1999 yılından bu yana sağlık sektöründe faaliyet gösteren EK-İM İç ve Dış Ticaret, 2007 yılından itibaren bünyesinde oluşturduğu Biyoteknoloji ve Genetik departmanıyla birlikte Agilent Genomics, Eurofins ve Analytik Jena Lifescience gibi dünya çapında tanınan firmaların satış temsilciliğine başladı. Alanlarında uzman moleküler biyolog ve genetik mühendislerinden oluşan bir ekibin bulunduğu şirket, üniversitelerin biyoteknoloji ve genetik bölümlerinde yapılan araştırmalara verdiği desteklerle tanınıyor. Biyogüvenlik Yasası ve GDO Yönetmeliği nedeniyle gıda sektörü ile son 1,5 yıldır yoğun bir çalışma içine giren EK-İM, bu süre içinde birçok anahtar teslim gıda genetiği laboratuvarı kurdu. “2010 bizim için GDO yılı oldu. Birçok anahtar teslim laboratuvar kurduk ve işler hale getirdik, olanca hızımızla da devam ediyoruz” diyen EK-İM İç ve Dış Ticaret Ürün Müdürü Haluk Camcı ile konuştuk.
Verdiğiniz hizmetler arasında GDO tespiti yapabilen laboratuvar kurulumu da bulunuyor. Ancak ülkemizde bu konuda sayılı laboratuvar bulunuyor. Bu tür bir laboratuvarın fiyatlaması ve kurulumu hakkında bilgi verir misiniz?
GDO çok fazla merak edilen ve üzerinde tartışılan güncel bir konu. Bunun sonucu olarak da tüketiciler GDO hakkında daha duyarlı ve bilinçli hale geldiler. Ancak bu tarz bir laboratuvar yalnızca GDO analizi değil, başka birçok analizi yapma kapasitesine sahip. Bu bağlamda firma olarak kurulumunu yaptığımız laboratuvarları Gıda Genetiği Laboratuvarı olarak adlandırmayı tercih ediyoruz. Bu laboratuvarlarda GDO dışında; kalitatif ve kantitatif et tür analizleri, gıda patojenleri analizleri, su analizleri ve birçok araştırma temelli çalışmaları yapabilmeniz mümkün. Aslında bu noktada bizi diğer firmalardan ayıran bir özelliğimiz de ortaya çıkıyor. Araştırma kökenli bir firma olduğumuz için yalnızca rutin kit analizleri değil, AR-GE'ye yönelik projelere de sorunsuz bir şekilde destek verebilmekteyiz. Özellikle gıda üreticilerine bu noktada çok farklı önerilerimiz olabiliyor. Firmamız laboratuvar kurulumunda ISO standartlarını esas almakta ve önermektedir. ISO standartlarına göre laboratuvar Öğütme, DNA İzolasyon, PCR Hazırlık ve PCR olmak üzere 4 bölümden oluşuyor. Bu bölümlerden ikinci ve üçüncüsü pozitif, PCR odasının ise negatif basınçlı olması gerekiyor. Ancak özellikle iklimlendirme maliyetlerinin yüksek olmasından dolayı pozitif ve negatif basınçlı odalar tercih edilmeyebiliyor. Zaten Bakanlık da böyle bir altyapıyı zorunlu tutmuyor. Bu da maliyetleri oldukça düşürüyor. Bir gıda laboratuvarı yaklaşık 500 analiz sonunda yatırım maliyetini karşılamış oluyor.
Gıda Güvenilirliği de özellikle ülkemiz için son dönemin popüler konuları arasında yer alıyor. Bu konuda yürüttüğünüz çalışmaları sizden dinleyebilir miyiz?
Ne yazık ki diğer birçok konuda olduğu gibi bu konuda da biraz geç kalmış durumdayız. Özellikle gıda genetiği ile ilgili yapılan analizler resmin tamamını görmekten oldukça uzak. Üretici firmalar ile biyo yararlılık- zararlılık üzerine farklı çalışmalarımız oluyor. Örneğin, bir gıda mamulünde kullanılan bir maddenin ya da doğrudan bir meyvenin insan hücresi üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkilerini belirlemeye yönelik çalışmalara hâlihazırda destek veriyoruz. Elbette bu tarz çalışmalar üniversiteler ve üreticilerin ortak yürüttüğü çalışmalar olmalı. Bu noktada biz her iki sektörle de çalışan bir firma olarak tarafları bir araya getirmeye çalışıyoruz. Yakın gelecekte bu tarz birçok çalışmanın başarıyla yapılacağını düşünüyorum.
12 yıldır sektörde var olan bir firma olarak kısa bir 2010 yılı değerlendirmesi ile birlikte bu yıla ait hedeflerinizi içeren bir mesaj da verir misiniz?
2010 yılı bizim açımızdan oldukça yoğun ve yorucu ancak bir o kadar da keyifli geçti. Bir biyoteknoloji ve genetik firması olarak gıda sektörü ile tanışmanın mutluluğunu yaşadık. Aslında geçen yıl bizim için GDO yılı oldu diyebiliriz. Birçok anahtar teslim laboratuvar kurduk ve işler hale getirdik. Bu ivmenin önümüzdeki birkaç yıl daha devam edeceğini düşünüyoruz. Çünkü gıda genetiği konusunda kat etmemiz gereken oldukça uzun bir yol var. Firma olarak bu süreçte genetik noktasındaki bilgi ve birikimimizi, temsilciliklerini yürüttüğümüz en iyi kalite ürünler ile birlikte sektöre sunmaya devam edeceğiz. Firma olarak gıda sektörü ile yeni başlayan ortaklığımızı birçok yeni alana yaymak istiyoruz. Sektörün bir parçası olarak kullandığımız besinlerin güvenilirliği konusunda halkımıza karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirmek zorundayız. Bu noktada özellikle üretici firmalarımızın gıda konusundaki tecrübelerini genetik birikimimiz ile harmanlayıp birçok yeni AR-GE çalışması yapmayı umut ediyoruz. Yalnızca işin içindeki bir firma olarak değil, tüketici olarak da ülkemizde bu tarz çalışmaların yapılmasını gönülden arzu ediyoruz.