Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel
Müdürlüğü'nce 2009'da yapılan denetim ve analiz sonuçları, sektörde yaşanan
'kayıtlı' gıda terörünü gözler önüne serdi. Kayıtlı diyorum çünkü sektörün en
önemli sorununun 'merdivenaltı', yani kayıt dışı üretim olduğunu hepimiz
biliyoruz. Yani aslında konunun bir de 'görünmeyen' boyutu var. Yine de asıl
gündemi, hepimizin kanını donduran, 122 bebek maması içinde 3 mamada kurşun tespit
edildiği açıklaması belirledi. Ancak Bakanlık, 3 rakamının sehven, yani yanlışlıkla
yazıldığını duyurup sonuçları düzeltti. Kimsenin anlamadığı ise, '3'ün '0'
olarak nasıl yazıldığı oldu.
Gazeteci Fatih Altaylı'nın haklı olarak talep ettiği firma
isimleri ise, Bakanlık tarafından “Herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın
doğrudan doğruya firma isimlerinin açıklanması ve ilan edilmesi hukuken mümkün
değildir” açıklamasıyla reddedildi. Denetim sonuçlarının ürün bazında yapılıp
firma ve marka açıklanmaması karşısında, “Üyelerimiz de zan altında kalıyor.
Olumsuzluk tespit edilen ürünleri üreten firmalar açıklanmalı” diyen Türkiye
Gıda ve İçecek Dernekleri Federasyonu Başkanı Şemsi Kopuz'a hak vermemek mümkün
mü? İşini hakkıyla yapan firmaların günahı ne?
Geçen yıl yapılan gıda denetimleri kapsamında olumsuzluk
tespit edilen 1168 ürün sahibine toplam 6,5 milyon lira idari para cezası
kesilmesi, bu ürünlerin toplatılarak imha edilmesi, taklit ve tağşiş tespit
edilen firmaların üretim izinlerinin iptal edilmesi yeterli mi? Bu durumda
yetmeyecek gibi görünüyor. Çünkü kimse tatmin olmuş değil. Koruma ve Kontrol
Genel Müdürlüğü sessizliğini koruyor.
Böylesi kritik bir konuda sehven yapılmış
hatayı kimin, nasıl yaptığını yakında öğreneceğiz. Bu konuda kamuoyunun haklı
tepkilerinin yanında Bakanlığın gıda güvenilirliği konusundaki çalışmalarını ve
iyi niyetini görmezden gelmek haksızlık olur. Son 4 yıldır düzenli bir şekilde
artan gıda denetim ve analiz sayısı, 'satış noktaları', 'toplu tüketim yerleri'
ve 'gıda üreten işletmeler' olmak üzere 3 ayak üzerine oturtulmuş durumda.
Yani
denetimlerin geçmiş yıllardakilere göre daha etkili yapıldığı da bir gerçek.
Benzeri sonuçlarla önümüzdeki yıllarda da karşılaşacağımızı düşünüyorum. Çünkü
hem denetim sayısı artıyor hem denetimlerin niteliği hem de toplumsal
duyarlılık. Avrupa Birliği sürecinin, ülkemize en azından bu tür etkileri
olduğunu unutmamalıyız.