalarımız, başta AB olmak üzere uluslararası piyasalardaki düşük fiyatlarla rekabet etmekte zorlanmaktadır.
 
“İhracatçılarımız dünya pazarında tutunamıyor”
Çiğ süt regülasyonunun katma değeri düşük olan süttozu ile yapılması ve ihracatın önündeki engeller nedeni ile ihracatçılarımız dünya pazarında tutunamıyor. Son yıllarda içinde bulunduğumuz coğrafyadaki gerilimler nedeni ile ihracat pazarlarında daralma görülmekte ancak ihracatçımız bu daralmayı yeni ülkelerle (Asya ve Afrika ülkeleri) aşmaya çalışmaktadır. İhracatta hedef pazara girebilmek ve pazarda uzun vadede varlığı devam ettirmek, temelde fiyat ve kalite olmak üzere iki unsur ile doğrudan ilişkilidir. Kalite anlamında avantajlı olan sanayicilerimiz, üretimlerindeki en önemli maliyet unsuru olan çiğ sütü rakiplerinden daha pahalıya tedarik etmektedir. Küresel piyasalarda varlığımızı sürdürebilmek için hem süt üreticimizi hem de sanayicimizi geliştirecek bir destek modeline ihtiyaç vardır. Bu modele bir an önce karar verilmeli ve uygulamaya başlanmalıdır. Zira, çiğ sütün katma değeri düşük olan süttozu ile regüle edilmesinin yararı değil zararı açıkça ortadadır. Burada katma değeri yüksek olan ve ıslak ürün olarak tabir ettiğimiz peynirin öne çıkması gerekmektedir. Dünyadaki süt üretimi olarak ilk 10 içinde yer alan ülkemizin 2018 yılındaki peynir ihracatının 166 milyon dolar ile uluslararası sıralamada 26. olması ise bizi üzmektedir. Daha az süte sahip olan birçok ülke ihracat bilinciyle hareket ederek hem üreticisini hem de sanayisini geliştirmeyi başarmıştır. İhracat sayesinde çiğ sütün kalitesinin, miktarının ve üreticilerimizin gelirinin artacağı unutulmamaldır.
 
ASÜD Türkiye’nin su riskini değerlendiriyor
2019 yılında bir ilke daha ASÜD olarak imza attık. Artık suyun en değerli varlıklarımızdan biri olduğunu bilmemizin yanında onun sınırlı bir varlık olduğunu da içselleştirmemiz gerekiyor. Suyun her aşamada ve her ölçekte korunması, koruma-kullanma dengesinin sağlanması, suyun sürdürülebilir planlamanın mihenk taşı olması hepimiz için hayati önemde. Bu yüzden gündelik yaşamımızda sahip olduğumuz bireysel ve kurumsal rollerle suyumuzu korumak için sorumluluklarımızın bilinci ile Sivil Toplum Diyaloğu V. Çağrı dönemi kapsamında “Türkiye Sütçülük Sektörünün Su Sürdürülebilirliği: Verimlilik, Riskler ve Kırılganlıklar” Projesini ASÜD olarak hayata geçirme kararı aldık. Artık finansal varlıklarımız yanı sıra çevresel varlıklarımızın da muhasebesini tutacağız.

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz