Gıda Teknolojisi Facebook Gıda Teknolojisi Twitter Gıda Teknolojisi RSS
Halk sağlığı hedef olunca

Necdet Buzbaş
TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı




Koronavirüs ve gıdaDünya Sağlık Örgütü (WHO), Çin’in Wuhan kentinden yola çıkan corona virüsün kıtalar arası boyutlara varan yayılmasını 11 Mart 2020 tarihinde tüm dünyaya pandemi olarak resmen ilan etti. Sağlık Bakanlığımız, pandemi ilanından önce oluşturduğu Bilim Kurulu ile erken davranarak süreci yönetmekte önemli bir başarı sağladı. Covid-19 salgının en az hasarla atlatılması ve kısa sürede sönümlendirilmesi, vatandaşların vazedilen önlemlere kayıtsız şartsız uymalarıyla mümkün. Bunun için doğru bilgiye ulaşım yaşamsal öneme sahip. Kamu kendi ölçütleriyle bunu sağlamaya gayret ederken, halkın bilgi kaynaklarının ağırlıkla başında gelen TV kanalları (%60) da büyük katkı verdiler, kişileri ekran karşısına çekmekte başarı sağladırlar. Gerçi bizim yaşıtların “evde kal” zorunluluğu onlara epey kolaylık getirdi.
 
İlk günlerin kaygıları ile ben de iyi bir izleyici olmaya gayret göstererek yeni ve doğru bilgiler edinmenin peşinde koşuşturdum. Resmi pandemi ilanından iki gün sonra 13 Mart 2020 akşamı CNN Ulusal TV kanalında coronavirüs adlı program dikkat çekiciydi. Programın yöneticiliğini Ahmet Hakan yapıyor, stüdyodan konuşmacılar Dr. Ü. Aktaş (fitoterapist), Prof. Dr. N. Tarhan (psikiyatrist), Dr. Y. Dizdar (Onkolog), Prof. Dr. Y. Üresin (farmakoloji) ve Ankara’dan katılan Prof. Dr. M. Ceyhan (Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı). Belli ki program yöneticisi stüdyodan katılımcıları belirlerken ya geleneksel reyting kaygısına düşmüş ya da pandemi konusunda en ufak bir araştırma ve hazırlık yapmadan mevcut ezberiyle yola çıkmıştı. Programın ilerleyen saatlerinde İstanbul stüdyosu pandemi güvenlik kurallarından olan az konuşma kısıtına adeta mahkum edildi. Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, bilgi zenginliği ve açıklama alçak gönüllüğü içindeki samimiyetiyle her defasında diğer konuşmacılara adeta ders verdi, kibarcası susturdu. 
 
Türkçemizde güzel bir deyiş vardır: “Bilmez, bilmediğini de bilmez”. Kişisel reyting uğruna ekrana adeta hücum eden her konuda uzman olduklarını hayal eden bu zevatın ipliğini corona virüs pazara çıkardı! Ekrandaki yüzlerden Onkolog Y. Dizdar yılın başından beri Covid-19 salgınına ilişkin çok sayıda açıklama yaptı. En sonuncusu 6 Mart 2020’de yaptığında corona virüsün bulaşma kapasitesinin yüksek olmadığını, öldürücülüğünün ise her yıl çıkan gripten farklı olmadığını belirtmişti. Oysa ki Bilim Kurulu’nun değerli üyelerinden öğrendiğimiz kadarıyla gribin yayılma hızı yüzde 10-20’lerdeyken, corona virüsün yayılma hızı yüzde 30-40’larda. Öldürücülük oranı ise gripte yüzde 0.05-0.1 arasında değişirken corona virüste yüzde 3-4 oranında.
 
Corona virüsün ülkemizde etkilerini göstermeye başladığı günlerde çok sayıda açıklamalarda bulunan bir başka isim olan Prof. Dr. Canan Karatay, kelle paça yeme önerisi ve tuzlu su ile gargara yaparak corona virüsten korunabileceğini her ortamda ilan ediyordu. Halbuki Dünya Sağlık Örgütü’nün, tuzlu suyun corona virüse karşı kanıtlanmış herhangi bir etkisinin olmadığı yönünde bildirileri vardı. Özlenen yaşam şartlarımıza dönmek için yolunu dört gözle beklediğimiz Covid-19 aşısının, aşı karşıtlığı ile bilinen Prof. Dr. Canan Karatay tarafından yanılmışlığının beyanı için iyi bir fırsat teşkil etmesi gerekmez mi?
 
Verdiğim bu iki örneğin sayısını artırmak mümkün. Ancak bu iki örneği seçmenin nedeni her iki ismin tıp dünyasından olmaları ve Bilim Kurulu’ndaki diğer meslektaşlarıyla kıyaslanabilir olmaları içindir. Tıp gibi çok fazla ihtisas koluna ayrılan ve her biri kendi sınırları içinde derinleşmeyi gerektiren alanlarda, yanlış herhangi bir iddia doğrusu ile düzeltilemiyorsa toplum üzerinden ciddi sağlık riskleri yaratabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), salgının henüz başlarında uzman olmayan kişilerce ortaya atılan iddialardan o kadar bunalmış olmalı ki, 2 Şubat 2020’de İNFODEMİ kavramını ortaya attı. İnsanların ihtiyacı olduğunda güvenilir ve geçerli kaynaklar bulmada zorluk yaşamasına neden olan, bazıları doğru bazıları yanlış bilgi fazlalığı anlamına geliyor. Tarihine dikkatle baktığımızda yanlış bilginin corona virüsten daha hızlı yayıldığını söylemek yanlış olmaz. Oxford Üniversitesi Internet Enstitüsü’nün Reuters Enstitüsü ile ortaklaşa yürüttüğü bir çalışmada, 1 Ocak ile 31 Mart tarihleri arasında yayınlanmış 225 kuşkulu haber incelendi. Bunlar içerisinde yalan ve sahte içerik paylaşımının yüzde 20’sinin tanınmış kişiler tarafından yapıldığı ortaya çıktı. Covid-19 salgınının ortaya çıkardığı çok önemli bir diğer gerçek, gerçek uzman görüşlerinin halka aktarılmasının ne kadar değerli olduğu. Bunun en güzel örneğini Bilim Kurulu üyeleri teşkil ediyor. Bıkmadan, yorulmadan hemen hemen her TV kanalına çıkarak bilgilerini bizlerle paylaştılar. Zaman ilerledikçe elde edilen yeni bulguları eskilerin yerine koymaktan yüksünmediler. Kendilerine müteşekkiriz, yanlış da ısrar etmediler. 
Covid-19 salgının özellikle ilk üç ayında gıda ile ilgili oldukça fazlaca yanlış bilgi ortalarda dolaştı. Biz tüketicilerin günlük hayatta tüketilen gıda ürünlerinin tarladan sofraya gelene kadar geçirdiği süreci ve bu sürecin çevre, toplum ve insan sağlığı ile ilişkisini anlayacak kadar doğrulara hakim olmamız gerekiyor. Gıda okur yazarlığı diye adlandırılan bu olgunun varlığı ülkemizde yazık ki pek yüksek değil. Önemli bir STK’nın Doç. Dr. kariyerli bilim insanı genel koordinatörünün 1 Mayıs 2020 tarihinde kaleme aldığı (kendi deyimi) makalesinden bir paragrafı konumuzla ilişkisi nedeniyle sizlerle paylaşmak isterim. “Sterilizasyon sebebiyle ambalajlı ürünlere olan talebin artmış olması ayrı bir açmaza sebebiyet verdi. Açık olarak kilogramla alınabilecek ürünler yerine, daha sağlıklı olduğunu düşünerek hangi şartlar altında ambalajlandığını bilmediğimiz, raf ömrünün uzun olabilmesi için ne tür kimyasallarla desteklendiğini asla bilemeyeceğimiz paketli ürünlere geri döndük.” Üzüntüm odur ki, gıda okur yazarı olamamış bu bilim insanına mevcut eğitim sistemimizin hiçbir katkı verememiş olmasıdır. Gıda ürünlerinin, hangi kimyasalları hangi oranlarda içereceklerinin yasalarla, kodeks denilen uluslar arası mevzuatlarla belirlenmiş olduğunu nasıl anlatabileceğiz? Gıda sanayinin sizin sağlığınızı sizden çok dikkate alması yasal bir zorunluluk. Burada kişisel bir tercih yapmak durumunda iseniz bunu doğru yapabilecek kadar bilgi sahibi olmalısınız. 
 
Gıda yönetiminde yasal olarak tam yetkili Tarım ve Orman Bakanlığı bu yılın başında, bu alandaki bilgi kirliliğini önlemek amacı ile yeni bir yasal düzenlemeye esas teşkil edecek bir taslak hazırladı. Taslak iki ana bölümden oluşuyor: 
 
1) Gıda Güvenirliliği,
2) Bilgi kirliliği konulu tedbir ve yaptırımlar.
 
1. Gıda Güvenirliliği:
a) Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak gıdalar toplatılacak ve imha edilecek. Bu gıdaları üreten, ithal eden kendi adı veya ticari unvanı altında piyasaya arz eden gıda işletmecelerine 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 1000 günden 5 bin güne kadar adli para cezası verilecek. Fiilin üç yıl içinde tekrarlanması durumunda 5 yıldan 10 yıla kadar gıda sektörü faaliyetinden men edilecek.
 
b) Taklit ve tağşiş yapılan gıda ve yemler işletmecisi tarafından piyasadan toplatılacak, Tarım ve Orman Bakanlığı gözetiminde imha edilecek veya ettirilecek. Taklit ve tağşiş yapılan gıda ve yemleri üreten, ithal eden kendi adı veya ticari unvanı altında piyasaya arz eden gıda ve yem işletmecisine 50 bin Türk Lirası’ndan, izlenebilirliğini sağlamadan piyasaya arzeden gıda ve yem işletmecisine 5 bin Türk Lirasından aşağı olamamak ve 500 bin Türk Lirası’nı geçmemek kaydıyla gayri safi gelirlerinin yüzde 1’i oranında idari para cezası kesilecek. Fiilin tekrarlanması durumunda 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 1000 günden 3 bin güne kadar adli para cezası verilecek, 5 yıldan 10 yıla kadar bu sektördeki faaliyetlerden men edilecek.
 
2. Bilgi Kirliliği:
a) Bilimsel dayanağı ve kanıtı olmayan, genellikle ilgili konuda uzmanlığı bulunmayan kişiler tarafından tüketicinin beslenme alışkanlıklarını olumsuz etkileyen, yazılı ve görsel medya üzerinden hızla yayılan, gıdalar hakkında yanıltıcı, yanlı ve yanlış yönlendirici, art niyetli ve kulaktan dolma bilgiler ile gıdada bilgi kirliliği oluşturan beyanlarla tüketicide gıda güvenliği adına endişe, korku ve güvensizlik yaratılmasını engellemeye yönelik 5996 sayılı kanunun 24 ncü maddesinde değişiklik yapılması.
 
Yanıltıcı yayında bulunanlara yönelik 20 bin Türk Lirası’ndan 50 bin Türk Lirası’na kadar idari para cezası getiriliyor. 
b) Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun (6112 Sayılı Kanunun 32 nci Maddesi), yayın hizmetleri ilkelerine ilave yapılıyor. Buna göre yayın hizmetler, gıda güvenliği ve güvenilirliği hususunda tüketicide endişe, korku ve güvensizlik yaratarak tüketicinin tüketim alışkanlıklarını olumsuz etkileyen gerçeğe aykırı nitelikte olmayacak.
 
Tasarı komisyonda son şeklini aldıktan sonra teklif olarak TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmek üzere sıraya alınmıştır. TBMM Genel Kurulu’nun gündem yoğunluğu nedeniyle tatil sonrası açılışı beklemek durumunda kalındı.
 
Esinlenme:
- Tarla Sera Mayıs 2020
- EKOIQ Mayıs – Haziran 2020

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz