Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

(GMO) Tespitinde Kullanılan Analitik Testler

Doç. Dr. Pervin Başaran - Ahmet Bekteş

Gıda Mühendisliği Bölümü, Süleyman Demirel Üniversitesi

 

Genetik Olarak Modifiye Edilmiş Organizmaların (GMO) Tespitinde Kullanılan Analitik Testlerin Gelişimi, Dayandığı Prensipler ve GDO Analizcilerinin Sorumlulukları

 

Özet

Moleküler biyoteknoloji ya da diğer tanımıyla rekombinant gen teknolojisi kullanılarak geliştirilen ürünler, birbiri ile ilgisiz bitki, hayvan ve mikroorganizma türleri arasında biyolojik bariyerlerin aşılmasına olanak sağlamaktadır. Diğer tüm teknolojilerde olduğu gibi gen teknolojisinin de tesadüfi ya da güvenli olmadan kullanılma potansiyelinin olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu makalede, genetik modifikasyona uğratılmış ürünlerin takibinde kullanılan başlıca yöntem ve testlerin evrimsel gelişimi, avantajları ve dezavantajları ele alınmaktadır.

 

+Sabbatikal Adresi: Cornell University, Department of Food Science and Technology, Geneva, New York, 14456, USA (Email:pb27@cornell.edu; Tel: 001 315 787 2291)

 

Giriş

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) terimi geniş anlamıyla bütün yaşam formlarını (mikroorganizma, bitki ve hayvan) içine alacak şekilde kullanılmaktadır. İlk ticari genetik olarak modifiye edilmiş bitki, 1994 yılında pazarlama için yetkilendirilmiş, 2007 yılına gelindiğinde ise bu bitkiler 23 ülkede 143 milyon hektardan fazla tarımsal alanda üretilmeye başlanmıştır (James, 2008). Başlıca tarımsal GD bitkiler arasında, soya fasulyesi, pamuk, mısır ve kolza çekirdeği yer almakla birlikte, özellikle son yıllarda moleküler tarımda kullanım amacıyla üretilen GD bitkiler büyük ilgi odağını oluşturmaktadırlar (Basaran ve Rodriguez-Cerezo, 2008a, b). GD mikroorganizmaları ise çoğunlukla rekombinant enzim teknoloji ile daha etkin ve ekonomik enzim üretim kaynaklarını oluşturmak amacıyla geliştirilmektedir. 2010 yılı itibariyle, yirmiden fazla gıda ve yem amaçlı enzimin, rekombinant mikroorganizmalarda ticari olarak üretilmesine resmi izin verilmiştir (Başaran, 2010). Ticarileştirilen rekombinant bitki ve mikroorganizmalar ile karşılaştırıldığında genetik modifikasyona uğratılan hayvan sayısı oldukça sınırlıdır. Dekoratif hayvanlar (örneğin, yeşil flöresan fare) ve balıklar (akvaryum süs balık türleri) dışında GD hayvanları henüz ticari anlamda kullanılmaması sebebiyle bu makale özellikle bitkiler ve mikroorganizmalar üzerine yoğunlaşmaktadır.

GDOların ticarileştirilmesiyle birlikte test yöntemlerinin geliştirilmesi ve kullanımı da büyük önem arz etmiş ve bu konuda yapılan çalışmalar özellikle son on yılda ivme kazanmıştır. GDO’ların tespiti için test edilmesi birçok amaca hizmet edebilir. Bunlar arasında başlıcalar:

1. Yasal olarak yetkilendirilmiş ya da yetkilendirilmemiş materyali ayırt etmek,

2. Güvenli ya da potansiyel olarak güvenli olmayan materyali tanımlamak,

3. Kimliği gizlenen materyalin saflığını belgelendirmek,

4. Nitelik testi amacıyla genetik değişimin test edilmesi (Nitelik testi, özellikle ticarileştirme sürecinde, resmi olarak kabul edilen eşik değerlere ürünün uygunluğunu belirlemek için kullanılır).

5. Ar-Ge aşamasında, GDO’ların güvenlik ölçümleri ve risk yönetimi,

6. GDO ürünün ticarileştirilmesinde gerekli olan yasal izinlerde, ürünün karakterizasyonunda yasal koşullardan olan test yönteminin tanımlanması,

7. GDO materyalinin izlenebilirliği ve daha pazara sürülmeden geri çekilebilmesi,

8. GDO materyalini tüketmiş olan insan ve hayvanlarda GDO türevlerinin izlenilebilirliğinin sağlanması.

 

Başlıca Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Test Yöntemleri

Tablo 1. GDO’ların tespitinde kullanılan yöntemleri geliştirilme tarihçesi, dayandığı prensipler ve kullanım alanları ve bu yöntemlerin kısaca avantaj ve dezavantajlarını özetlemektedir.





Nükleik asit (DNA, RNA) test yöntemleri

 

DNA temelli denemeler özellikle ticari amaçlarla gıda işleme endüstrisi ve resmi otoriteler (analiz laboratuarları) tarafından kullanılmaktadır. DNA esaslı testler genellikle polimeraz zincir reaksiyon (PCR) tekniğine ya da son yıllarda popüler araştırmaların yoğunlaştığı hibridizasyon esasına dayanırlar ve en önemli avantajları hassasiyetleridir. Genetik modifikasyonları tespitinde translasyonal ya da fenotipik izleme yöntemlerine kıyasla DNA temelli metotlar izlenilebilirliği ve karşılaştırılabilirliği daha yüksek yöntemlerdir. DNA temelli yöntemlerin başlıca sınırlayıcı yönleri birim maliyeti ve test uygulayıcılarında tecrübe ve deneyim gereksinimleridir. Bu testler yapılırken dikkate alınması gerekli başlıca teknik detaylar şöyle sıralanabilir: DNA primerlerinin özgünlüğü, yöntemin hassasiyeti, materyalin matriks özellikleri, kontrol amaçlı referans materyalinin kullanılabilirliği, bitkinin homo veya heterozigot olması, kromozom dışı DNA yapıları ve yöntemin uluslar arası kuruluşlar tarafından kabul edilirliğidir (Miraglia vd., 2004). Önümüzdeki yıllarda, devam eden araştırmalar neticesine, DNA esasına dayanan teknikler otomasyon teknolojisi ile birleştirildiğinde özellikle yaygın kullanım alanı bulmaları beklenmektedir (Kok vd., 2002).

 

Protein İmmünolojik Testleri

 

GDO ürünleri proteinlere immünolojik ve fizikokimyasal testlerin uygulanması ile tespit edilebilir ve günümüzde en yaygın protein temelli testler, immünolojik ELISA türevi, antikor kullanılan testlerdir. DNA temelli metotlarla kıyaslandığında immünolojik testlerin uygulamaları daha gelişmiştir. Son zamanlarda, en önemli gelişme poliklonal antikorlar yerine daha özgün olan monoklonal antikorların kullanılmaya başlanmasıdır. Ayrıca, arazide, ürün hasat ve yükleme noktalarında, depolamada ve işleme alanlarında kolaylıkla kullanılabilen enzim bağlı immünosorbant portatif şeritler son yıllarda büyük ilgi odağı olmuştur (Van den Bulcke vd., 2007).

İmmünolojik testlerde iki temel kısıtlayıcı faktör: spesifik antikorların üretim maliyetleri ve DNA temelli metotlarla uygulanan oligonükleotitlerin aksine antikorlar basit bir yöntemle tanımlanıp sentezlenememesidir. Bunların yanı sıra, antikorun hedef proteine bağlanmasında gıda karışımının matriks yapısı önemli etkendir (Fantozzi et al., 2007). Bu sebeple immünolojik testlerin hassasiyeti sınırlayıcı bir kriterdir. Eğer dokuya özgün promotorlar kullanılırsa ve genin ekspresyonu çevresel faktörlerden etkilenirse, test edilen rekombinant proteinin üretimi düşük olabilir. Örneğin Cry1Ab ELISA testi polen, kök ve tohumlara uygulandığında; tohumlardaki transgenik rekombinant protein seviyesi deneysel tespit eşiğinin altında olabilmektedir (Agbios, 2003). Bunun sonucu olarak bu yöntem ile tohumların analizi güvenilir olmamaktadır.

 

Biyolojik-Fenotipik Testler

 

Biyolojik-fenotipik denemeler tohum yığınlarından bitki yaprakçık ve kökçük oluşturulması yani tohumların çimlendirilmesi prensibine dayalıdır. Tohumlardan çimlenme kabiliyetine sahip, hayatta kalanları hesaplamak ve etkilenenlerin sayısı ile kıyaslamak tohum yığınındaki rölatif GDO miktarını verir. Biyolojik-fenotipik denemelerin avantajları potansiyel olarak düşük maliyetli olmalarıdır. Bu yöntemin başlıca kısıtlayıcı yönü ise bu testin sadece tohum niteliği taşıyan biyolojik materyallere uygulanabilir olması, protein ve DNA temelli denemelere nazaran uygulaması daha uzun zaman almasıdır.

 

Yetkilendirilmemiş GDO’lar Nedir ve Hangi Problemlere Sebep Olabilirler?

 

Günümüzün GDO’lar ile ilgili çözüm bulunması gerekli sorunlarından bir tanesi yetkilendirilmemiş GDO’ların gıda zincirinde ya da çevrede olası kontaminasyonudur (Babekova vd., 2009). Arazi denemelerinin konusu olan kalıtsal kontaminasyon olayları potansiyel olarak polen düşüşüne sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra, illegal amaçlı ya da kasıtsız ortaya çıkma da söz konusu olabilir. Her ne kadar çok düşük bir ihtimal olsa dahi, araştırma laboratuarlarındaki deneylerin izinsiz olması ya da resmi otoritelerden izin alınmış olsa dahi bu laboratuarların çevre kontaminasyon riski de söz konusudur. 

Bu tip yetkilendirilmemiş GDO’ların kontaminasyonu, uluslar arası ticareti de etkilemektedir. Şu ana kadar rapor edilen yetkilendirilmemiş ürünler arasında insan, hayvan ya da çevre sağlığını tehdit edebilecek olanına rastlanmamıştır. Ancak bu tip kontaminasyonların tekrarlanması,  piyasaya sürülme ya da pazarlama öncesinde yeterli güvenlik ölçümlerine dayalı olan yetkilendirmelerin zorunlu olduğu birçok ülkedeki; mevcut düzenlemelerde eksikliklerin ya da yetersizliklerin olduğunu göstermektedir (Basaran ve Rodriguez-Cerezo, 2008a, b). Bu durum, ilgili endüstriye, gen teknolojisine ve ulusal ve uluslar arası otoritelere olan güvenin azalmasına sebep olur (FAO, WHO, 2003).

Yetkilendirilmemiş GDO’ların tespitinde, çeşitli izleme metotlarının kombinasyonunun kullanılması ve bireysel yetkilendirilmiş olaylarda varlık/yokluk şeklinde sonuçları tablolaştırılmış veriler ile karşılaştırmak gerekir. Burada eşleşmeyen numuneler yetkilendirilmemiş GDO’nun varlığının göstergesidir. Bu yaklaşım ‘genel matriks yaklaşımı’ olarak adlandırılır, ve halen nitelendirici ve doğrulayıcı özgün tespit testleri öncesinde; genel GDO izleme stratejilerinin bir parçası olarak bir çok laboratuar tarafından uygulanmaktadır (Corbisier vd., 2003). Matriks yaklaşımının başlıca zorluğu, yetkilendirilmemiş GDO’nun varlığını kesin bir sonuç ile verememesi ve ayrıca örnekteki çoklu genetik modifikasyonların eş zamanlı varlığı tespiti zorlaştırmaktadır (Kay ve Paoletti, 2002). Matriks yaklaşımının uygulanabilirliğini geliştirebilecek bir strateji diferansiyel nitelendirme izlemesidir (Corbisier vd., 2003). Son olarak yabancı bir DNA için bütün genomlarının dizilim analizi ile izlenmesine dayalı olarak yaklaşım önerilmektedir ancak uygulama maliyetleri bu tip testleri pratik olmaktan çıkarmaktadır.

 

Analitik Test Sürecinde Tarafların Rol ve Sorumlulukları

 

Analitik test sonuçlarının değerlendirilmesinde kullanıcıları ve analizciler farklı rol ve sorumluluk alırlar. Burada taraflar arasında, güven ve güvenirlik anahtar kelimelerdir. Doğru olmayan test raporları, yanlış algılama ve iyimserlikten uzak ve hatalı kararlar almalarına yol açabilir. Bu yüzden test raporu sadece test sonucunu değil, aynı zamanda test sonucuyla ilgili olarak belirsizlikleri ve sınırlayıcı faktörleri de göstermelidir (Şekil 1).


Şekil 1. GD materyallerinin analiz akış şeması (Avrupa Birliği Yönetmelikleri (EC No 1830/2003) esas alınarak hazırlanmıştır)




GDO Analiz Laboratuarlarının uluslar arası standartlar ile belirlenen başlıca sorumlulukları şunlardır:

1-Uygun test metodunun seçimi, kullanılacak analitik metodu seçmek bazen zor ve karmaşık olabilir. Bir laboratuar ve durum için en uygun olan seçim diğeri için uygun olmayabilir. Zaman ve masrafları en aza indirmek genellikle önceliklidir (Kay and Paoletti, 2002).

2-Metot harmonizasyonu genellikle istenilen bir durumdur. Çünkü bu laboratuarlar arasındaki sonuçların şeffaflığını ve kıyaslanmasını kolaylaştırır.

3-Testlerin çoğu, teste konu olan materyali örnekleyenler tarafından uygulanmamaktadır. Genellikle, örnekleme hataları, analitik ölçüm belirsizliği ya da hatasının en büyük kaynağını oluşturduğundan, örnekleme yönteminin mevcut belgede tanımlanması/sunulması şarttır.

4-Sonuçların rapor edilmesinde potansiyel hata kaynaklarının tanımlanması şarttır.

5-Analizi talep eden ve sonuçları kullanacak taraflar ile öncelikli iletişim, analizcinin sağlayacağı sonuç raporu yöntem ile ilgili kısıtlamaları da kapsayacak şekilde ne anlama geldiği, tarafların anlayabileceği bir terminoloji ile açıklanmalıdır (Codex, 2008).

6-Test ile ilgili olan belirsizlik ya da hata, test raporlarında da ele alınmak zorundadır.  Bu analizci belirsizlik ve hatanın potansiyel kaynaklarını ayrıca tanımlamak zorundadır. Farklı laboratuarlardan elde edilen test sonuçları arasında tutarlılığın olmaması, metotlardaki, nitelendirmedeki, yöntemlerin hassasiyetindeki farklılıklardan kaynaklanabilmektedir. Bu ise yanlış bir ön yargı ile sonuçlanır.

7-GDO testleri ile ilgili normlar ve standartlar yayınlanmıştır ve bunların kullanılması beklenmektedir. Örneğin, Avrupa Komisyonu, Brüksel’de bulunan Ortak Araştırma Merkezi (JRC), referans laboratuarı tarafından da benimsenen bir rehber doküman hazırlamıştır (http://gmo-crl.jrc.ec.europa.eu/statusofdoss.htm).

8-GDO’nun DNA esasından kitle esaslı konsantrasyona çevrilmesini kolaylaştırmak için, bir dönüşüm faktörünün (Holts-Jensen, 2009) uygulanması önerilmektedir. Dönüşüm faktörü, kullanılan referans materyalinden elde edilir, ancak referans materyali bazı durumlarda örnek materyalinin yapısal özelliklerini yansıtmayabilir. 

9-Son günlerde belirleme metotları üzerinde bilgi sağlayan ve GDO’ların çoğunda yerleştirilen özgün DNA dizinlerini içeren bir GDO veritabanı oluşturulmaya çalışılmaktadır (AgBios, 2008). Bu veritabanları bazı dizilim hataları içerebilmesine rağmen metot geliştiricileri için faydalı bir araçtır (Holts-Jensen, 2009).

10-Laboratuarda analiz edilen materyallerin matriks özellikleri az işlenen bitki tohumlarından, farklı yöntemler ile proses edilmiş kompozit gıdalarda çeşitlilik gösterebilir. Bu sebeple de, örneklerden çıkarılan ve arıtılan analitlerin kalitesi ve miktarı önemli bir şekilde değişkenlik gösterebilir. Bu durumda laboratuar her zaman Level of Detection (LOD) (minimum tespit sınırı) ve Level of Quantification (LOQ) (minimum tespit miktarı)’nı test sonuçları ile değerlendirmenin sınırlılıklarını rapor etmesi gerekir (Berdal vd., 2008)

 

GDO Test Yöntemlerinin Geleceği

 

Son yıllarda araştırma aşamasında büyük yol kat edilen başlıca yöntemler arasında kılcal jel elektroforezi, dizi hibridizasyonu, mikroarray, kütle spektrometresi, yüzey plasmon resonance, ve çeşitli elektrokimyasal sensörler bulunmaktadır (Kalogianni vd., 2006; Ocana vd., 2007; Nanogene, 2010, Miraglia vd.,2004). Bunların başarısı ağırlıklı olarak pratik ve kolay uygulanabilir olmalarına bağlıdır (Miraglia vd., 2004). Halen mevcut yasal yürütmelerin hiçbirisi bu yöntemleri geçerli saymamakla birlikte bu GDO test yöntemlerinin ileriki yıllarda ticari uygulama alanı bulacakları tahmin edilmektedir.

Pazardaki ilk GDO’lar sadece birkaç promotor ve terminatör elementi vasıtasıyla düzenlenen basit birer gen taşıyan bitkilerdi. Yeni milenyum ile birlikte çoklu agronomik niteliklerin birleştirildiği GDOların üretildiği yeni bir trend başlamıştır. Öyle ki 2010 yılında 8 farklı modifikasyonun birleştirildiği yığın GDO’lar, ABD, Çevresel Koruma Ajansına (EPA)’na üretim onayı için sunulmuştur. Halen kullanılan testlerin hiçbirisi, iki ya da daha fazla genetik modifikasyon niteliğin birleştirilmesinden elde edilen GDO ile yığılmış GDO’lar arasındaki farkı ayırt edememektedir. Bu da analiz laboratuarları için yeni bir zorluğu ortaya koymaktadır. Tek bir modifikasyon olayı için test yapmak sadece basit bir metot gerektirebilir. Ancak muhtemel olarak tanımlama ya da nitelendirmede çoklu modifikasyonların varlığı için test edildiğinde birden fazla metodun kombinasyonlarının kullanılması gerektirecektir. Bu birden fazla modifikasyonun birleştirildiği trendin devam edeceğini düşünüldüğünde, yeni test metotlarına olan ihtiyaç bariz bir gerçektir. Piyasaya sürülmesi planlanan ve henüz Ar-Ge çalışmaları devam etmekte olan ürünler göstermektedir ki, laboratuarların hem çoklu protein hem de DNA izlemesine dayalı olan etkili izleme stratejilerine artan bir şekilde bağımlı olması muhtemeldir.

Tespit etme metotlarını geliştirmek isteyen laboratuarlar için referans materyallerinin eksikliği sıklıkla problem teşkil eder. Geliştirilen GDO test metotları GDO’larda bulunan promotor ya da terminatör elementlerinin DNA dizilimi ile doğal hallerinde bulunan CRY proteinleri gibi genetik elementlerin tespit edilmesi üzerinde odaklanmaktadır. Alternatif promotor ve terminatörlerin yeni bitki türlerinde kullanılması ile birlikte mevcut testler yetersiz hale gelmektedir (Chowdhury vd., 2003).

Yetkilendirilmiş veya yetkilendirilmemiş GD ürünlerin tespiti için, uluslar arası yeni analitik yöntemlerin geliştirilmesine büyük ihtiyaç duyulacağı bir gerçektir. Şu anda mevcut olan ve kullanılan test metotları genellikle çok pahalıdır. Gelecekte geliştirilecek teknolojilerin daha hızlı, ucuz, pratik, genetik modifikasyona özgün ve nitelendirici olması beklenmektedir.




Kaynaklar

AgBios, 2003. GM Database. Agbios, Merrickville. http://www.agbios.com/dbase.php?action=ShowForm.

 

AgBios,2008. GMO Database, http://www.agbios.com/dbase.php.

 

Babekova R, Funk T, Pecoraro S, Engel K, Busch U. 2009. Development of an event-specific realtime PCR detection method for the transgenic Bt rice line KMD1. European Food Research Technology 228(3):707–16.

 

Basaran P, Rodriguez-Cerezo E. 2008a. Molecular farming: Opportunities and challenges. Critical Reviews in Biotechnology, 28:1–19.

Basaran P, Rodriguez-Cerezo E. 2008b. An Assessment of emerging molecular farming activities based on patent analysis (2002-2006). Biotechnology and Bioprocess Engineering, 13:1-13.

Başaran 2010. Genetiği değiştirilmiş mikroorganizmalarda türetilerek gıda ve yem prosesinde kullanılan enzimler. TürkTarım Dergisi. 2010. Basımda.

Berdal KG, Holst-Jensen A. 2001. Roundup Ready1 soybean event specific real-time quantitative PCR assay and estimation of the practical detection and quantification limits in GMO analyses. European Food Research Technology 213:432–438.

 

Berdal KG, Bøydler C, Tengs T, Holst-Jensen A. 2008. A statistical approach for evaluation of PCR results to improve the practical limit of quantification (LOQ) of GMO analyses

(SIMQUANT). European Food Research Technology 227:1149–57.

 

Chowdhury EH, Shimada N, Murata H, Mikami O, Sultana P, Miyazaki S. 2003. Detection of Cry1Ab protein in gastrointestinal contents but not visceral organs of genetically

modified Bt11-fed calves. Veterinary and Human Toxicology 45(2):72–5.

 

Codex Alimentarius Commission. Codex ad hoc intergovernmental task force on foods derived from biotechnology; 2008. http://www.who.int/foodsafety/biotech/

codex_taskforce/en/.

 

Corbisier P, Trapmann S, Gancberg, D., Van Iwaarden P, Hannes L, Catalani P, Le Guern L, Schimmel H 2002. Effect of DNA fragmentation on the quantitation of GMO. European Journal of Biochemistry 269 (Suppl 1), 40.

 

FAO/WHO 2003. Consideration of Traceability/Product Tracing, Agenda Item 6, Codex Committee on General Principles, Eighteenth Session, Paris, 7–11 April 2003, CX/GP 03/7. Codex Alimentarius Commission, Joint FAO/WHO Food Standards Programme, Food

and Agriculture Organisation, Rome. ftp://ftp.fao.org/codex/ccgp18/gp03_07e.pdf.

 

Fantozzi A, Ermolli M, Marini M, Scotti D, Balla B, Querci M, 2007. First application of a microsphere-based immunoassay to the detection of genetically modified organisms

(GMOs): quantification of Cry1Ab protein in genetically modified maize. Journal of Agricultural Food Chemistry 55(4):1071–6.

 

Holst-Jensen, A. 2009. Testing for genetically modified organisms (GMOs): Past, present and future perspectives. Biotechnology Advances 27:1071–1082.

 

James C. 2007. Global status of commercialized biotech/GMcrops: ISAAA Brief 37 — 2008, International Service for the Acquisition of Agri-Biotech Applications (ISAAA).

 

Kalogianni DP, Koraki T, Christopoulos TK, Ioannou PC. 2006. Nanoparticle-based DNA biosensor for visual detection of genetically modified organisms. Biosensors and Bioelectronics

21(7):1069–76.

 

Kay S, Paoletti C. 2002. Sampling Strategies for GMO Detection and/or Quantification. EUR 20239 EN. Joint Research Centre, European Commission, Ispra. http://biotech.jrc.it/doc/EuroReport_sampling_strategies.pdf.

 

Kok EJ, Aarts HJM, Van Hoef AMA, Kuiper HA. 2002. DNA methods: critical review of innovative approaches. Journal of AOAC International 85, 797–800.

 

Miraglia M, Berdal KG, Brera C, Corbisier P, Holst-Jensen A, Kok EJ, Marvin HJP, Schimmel H, Rentsch J, van Rie JPPF, Zagon J. 2004. Detection and traceability of genetically modified organisms in the food production chain. Food and Chemical Toxicology 42:1157–1180.

 

Nanogen 2010. Core Technology. Nanogen, San Diego. http://www.nanogen.com/technology/core_technology.htm.

 

Ocana MF, Fraser PD, Patel RKP, Halket JM, Bramley PM. 2007. Mass spectrometric detection of CP4 EPSPS in genetically modified soya and maize. Rapid Commun Mass Spectrom 21(3):319–28.

 

Van den Bulcke M, De Schrijver A, De Bernardi D, Devos Y, MbongoMbella G. 2007. Detection of genetically modified plant products by protein strip testing: an evaluation of real-life samples. European Food Research Technology 225 (1):49–57.






Yorumlar
Yorum Ekle