Doç. Dr. Pervin Başaran
- Ahmet Bekteş
Gıda Mühendisliği
Bölümü, Süleyman Demirel Üniversitesi
Genetik Olarak
Modifiye Edilmiş Organizmaların (GMO) Tespitinde Kullanılan Analitik
Testlerin Gelişimi, Dayandığı Prensipler ve GDO Analizcilerinin
Sorumlulukları
Özet
Moleküler biyoteknoloji
ya da diğer tanımıyla rekombinant gen teknolojisi kullanılarak geliştirilen
ürünler, birbiri ile ilgisiz bitki, hayvan ve mikroorganizma türleri arasında
biyolojik bariyerlerin aşılmasına olanak sağlamaktadır. Diğer tüm teknolojilerde
olduğu gibi gen teknolojisinin de tesadüfi ya da güvenli olmadan kullanılma potansiyelinin
olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu makalede, genetik modifikasyona uğratılmış
ürünlerin takibinde kullanılan başlıca yöntem ve testlerin evrimsel gelişimi,
avantajları ve dezavantajları ele alınmaktadır.
+Sabbatikal Adresi:
Cornell University, Department of Food Science and Technology, Geneva, New
York, 14456, USA (Email:pb27@cornell.edu; Tel: 001 315 787 2291)
Giriş
Genetiği
Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) terimi geniş anlamıyla bütün yaşam formlarını
(mikroorganizma, bitki ve hayvan) içine alacak şekilde kullanılmaktadır. İlk
ticari genetik olarak modifiye edilmiş bitki, 1994 yılında pazarlama için
yetkilendirilmiş, 2007 yılına gelindiğinde ise bu bitkiler 23 ülkede 143 milyon
hektardan fazla tarımsal alanda üretilmeye başlanmıştır (James, 2008). Başlıca
tarımsal GD bitkiler arasında, soya fasulyesi, pamuk, mısır ve kolza çekirdeği
yer almakla birlikte, özellikle son yıllarda moleküler tarımda kullanım
amacıyla üretilen GD bitkiler büyük ilgi odağını oluşturmaktadırlar (Basaran ve
Rodriguez-Cerezo, 2008a, b). GD mikroorganizmaları ise çoğunlukla rekombinant
enzim teknoloji ile daha etkin ve ekonomik enzim üretim kaynaklarını oluşturmak
amacıyla geliştirilmektedir. 2010 yılı itibariyle, yirmiden fazla gıda ve yem
amaçlı enzimin, rekombinant mikroorganizmalarda ticari olarak üretilmesine
resmi izin verilmiştir (Başaran, 2010). Ticarileştirilen rekombinant bitki ve
mikroorganizmalar ile karşılaştırıldığında genetik modifikasyona uğratılan
hayvan sayısı oldukça sınırlıdır. Dekoratif hayvanlar (örneğin, yeşil flöresan
fare) ve balıklar (akvaryum süs balık türleri) dışında GD hayvanları henüz ticari
anlamda kullanılmaması sebebiyle bu makale özellikle bitkiler ve
mikroorganizmalar üzerine yoğunlaşmaktadır.
GDOların
ticarileştirilmesiyle birlikte test yöntemlerinin geliştirilmesi ve kullanımı da
büyük önem arz etmiş ve bu konuda yapılan çalışmalar özellikle son on yılda
ivme kazanmıştır. GDO’ların tespiti için test edilmesi birçok amaca hizmet
edebilir. Bunlar arasında başlıcalar:
1.
Yasal olarak yetkilendirilmiş ya da yetkilendirilmemiş materyali ayırt etmek,
2.
Güvenli ya da potansiyel olarak güvenli olmayan materyali tanımlamak,
3.
Kimliği gizlenen materyalin saflığını belgelendirmek,
4.
Nitelik testi amacıyla genetik değişimin test edilmesi (Nitelik testi,
özellikle ticarileştirme sürecinde, resmi olarak kabul edilen eşik değerlere
ürünün uygunluğunu belirlemek için kullanılır).
5.
Ar-Ge aşamasında, GDO’ların güvenlik ölçümleri ve risk yönetimi,
6.
GDO ürünün ticarileştirilmesinde gerekli olan yasal izinlerde, ürünün
karakterizasyonunda yasal koşullardan olan test yönteminin tanımlanması,
7.
GDO materyalinin izlenebilirliği ve daha pazara sürülmeden geri çekilebilmesi,
8.
GDO materyalini tüketmiş olan insan ve hayvanlarda GDO türevlerinin
izlenilebilirliğinin sağlanması.
Başlıca Genetiği
Değiştirilmiş Organizmaların Test Yöntemleri
Tablo
1. GDO’ların tespitinde kullanılan yöntemleri geliştirilme tarihçesi, dayandığı
prensipler ve kullanım alanları ve bu yöntemlerin kısaca avantaj ve
dezavantajlarını özetlemektedir.
Nükleik asit (DNA, RNA) test yöntemleri
DNA
temelli denemeler özellikle ticari amaçlarla gıda işleme endüstrisi ve resmi otoriteler
(analiz laboratuarları) tarafından kullanılmaktadır. DNA esaslı testler
genellikle polimeraz zincir reaksiyon (PCR) tekniğine ya da son yıllarda
popüler araştırmaların yoğunlaştığı hibridizasyon esasına dayanırlar ve en
önemli avantajları hassasiyetleridir. Genetik modifikasyonları tespitinde translasyonal
ya da fenotipik izleme yöntemlerine kıyasla DNA temelli metotlar izlenilebilirliği
ve karşılaştırılabilirliği daha yüksek yöntemlerdir. DNA temelli yöntemlerin başlıca
sınırlayıcı yönleri birim maliyeti ve test uygulayıcılarında tecrübe ve deneyim
gereksinimleridir. Bu testler yapılırken dikkate alınması gerekli başlıca teknik
detaylar şöyle sıralanabilir: DNA primerlerinin özgünlüğü, yöntemin
hassasiyeti, materyalin matriks özellikleri, kontrol amaçlı referans materyalinin
kullanılabilirliği, bitkinin homo veya heterozigot olması, kromozom dışı DNA
yapıları ve yöntemin uluslar arası kuruluşlar tarafından kabul edilirliğidir
(Miraglia vd., 2004). Önümüzdeki yıllarda, devam eden araştırmalar neticesine,
DNA esasına dayanan teknikler otomasyon teknolojisi ile birleştirildiğinde
özellikle yaygın kullanım alanı bulmaları beklenmektedir (Kok vd., 2002).
Protein İmmünolojik Testleri
GDO
ürünleri proteinlere immünolojik ve fizikokimyasal testlerin uygulanması ile
tespit edilebilir ve günümüzde en yaygın protein temelli testler, immünolojik
ELISA türevi, antikor kullanılan testlerdir. DNA temelli metotlarla kıyaslandığında
immünolojik testlerin uygulamaları daha gelişmiştir. Son zamanlarda, en önemli
gelişme poliklonal antikorlar yerine daha özgün olan monoklonal antikorların
kullanılmaya başlanmasıdır. Ayrıca, arazide, ürün hasat ve yükleme
noktalarında, depolamada ve işleme alanlarında kolaylıkla kullanılabilen enzim
bağlı immünosorbant portatif şeritler son yıllarda büyük ilgi odağı olmuştur
(Van den Bulcke vd., 2007).
İmmünolojik
testlerde iki temel kısıtlayıcı faktör: spesifik antikorların üretim
maliyetleri ve DNA temelli metotlarla uygulanan oligonükleotitlerin aksine
antikorlar basit bir yöntemle tanımlanıp sentezlenememesidir. Bunların yanı
sıra, antikorun hedef proteine bağlanmasında gıda karışımının matriks yapısı
önemli etkendir (Fantozzi et al., 2007). Bu sebeple immünolojik
testlerin hassasiyeti sınırlayıcı bir kriterdir. Eğer dokuya özgün promotorlar
kullanılırsa ve genin ekspresyonu çevresel faktörlerden etkilenirse, test
edilen rekombinant proteinin üretimi düşük olabilir. Örneğin Cry1Ab ELISA testi
polen, kök ve tohumlara uygulandığında; tohumlardaki transgenik rekombinant
protein seviyesi deneysel tespit eşiğinin altında olabilmektedir (Agbios,
2003). Bunun sonucu olarak bu yöntem ile tohumların analizi güvenilir
olmamaktadır.
Biyolojik-Fenotipik Testler
Biyolojik-fenotipik
denemeler tohum yığınlarından bitki yaprakçık ve kökçük oluşturulması yani tohumların
çimlendirilmesi prensibine dayalıdır. Tohumlardan çimlenme kabiliyetine sahip,
hayatta kalanları hesaplamak ve etkilenenlerin sayısı ile kıyaslamak tohum
yığınındaki rölatif GDO miktarını verir. Biyolojik-fenotipik denemelerin
avantajları potansiyel olarak düşük maliyetli olmalarıdır. Bu yöntemin başlıca
kısıtlayıcı yönü ise bu testin sadece tohum niteliği taşıyan biyolojik materyallere
uygulanabilir olması, protein ve DNA temelli denemelere nazaran uygulaması daha
uzun zaman almasıdır.
Yetkilendirilmemiş
GDO’lar Nedir ve Hangi Problemlere Sebep Olabilirler?
Günümüzün
GDO’lar ile ilgili çözüm bulunması gerekli sorunlarından bir tanesi yetkilendirilmemiş
GDO’ların gıda zincirinde ya da çevrede olası kontaminasyonudur (Babekova vd.,
2009). Arazi denemelerinin konusu olan kalıtsal kontaminasyon olayları
potansiyel olarak polen düşüşüne sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra, illegal
amaçlı ya da kasıtsız ortaya çıkma da söz konusu olabilir. Her ne kadar çok
düşük bir ihtimal olsa dahi, araştırma laboratuarlarındaki deneylerin izinsiz
olması ya da resmi otoritelerden izin alınmış olsa dahi bu laboratuarların
çevre kontaminasyon riski de söz konusudur.
Bu
tip yetkilendirilmemiş GDO’ların kontaminasyonu, uluslar arası ticareti de
etkilemektedir. Şu ana kadar rapor edilen yetkilendirilmemiş ürünler arasında
insan, hayvan ya da çevre sağlığını tehdit edebilecek olanına rastlanmamıştır.
Ancak bu tip kontaminasyonların tekrarlanması,
piyasaya sürülme ya da pazarlama öncesinde yeterli güvenlik ölçümlerine
dayalı olan yetkilendirmelerin zorunlu olduğu birçok ülkedeki; mevcut düzenlemelerde
eksikliklerin ya da yetersizliklerin olduğunu göstermektedir (Basaran ve
Rodriguez-Cerezo, 2008a, b). Bu durum, ilgili endüstriye, gen teknolojisine ve
ulusal ve uluslar arası otoritelere olan güvenin azalmasına sebep olur (FAO,
WHO, 2003).
Yetkilendirilmemiş
GDO’ların tespitinde, çeşitli izleme metotlarının kombinasyonunun kullanılması
ve bireysel yetkilendirilmiş olaylarda varlık/yokluk şeklinde sonuçları
tablolaştırılmış veriler ile karşılaştırmak gerekir. Burada eşleşmeyen
numuneler yetkilendirilmemiş GDO’nun varlığının göstergesidir. Bu yaklaşım ‘genel matriks yaklaşımı’ olarak
adlandırılır, ve halen nitelendirici ve doğrulayıcı özgün tespit testleri öncesinde;
genel GDO izleme stratejilerinin bir parçası olarak bir çok laboratuar
tarafından uygulanmaktadır (Corbisier vd., 2003). Matriks yaklaşımının başlıca
zorluğu, yetkilendirilmemiş GDO’nun varlığını kesin bir sonuç ile verememesi ve
ayrıca örnekteki çoklu genetik modifikasyonların eş zamanlı varlığı tespiti
zorlaştırmaktadır (Kay ve Paoletti, 2002). Matriks yaklaşımının
uygulanabilirliğini geliştirebilecek bir strateji diferansiyel nitelendirme
izlemesidir (Corbisier vd., 2003). Son olarak yabancı bir DNA için bütün
genomlarının dizilim analizi ile izlenmesine dayalı olarak yaklaşım önerilmektedir
ancak uygulama maliyetleri bu tip testleri pratik olmaktan çıkarmaktadır.
Analitik
Test Sürecinde Tarafların Rol ve Sorumlulukları
Analitik
test sonuçlarının değerlendirilmesinde kullanıcıları ve analizciler farklı rol
ve sorumluluk alırlar. Burada taraflar arasında, güven ve güvenirlik anahtar
kelimelerdir. Doğru olmayan test raporları, yanlış algılama ve iyimserlikten
uzak ve hatalı kararlar almalarına yol açabilir. Bu yüzden test raporu sadece
test sonucunu değil, aynı zamanda test sonucuyla ilgili olarak belirsizlikleri
ve sınırlayıcı faktörleri de göstermelidir (Şekil 1).
Şekil 1. GD
materyallerinin analiz akış şeması (Avrupa Birliği Yönetmelikleri (EC No
1830/2003) esas alınarak hazırlanmıştır)

GDO Analiz
Laboratuarlarının uluslar arası standartlar ile belirlenen başlıca sorumlulukları
şunlardır:
1-Uygun
test metodunun seçimi, kullanılacak analitik metodu seçmek bazen zor ve
karmaşık olabilir. Bir laboratuar ve durum için en uygun olan seçim diğeri için
uygun olmayabilir. Zaman ve masrafları en aza indirmek genellikle önceliklidir (Kay and Paoletti, 2002).
2-Metot
harmonizasyonu genellikle istenilen bir durumdur. Çünkü bu laboratuarlar
arasındaki sonuçların şeffaflığını ve kıyaslanmasını kolaylaştırır.
3-Testlerin
çoğu, teste konu olan materyali örnekleyenler tarafından uygulanmamaktadır. Genellikle,
örnekleme hataları, analitik ölçüm belirsizliği ya da hatasının en büyük
kaynağını oluşturduğundan, örnekleme yönteminin mevcut belgede
tanımlanması/sunulması şarttır.
4-Sonuçların
rapor edilmesinde potansiyel hata kaynaklarının tanımlanması şarttır.
5-Analizi
talep eden ve sonuçları kullanacak taraflar ile öncelikli iletişim, analizcinin
sağlayacağı sonuç raporu yöntem ile ilgili kısıtlamaları da kapsayacak şekilde
ne anlama geldiği, tarafların anlayabileceği bir terminoloji ile açıklanmalıdır
(Codex, 2008).
6-Test
ile ilgili olan belirsizlik ya da hata, test raporlarında da ele alınmak
zorundadır. Bu analizci belirsizlik ve
hatanın potansiyel kaynaklarını ayrıca tanımlamak zorundadır. Farklı
laboratuarlardan elde edilen test sonuçları arasında tutarlılığın olmaması,
metotlardaki, nitelendirmedeki, yöntemlerin hassasiyetindeki farklılıklardan
kaynaklanabilmektedir. Bu ise yanlış bir ön yargı ile sonuçlanır.
7-GDO
testleri ile ilgili normlar ve standartlar yayınlanmıştır ve bunların kullanılması
beklenmektedir. Örneğin, Avrupa Komisyonu, Brüksel’de bulunan Ortak Araştırma
Merkezi (JRC), referans laboratuarı tarafından da benimsenen bir rehber doküman
hazırlamıştır (http://gmo-crl.jrc.ec.europa.eu/statusofdoss.htm).
8-GDO’nun
DNA esasından kitle esaslı konsantrasyona çevrilmesini kolaylaştırmak için, bir
dönüşüm faktörünün (Holts-Jensen, 2009) uygulanması önerilmektedir. Dönüşüm
faktörü, kullanılan referans materyalinden elde edilir, ancak referans materyali
bazı durumlarda örnek materyalinin yapısal özelliklerini yansıtmayabilir.
9-Son
günlerde belirleme metotları üzerinde bilgi sağlayan ve GDO’ların çoğunda
yerleştirilen özgün DNA dizinlerini içeren bir GDO veritabanı oluşturulmaya
çalışılmaktadır (AgBios, 2008). Bu veritabanları bazı dizilim hataları içerebilmesine
rağmen metot geliştiricileri için faydalı bir araçtır (Holts-Jensen, 2009).
10-Laboratuarda
analiz edilen materyallerin matriks özellikleri az işlenen bitki tohumlarından,
farklı yöntemler ile proses edilmiş kompozit gıdalarda çeşitlilik gösterebilir.
Bu sebeple de, örneklerden çıkarılan ve arıtılan analitlerin kalitesi ve
miktarı önemli bir şekilde değişkenlik gösterebilir. Bu durumda laboratuar her
zaman Level of Detection (LOD) (minimum tespit sınırı) ve Level of
Quantification (LOQ) (minimum tespit miktarı)’nı test sonuçları ile
değerlendirmenin sınırlılıklarını rapor etmesi gerekir (Berdal vd., 2008)
GDO Test Yöntemlerinin Geleceği
Son yıllarda araştırma aşamasında büyük yol kat edilen
başlıca yöntemler arasında kılcal jel elektroforezi, dizi hibridizasyonu, mikroarray,
kütle spektrometresi, yüzey plasmon resonance, ve çeşitli elektrokimyasal
sensörler bulunmaktadır (Kalogianni vd., 2006; Ocana vd., 2007; Nanogene, 2010,
Miraglia vd.,2004). Bunların başarısı ağırlıklı olarak pratik ve kolay uygulanabilir
olmalarına bağlıdır (Miraglia vd., 2004). Halen mevcut yasal yürütmelerin
hiçbirisi bu yöntemleri geçerli saymamakla birlikte bu GDO test yöntemlerinin ileriki
yıllarda ticari uygulama alanı bulacakları tahmin edilmektedir.
Pazardaki
ilk GDO’lar sadece birkaç promotor ve terminatör elementi vasıtasıyla
düzenlenen basit birer gen taşıyan bitkilerdi. Yeni milenyum ile birlikte çoklu
agronomik niteliklerin birleştirildiği GDOların üretildiği yeni bir trend
başlamıştır. Öyle ki 2010 yılında 8 farklı modifikasyonun birleştirildiği yığın
GDO’lar, ABD, Çevresel Koruma Ajansına (EPA)’na üretim onayı için sunulmuştur. Halen
kullanılan testlerin hiçbirisi, iki ya da daha fazla genetik modifikasyon
niteliğin birleştirilmesinden elde edilen GDO ile yığılmış GDO’lar arasındaki
farkı ayırt edememektedir. Bu da analiz laboratuarları için yeni bir zorluğu ortaya
koymaktadır. Tek bir modifikasyon olayı için test yapmak sadece basit bir metot
gerektirebilir. Ancak muhtemel olarak tanımlama ya da nitelendirmede çoklu
modifikasyonların varlığı için test edildiğinde birden fazla metodun
kombinasyonlarının kullanılması gerektirecektir. Bu birden fazla modifikasyonun
birleştirildiği trendin devam edeceğini düşünüldüğünde, yeni test metotlarına olan
ihtiyaç bariz bir gerçektir. Piyasaya sürülmesi planlanan ve henüz Ar-Ge
çalışmaları devam etmekte olan ürünler göstermektedir ki, laboratuarların hem
çoklu protein hem de DNA izlemesine dayalı olan etkili izleme stratejilerine
artan bir şekilde bağımlı olması muhtemeldir.
Tespit
etme metotlarını geliştirmek isteyen laboratuarlar için referans
materyallerinin eksikliği sıklıkla problem teşkil eder. Geliştirilen GDO test
metotları GDO’larda bulunan promotor ya da terminatör elementlerinin DNA
dizilimi ile doğal hallerinde bulunan CRY proteinleri gibi genetik elementlerin
tespit edilmesi üzerinde odaklanmaktadır. Alternatif promotor ve
terminatörlerin yeni bitki türlerinde kullanılması ile birlikte mevcut testler
yetersiz hale gelmektedir (Chowdhury vd., 2003).
Yetkilendirilmiş
veya yetkilendirilmemiş GD ürünlerin tespiti için, uluslar arası yeni analitik
yöntemlerin geliştirilmesine büyük ihtiyaç duyulacağı bir gerçektir. Şu anda
mevcut olan ve kullanılan test metotları genellikle çok pahalıdır. Gelecekte
geliştirilecek teknolojilerin daha hızlı, ucuz, pratik, genetik modifikasyona
özgün ve nitelendirici olması beklenmektedir.
Kaynaklar
AgBios, 2003. GM Database. Agbios, Merrickville. http://www.agbios.com/dbase.php?action=ShowForm.
AgBios,2008. GMO Database, http://www.agbios.com/dbase.php.
Babekova R, Funk T, Pecoraro S, Engel K, Busch U. 2009.
Development of an event-specific realtime PCR detection method for the
transgenic Bt rice line KMD1. European Food Research Technology 228(3):707–16.
Basaran
P, Rodriguez-Cerezo E. 2008a. Molecular farming: Opportunities and challenges. Critical Reviews
in Biotechnology, 28:1–19.
Basaran P, Rodriguez-Cerezo E. 2008b. An Assessment of emerging molecular farming
activities based on patent analysis (2002-2006). Biotechnology and Bioprocess
Engineering, 13:1-13.
Başaran 2010. Genetiği
değiştirilmiş mikroorganizmalarda türetilerek gıda ve yem prosesinde kullanılan
enzimler. TürkTarım Dergisi. 2010. Basımda.
Berdal KG, Holst-Jensen A. 2001. Roundup Ready1
soybean event specific real-time quantitative PCR assay and estimation of the practical
detection and quantification limits in GMO analyses. European Food Research
Technology 213:432–438.
Berdal KG, Bøydler C, Tengs T, Holst-Jensen A. 2008. A statistical
approach for evaluation of PCR results to improve the practical limit of
quantification (LOQ) of GMO analyses
(SIMQUANT). European Food Research Technology
227:1149–57.
Chowdhury EH, Shimada N, Murata H, Mikami O, Sultana
P, Miyazaki S. 2003. Detection of Cry1Ab protein in gastrointestinal contents
but not visceral organs of genetically
modified Bt11-fed calves. Veterinary and Human
Toxicology 45(2):72–5.
Codex Alimentarius Commission. Codex ad hoc intergovernmental
task force on foods derived from biotechnology; 2008.
http://www.who.int/foodsafety/biotech/
codex_taskforce/en/.
Corbisier P, Trapmann S, Gancberg, D., Van Iwaarden P,
Hannes L, Catalani P, Le Guern L, Schimmel H 2002. Effect of DNA fragmentation
on the quantitation of GMO. European Journal of Biochemistry 269 (Suppl 1), 40.
FAO/WHO 2003. Consideration of Traceability/Product
Tracing, Agenda Item 6, Codex Committee on General Principles, Eighteenth Session,
Paris, 7–11 April 2003, CX/GP 03/7. Codex Alimentarius Commission, Joint
FAO/WHO Food Standards Programme, Food
and Agriculture Organisation, Rome.
ftp://ftp.fao.org/codex/ccgp18/gp03_07e.pdf.
Fantozzi A, Ermolli M, Marini M, Scotti D, Balla B,
Querci M, 2007. First application of a microsphere-based immunoassay to the
detection of genetically modified organisms
(GMOs): quantification of Cry1Ab protein in
genetically modified maize. Journal of Agricultural Food Chemistry 55(4):1071–6.
Holst-Jensen, A. 2009. Testing for genetically modified
organisms (GMOs): Past, present and future perspectives. Biotechnology Advances
27:1071–1082.
James C. 2007. Global status of commercialized
biotech/GMcrops: ISAAA Brief 37 — 2008, International Service for the
Acquisition of Agri-Biotech Applications (ISAAA).
Kalogianni DP, Koraki T, Christopoulos TK, Ioannou PC.
2006. Nanoparticle-based DNA biosensor for visual detection of genetically
modified organisms. Biosensors and Bioelectronics
21(7):1069–76.
Kay S, Paoletti C. 2002. Sampling
Strategies for GMO Detection and/or Quantification. EUR 20239 EN. Joint
Research Centre, European Commission, Ispra. http://biotech.jrc.it/doc/EuroReport_sampling_strategies.pdf.
Kok EJ, Aarts HJM, Van Hoef AMA, Kuiper HA. 2002. DNA
methods: critical review of innovative approaches. Journal of AOAC
International 85, 797–800.
Miraglia M, Berdal KG, Brera C, Corbisier P,
Holst-Jensen A, Kok EJ, Marvin HJP, Schimmel H, Rentsch J, van Rie JPPF, Zagon
J. 2004. Detection and traceability of genetically modified organisms in the
food production chain. Food and Chemical Toxicology 42:1157–1180.
Nanogen 2010. Core Technology. Nanogen, San Diego. http://www.nanogen.com/technology/core_technology.htm.
Ocana MF, Fraser PD, Patel RKP, Halket JM, Bramley PM.
2007. Mass spectrometric detection of CP4 EPSPS in genetically modified soya
and maize. Rapid Commun Mass Spectrom 21(3):319–28.
Van den Bulcke M, De Schrijver A, De Bernardi D, Devos
Y, MbongoMbella G. 2007. Detection of genetically modified plant products by
protein strip testing: an evaluation of real-life samples. European Food
Research Technology 225 (1):49–57.