Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

Sanayi tarımının 'Hilal'i Avrupa'da yükseliyor

Domates ve domates ürünleriyle Avrupa'ya meydan okuyan ve farklı gramajlardaki 15 ürününün tümüyle ihracat yapan Hilal Gıda'nın Genel Müdür Yardımcısı Can Aydemir, sanayi tipi domates üretiminde Türkiye'nin Avrupa için ciddi bir alternatif olabileceğini söylüyor.

Türk sanayinin duayenlerinden Nurullah Gezgin tarafından 1999 yılında Manisa'nın Muradiye ilçesinde kurulan Hilal Gıda, yakaladığı büyümeyle Türkiye'de tarıma dayalı sanayi modeline önemli bir örnek oluşturuyor. Sözleşmeli tarım modeliyle çiftçisinin standartlarını AB normlarına yükseltmeye çalışan şirket, “Nurkon”, “Salkım” ve “Nurkon Gold” markalarıyla ürettiği domates salçası, ketçap, pizza sosu gibi birçok ürünü onlarca ülkeye ihraç ederek ülke ekonomisine önemli bir girdi sağlıyor. Yılda 50 bin ton domates işleyen Hilal Gıda, Nurullah Gezgin'in isminden esinlenerek oluşturulan “Nurkon”, “Nurkon Gold” ile “Salkım” markalarıyla ürettiği domates salçası, domates püresi, ketçap ve sos gibi domates mamullerini ihraç ediyor. Bugün, farklı gramaj ve ambalajlarda 15 çeşit ürünü bulunan şirket, orta vadede ürün yelpazesini çeşitlendirip, ihracat pazarını genişleterek, Türk domatesi ve domates mamullerinin dünya pazarında hak ettiği yeri almasını hedefliyor. Hilal Gıda Genel Müdür Yardımcısı Can Aydemir, yakaladıkları başarının arkasında yatan en temel noktalardan birini, tedarikçilerini AB standarda üretim yapmaya teşvik etmek olarak açıklıyor. Hammadde ihtiyaçlarının önemli bir kısmını sözleşmeli tarımla karşıladıklarını aktaran Aydemir sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sözleşmeli tarıma çok inanıyor ve yaklaşık 400 çiftçiyle çalışıyoruz. Onlardan ürün almakla kalmıyor üretim kalitesini artırmak için teşvik ediyoruz. Çiftçinin ekeceği tohum fidelerini belirliyor, kullanacakları zirai ilaçlar konusunda yardımcı oluyor ve hasat zamanından önce tarlaları ziyaret ederek uyarılarda bulunuyoruz. Anlaştığımız bazı firmalara yönlendirerek damla sulama yöntemini kullanmaları için onları teşvik ediyoruz. Ürün kayıplarına karşı TARSİM sigortalarından yararlanmaya yönlendiriyoruz. Dağıtığımız kitapçıklarla bilgi edinmelerini sağlıyoruz.” Ürün alımlarında birçok firmanın uygulamadığı çok şeffaf ve gelişmiş bir yazılım sistemi kullandıklarını anlatan Aydemir, “Çiftçilerimizi ürünlerini fabrikaya teslim ettikten verilen bakiye fişiyle kaç ton kontratları olduğu, şu ana kadar kaç ton ürün teslim ettiği ve kontratlarını tamamlamak için daha ne kadar ürün getirmeleri gerektikleri konusunda bilgilendiriyoruz. Sürdürülebilir işbirliğini kullandığımız bu yöntemlerle sağlıyoruz” diyor.

Üretimde örnek zirai model oluşturuyoruz

Türk çiftçisinin yaşadığı ekonomik sıkıntıları gözeten şirket, geriye dönük dikey büyüme içine girerek uzun vadede hammaddeyi aynı kalite standartla-rında temin etmeyi hedefliyor. Her yıl işledikleri domatesin yüzde 10 ile 20'sini kendilerinin üretmeyi hedeflediklerini aktaran Can Aydemir, “Bu yıl 150 dönümlük bir araziye dikim yaptık. Ayrıca 30 bin Euro'luk bir yatırımla İtalya'dan fide ekim dikim makineleri ithal ettik. Bir dönüm araziyi bir işçi bir günde ekerken bu makineler bir saatte 6 dönüm yer ekiyor. Fide aralıklarını ve damla borusunu sabit çekerken ayrıca elle dikimde fidenin görebileceği zararı ortadan kaldırıyor. Bu örnek üretim modeliyle bir yandan karşılaşabileceğimiz her hangi bir hammadde sıkıntısına karşı önlem alırken, diğer yandan çiftçilerimize örnek oluşturacak ve AB standartlarına yükseltecek bir zirai model oluşturuyoruz” diye konuşuyor. Yakaladıkları başarının arkasındaki diğer bir kriteri kaliteli üretim standartları olarak açıklayan Can Aydemir, ürünlerinde hiçbir katkı maddesi kullanmadıklarını belirtiyor. Kullandıkları gelişmiş takip sistemiyle fabrikaya gelen her kamyondan 5 kg domatesi analiz ettiklerini belirten Aydemir, çıkan sonuçların üreticilerle paylaşıldığını ve bu yöntemle de üründe herhangi bir kalıntı olmasının önüne geçildiğini aktarıyor. Aydemir, “Kalitemizi belirleyen şey; bir almış olduğunuz domatesin kalitesi, iki üretim koşullarında domatesi doğru bir prosesten geçirmeniz. İşin bu iki bacağını son derece önem veriyoruz” diyor. Türk salçasının lezzetini dünyaya taşıyoruz Üretimlerinin tamamını ihraç eden Hilal Gıda, pazarda, İtalyan, İspanyol, Portekiz ve Çinli firmalarla rekabet ediyor. İngiltere, Almanya gibi Avrupa Birliği ülkelerinin yanı sıra Irak'a da ihracat yaptıklarını aktaran Can Aydemir, bu bölgelerde kuvvetli dağıtım ağına sahip distribütörlerle çalıştıklarını belirtiyor.“ Türk salçasının kalitesini ve lezzetini bilinmeyen yerlere taşımaya odaklandık. Önümüzdeki süreçte de kendi domatesini yetiştirmeyen ancak domates tüketen, kalitemizi algılayacak, gelir düzeyi yüksek AB ve İskandinav ülkelerine konsantre olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuşuyor. Kısa vadede ürün yelpazesini daha da çeşitlendirmeyi hedeflediklerini işaret eden Can Aydemir, “Pek çok gelişmiş ülkede domates sosları makarnaların yanında satılır. Küçük ambalajlarda, cam kavanozlarda tercih edilen ürünlerdir bunlar. Baharatıyla, sarımsağıyla, soğanıyla, bizim 'şakşuka' dediğimiz sosları üreterek gelen talepler doğrultusunda ürün yelpazemizi daha da genişletmeyi hedefliyoruz. Bu sayede bir yandan fabrikamızın üretim kapasitesini arttırırken, diğer yandan salca sanayinin genel yapısının aksine tüm yıla yayılan, dengeli bir üretim yapmayı planlıyoruz” diye konuşuyor.

Dalgalanmalar sektörü olumsuz etkiliyor

İçinde bulundukları sektöre ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Can Aydemir, 2000 yılının başına kadar sanayi domatesi üreten ilk üç büyük ülke arasında yer alırken Türkiye'nin, hem çeşitli kalite politikaları hem de Avrupa ve Çin gibi ülkelerdeki üreticilerin büyümesi sonucu bugün ilk beşe bile giremediğini söylüyor. Sektörün başlıca sorunlarını; öngörülebilir hammadde tedarikinin yapılamaması, kontratlı tarım modelinin oturtulamaması ve ihracat girdisi yüksek bir ürün olan domatesin devlet tarafından yeterli derecede desteklenmemesi olarak sıralayan Aydemir, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Salça İhracatçıları ve İmalatçıları Derneği (SİİD) verilerine göre, Türkiye'de 2007 yılında 1,7 milyon ton, 2008 yılında 2,4 milyon ton, 2009 yılında ise 1,9 milyon domates üretildi. 2010 yılı için öngörülen rakam ise 1,7. ton. İklim koşullarının kısmi etkisini bir yana bırakırsak bu dalgalanmanın en temel nedeni sektördeki bazı firmaların kontratlı tarım yerine serbest piyasa koşullarına göre alım yapması. Üretimdeki bu değişim fiyatları da etkiliyor. Oysa Amerika, İspanya, Portekiz gibi ülkelerdeki üretim rakamları bir önceki yıla göre yüzde 5 ile 10 arasında değişiyor. Yurt dışındaki örneklere baktığımızda, alımlar Birlikler üzerinden yapılıyor. Bu da üretim ve fiyatlardaki dalgalanmaların önüne geçiyor. Türkiye'de de uygulamaya konulacak benzer bir model ciddi dalgalanmaları önleyebilir.”  



Yorumlar
Yorum Ekle