Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

Herkes gitti Mersin'e, Arbel gitti tersine!

Türkiye'nin bakliyat devi Arbel, önce yurt dışındaki yatırımlarını topladığı, ardından yurt içi yatırımlarını da aynı çatı altına aldığı Alliance Grain Traders (AGT) ile başarıdan başarıya koşuyor. Kanada'nın tüm bakliyat ihracatının %45'ini karşılayan Arbel Grubu, pirinç yatırımıyla da dikkat çekiyor. Enerji ve finans sektörlerindeki girişimleriyle birlikte 2011 yılı sonunda 1,5 milyar dolar olan grup cirosunu 2,5 milyar dolara ulaştırmayı hedefleyen AGT'nin Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Arslan ile bakliyattan buğday ithalatına, büyüme stratejilerinden hedeflerine kadar gündemdeki konuları görüştük.

 

  Bundan 30 yıl önce, 1980 yılında Mersin'de kurulan ve kentin ilk mercimek, bulgur ve makarna tesislerini kuran Arbel, 2001 yılında ilk yurt dışı yatırımını Kanada'da gerçekleştirmişti. Zaman içinde Kanada'daki tesis sayısını 15'e çıkaran şirket, 2007 yılında Avustralya ve Amerika'da da tesis yatırımları yaptı. Aynı yıl tüm yurt dışı yatırımlarını Alliance Grain Traders (AGT) adı altında toplayan grup, yine aynı yıl Toronto Menkul Kıymetler Borsası'nda halka açıldı. 2009 yılında Mersin'deki şirketlerini de bu çatı altına alarak borsaya açan grup, tesislerinin bulunduğu bölgelerdeki üreticilerden satın aldığı bakliyat ve özellikli diğer ürünleri işleyerek 85 ülkeye ihraç ediyor. AGT, bünyesinde bulunan 24 işleme tesisiyle yıllık 1,5 milyon ton işleme kapasitesine sahip ve Kanada'nın bakliyat ihracatının %45'ini tek başına gerçekleştiriyor. Makarnada Arbella markası ile bilinen Arbel Grubu 2009 ve 2010 yılında yaptığı ek bina ve üretim hattı yatırımlarıyla üretim kapasitesi açısından Türkiye'de ilk sıralarda yer alıyor. Yeni hat yatırımının Nisan-Mayıs aylarında tamamlanmasının ardından 5. hattın devreye girmesiyle birlikte yıllık 160 bin ton kapasiteye ulaşacak olan şirket dünya çapında söz sahibi olmayı hedefliyor. Bugün itibariyle aylık 10.000 ton irmik, 7 bin 500 ton makarna üretim kapasitesine sahip olan Arbella, üretiminin %60'ını 60'a yakın ülkeye ihraç ediyor. Arbella ayrıca bu yıl içinde Ar-Ge çalışmaları biten yeni ürünlerini Türk ve dünya tüketicilerinin beğenisine sunmaya hazırlanıyor. Pirinç sektöründe de yatırım kararı alan Arbel Grubu geçtiğimiz yılın sonlarında Edirne'de 17 dönüm üzerine çeltik tesisi yatırımı yaptı. Önümüzdeki günlerde tamamlanacak olan tesisler, 20.000 ton depolama ve günde 250 ton çeltik işleme kapasitesine sahip. Bugüne kadar ithal pirinç ağırlıklı çalışan grup, yeni tesisini devreye alınca, yerli pirinç ürünlerinin işlenmesi ve ihracatı konusunda aktif rol oynayacak. Bu pek de kısa olmayan girişin ardından sözü AGT Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Arslan'a bırakıyoruz.

 

TMO'nun ardından özel sektöre 1 Mayıs 2011'e kadar buğday ve yulaf ithalatındaki %130 olan gümrük vergisinin sıfırlanması konusunda TMO ve un sanayicileri arasında bir tartışma yaşandı. Makarna sektöründe önemli bir konumda olan Arbel olarak bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?

 

 Ülkemizde ve dünyada yaşanması muhtemel bir olumsuzlukta, gelecekte yaşanması muhtemel risklere karşı ülkemizin hasada belirli düzeyde stokla girmesini sağlamak amacıyla buğday ithalatında uygulanan gümrük vergisi, hasat başlangıcı olan 1 Mayıs 2011 tarihine kadar sıfırlandı. Dünyadaki olumsuz gelişmelerin de etkisiyle yurt içinde yüksek kâr beklentisiyle ürünün piyasaya çıkarılmaması neticesinde fiyatlar arttı. Bu durumu engellemek adına buğday ithalatında vergiler sıfırlandı. Bu durumun çiftçilere zarar vereceği endişesi oluştu. Oysa hasat döneminin başlangıcında vergiler tekrar yüzde 130'a çıkarılacak. Bu nedenle ürünün çiftçinin elinde kalması gibi bir durum söz konusu değil. DİR (Dâhilde İşleme Rejimi) kapsamında DİİB (Dâhilde İşleme İzin Belgesi) ile işlem yapan firmalar önce ihracat, sonra ithalat yapma zorunda olduğundan, buğdayı un ve makarna yapıp ihracat yapmaktadır. İç piyasa fiyatları o dönemde dışarıya göre yüksek olduğundan, aradaki farkı cebinden ödüyor. İthalat yaptıklarında aradaki fark kapanıyor çünkü vergisiz ithalat hakkı doğuyor. Bazen o hakkını satarak aradaki zararı kapatabiliyordu. Bu durumda buğdayı işleyerek dışarıya ürün satan ihracatçı firmalar zarara uğradılar. Bu nedenle bu uygulamaya ihracatçı firmalar karşı çıkarken, iç piyasa ile sınırlı firmalar destek veriyor.

 

Tarım ürünlerinde son dönemde artan fiyat dalgalanmaları konusunda neler söylersiniz? Türkiye'deki üretim beklentileri ve öngörülerinizi öğrenebilir miyiz?

 

 2010 yılında özellikle Kuzey Amerika'da yaşanan iklimsel sorunlar nedeniyle tarımsal ürün piyasaları olumsuz yönde etkilendi. Zamanından sonra ve yoğun olarak yağan yağışlar bu ülkelerde yetişen ürünlerin kalitesinde ve veriminde düşüşlere neden oldu. Kuzey Amerika ülkelerinde normal dönemde ağustos ayında gerçekleşen hasat eylül ayı sonuna sarktı. Bu nedenle dünya bakliyat piyasaları olumsuz yönde etkilendi. Ürünün piyasaya girmesinde yaşanan gecikme nedeniyle fiyatlar yüksek seyretti. Dünyada tarımsal ürünlerin içinde hububat, bakliyat ve yağlı tohumlarda anormal fiyat dalgalanmaları oluştu. Tarımsal ürün fiyatlarının yükselmesi bu sektörde yer alan ihracatçıların sorun yaşamasına neden oldu. Hasat döneminin başında 180- 200 dolardan işlem gören buğday, Rusya'nın getirdiği ihracat yasağı nedeniyle kalitesine göre 300-350 dolar civarında seyretti. Türkiye'de tarımsal ürün hasadı ve ürün ihracat bağlantıları haziran ayında gerçekleşir. Türkiye, özellikle mercimekte dünyanın ilk hasadı ya-    pılan ülkelerinin başında geliyor. Türkiye'de 2010 yılında buğday ve bakliyat ürünleri rekoltesi iç piyasa ve ihracata yetecek düzeyde gerçekleşti. Dünyada tarımsal ürünlerin kalitesinde yaşanan sorunlar ve hasat döneminin sarkması Türk çiftçisinin ürününün dünya piyasasında yüksek fiyatlarla alıcı bulmasına yaradı. 2010 yılında Türk çiftçisi kazandı. Dünya piyasalarında yaşanan dalgalanmalar ise ihracatçılarımız açısından sorunlara neden oldu. Fiyat geçişlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle ihracatçı taahhütlerini yerine getirmekte zorlandı. Alıcı ile satıcı arasında sorunlar yaşandı. İhracat, hasadın başladığı dönemdeki beklentinin altında gerçekleşti. 2011 yılının Mart ayına girdiğimiz şu günlerde, meteorolojik verilere baktığımızda, Ekim-Şubat ayları arasında yağışların geçtiğimiz Ekim-Şubat döneminden %40 daha az gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Yağışlar geçtiğimiz yılların ortalamasından %30 daha az. Bu durum özellikle hububatta verim sorununa neden olacaktır. Bakliyatta bahar ayındaki yağışlar durumu etkileyecektir. Bakliyat daha az yağışa ihtiyaç duyan bir üründür ve Mart-Mayıs ayları arasındaki yağışlar rekolte ve kaliteyi etkiler. Bu nedenle bakliyatla ilgili değerlendirme yapmak için erken. Dünyaya baktığımızda ise aynı sıkıntılar Kuzey Yarımküre ülkeleri için de geçerli. Geçtiğimiz aylarda olumsuz hava şartlarının da etkisiyle dünyada bir gıda krizi yaşandı. Dünya gıda stokları tehlikeli sevilerde olduğu için fiyatlar anormal arttı. Türkiye bu krizden dünya ülkelerine göre daha az etkilendi. Önümüzdeki süreçte Türk çiftçisinin öngörülü davranmasıyla Türkiye üretim ve fiyat anlamında iyi bir yıl yaşayacak.

 

Üretim maliyetleri ve verimliliğin halen en önemli sorunlar olarak göze çarptığı Türkiye'nin bakliyat üretimi ve ihracatında yaşadığı sorunlar nelerdir?

 

 İstikrarsızlık, yüksek faiz, enflasyon ve diğer ülkelerle olan ilişkiler konularında ilerleme kaydedilmesine rağmen düşük döviz kuru, kayıt dışı ekonomi, yüksek enerji ve finansman maliyetleri, yüksek oranda ithal ara malı kullanımı gibi kronikleşen sorunlara karşı köklü çözümler üretilmeli. Sektör geçen yıl uygulamaya geçen Tarım Havzaları Projesi gibi yeni teşvik sistemleri, İTAŞ (İhracatçı Birlikleri Tohumculuk ve Araştırma A.Ş) gibi sektöre büyük Ar-Ge desteği sağlayan kuruluşlar, GAP ve tarım sektörünün önemine dair artan bilinç gibi güzel gelişmelerle birlikte rekabetçiliğini artırırken, dalgalı seyir izleyen rekolte, hammadde temininde yaşanan sıkıntılar, Ar-Ge çalışmaları başta olmak üzere sektöre yönelik teşviklerin yetersizliği, tohum ıslahında karşılan sorunlar vb nedenlerden dolayı rekabette zorlanmaktadır. Ülkemizin modern tarımda dünyada iyi bir yerde olduğunu söyleyebilirim. Geçtiğimiz yıl hayata geçirilen havza bazlı üretim yönteminin meyveleri önümüzdeki birkaç yıl içinde alınacaktır. Sulanabilir arazilerde çalışmalar tamamlandı. GAP projesinin 2014 yılında tamamlanması ön görülüyor. Türk tarımı tüm bu olumlu gelişmeler neticesinde 5-10 yıl sonra çok daha iyi bir yerde olacaktır. Bugüne kadar KOBİ'lerin önündeki en büyük sorun, dünyadaki rakiplerine göre yüksek faiz oranlarıyla kredi almalarıydı. Son dönemde faiz oranları düşürüldü. Bu olumlu bir gelişme olmakla beraber KOBİ'lerin krediye erişiminin sınırlı olması sıkıntıların devam etmesinde etken oluyor. Devlet, Ar-Ge çalışmaları için olanaklarını KOBİ'lere açmalı ve kamusal giderlerini düşürmek için desteklemeli. Arbel olarak, tesis yatırımı yaptığımız her ülkeye kendi üretim teknolojilerimizi götürüyoruz. Mersin'de yetiştirdiğimiz kalifiye elemanları bu ülkelere gönderiyoruz. Artan rekabet ve küreselleşme, kuruluşları sürekli daha iyi olmaya teşvik ediyor. Bunun sonucunda, üretim araçları ve sistemleri de değişip yenileniyor. Amaç, gelişmeyi hızlanarak sürdürmek ve gelecekte de var olmak. Bunun bilinciyle Ar-Ge çalışmalarımızla üretimdeki liderliğimizi destekliyoruz.  




Yorumlar
Yorum Ekle