Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

Almanya Dönüşü


İki günlük bir toplantıya katılmak için Almanya'dayım. Toplantı Frankfurt'a 40 km uzaktaki Seeheim'da Lufthansa'nın Eğitim Merke¬zinde yapılacak. Sanki orman içine saklanmış gibi 2 adet 6 katlı binadan oluşuyor Eğitim Merkezi. Her türlü toplantı, konferans, eğitim için uygun bir ortam.
Aslında toplantı için Almanya'da uygun bir gün değil. Çünkü hava 20-25 °C ve güneşli. İstanbul'da hava serin ve yağmurlu. Normalde İstanbul sıcak ve güneşli, Almanya serin ve yağmurlu olmalıydı. Eskiden böyleydi. Artık iklim değişikliğine hepimiz alışır olduk.
Kutuplarda ozon tabakasının incelmesi ve nihayet Japonya'daki deprem, Atom Santralindeki patlama ve radyoaktif sızıntılar dünyanın olduğu kadar Almanya'nın da gündeminin ilk sırasını almış. İnsanlar Atom Santrallerinden korkar hale gelmişler. Almanya'da en son yapılan Eyalet seçiminde de Atom Santrallerinin kapatılmasını öteden beri savunan “Yeşiller Partisi” kazanmış. Yeşiller ilk kez bir Eyalet'te Başbakanlık koltuğuna oturacaklar. Bu başarıda Atom Santrali karşıtlığının önemli rol oynadığı söyleniyor. İktidardaki Hıristiyan Demokratlar ve Hür Demokratlar önemli ölçüde güç kaybetmişler.

Almanya'da kapatılmışların dışında kalan 10 Atom Santrali halen çalışır durumda. Bu günlerde Almanya'da kimle konuşulsa bu santrallerin kapatılmasını istiyor. Japonya'daki kaza herkesi çok korkutmuş. Acaba bizde nasıl algılandı diye düşünüyorum. Bizde bir sorun canı acıtmadığı sürece, sorun olarak algılanmadığını biliyorum. Bu yüzden Japonya bize uzak. Öyleyse, bir sorun yok. Peki, hemen yanı başımızdaki Bulgaristan ve Ermenistan'daki eski Sovyet teknolojisiyle yapılmış Atom Santralleri ne olacak? Bunlarda da bir gün bir kaza olursa, ne yapacağız?
Tam bugünlerde de Ruslarla Türkiye'de Atom Santrali kurma sözleşmesi imzalanıyor. Bunu nasıl değerlendireceğiz? Bir yanda ciddi şekilde artan enerji ihtiyacımız, öte yandan enerji ihtiyacını karşılamada kaçınılmaz gözüken Atom santrali. Türk halkı bunu nasıl anlayacak? Türkiye'deki diğer enerji kaynaklarının (örneğin hidroelektrik) potansiyeli yüksek. Almanya'da ise çok düşük. Gemi taşımacılığı yapılan nehirlere Almanya'da olduğu gibi baraj kurulmaz. Türkiye'de hiçbir nehir taşımacılıkta kullanılmıyor. Çünkü nehir eğimleri fazla, yatakları da buna uygun değil. Rüzgâr ve güneş enerjisi gibi diğer kaynakları daha fazla kullanmak durumundayız. Hatta İstanbul boğazındaki akıntıdan acaba enerji üretilemez mi diye düşünüyorum. Sorun teknik olduğu kadar politik içerik de taşıyor.
Almanya'da en çok konuşulan konular arasında Portekiz'e AB tarafından verilecek olan 80 milyar Euro da var. Bu işten Almanlar hiç memnun gözükmüyorlar. Hatta aile başına 2500 € ödeyeceklerini hesaplıyorlar. Almanya'da işsizlik biraz düşmüş ama hala fazla buluyorlar. Aslında işsizlerin yarıdan çoğu iş de istemiyor. Devletin verdiği paraya razı oluyorlar. Batı ve Doğu Almanya'nın birleşmesi hala tamamlanmış gözükmüyor. Ücretler eski doğu Almanya'da daha düşük, ekonomik aktivite az. Herhalde bir 10 yıl daha alacak bu durumun düzelmesi. Almanya aslında yeşil, düzenli ve güzel bir ülke. Almanlar bunun farkında değiller, onlar Akdeniz'in sıcaklığını özlüyorlar. İklimin ısınmasıyla daha fazla Alman kendi ülkesinde tatilini geçiriyor. Almanya'da düzen var. Her şey önceden belli. Burada yaşam kurallara uyduğun ve biz Türkler için kabul ettiğin takdirde her şey kolay. Genel toplum kurallarının yanında her zaman kendi özel kuralları olan ve bunu trafikte, genel toplumsal alanlarda da uygulayan insanlar için Almanya zor ülke.
Yine de her şeye rağmen İstanbul'u özlüyorum. Belki İstanbul'da yaşam kolay değil ama her şeyin bir bedeli olduğunu biliyorum. THY'nin dolu uçağıyla havasını koklamak ve yaşamına biran önce katılmak için İstanbul'a iniyorum. Biz önceden ne olacağı belli olan bir “yaşam şeklini” değil, yaşayıp görmeyi, yaşamın sınırında heyecanı tatmayı seven insanlarız.
Prof. Dr. Mehmet Pala



Yorumlar
Yorum Ekle