Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

Gümrüksüz ithalat buğday ve un piyasalarında ŞOK etkisi yarattı


 TUSAF Başkanı Erhan Özmen, önce Toprak Mahsulleri Ofisi'nin, ardından da 1 Mayıs'a kadar özel sektöre verilen 'sıfır' gümrükle buğday ithalatı izninin, yurt içi buğday ve un piyasalarında şok etkisi yarattığını söyledi.   

 

Aydın Arıcıoğlu- ANKARA

 

Hasat tarihine kadar yetecek buğday stokuna sahip olan Türkiye'nin -ihtiyacı olmadığı halde- ithalata gitmesini eleştiren Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) Başkanı Erhan Özmen, buğdayla ilgisi olan/olmayan herkesin limana buğday indirdiğini, sonuçta buğday ve una karşı bir ilgisizlik baş gösterdiğini öne sürdü. “Un piyasaları çöktü!” diyen Özmen, 105 ülkeye 2 milyon ton un ihraç eden bir sektör olarak, önlerini açıkça görebilme ihtiyacı duyduklarını, ancak piyasayı düzenlemekle görevli TMO'nun aynı dönem içinde farklı politikalar uygulaması nedeniyle bunun mümkün olmadığını söylüyor.

 

 

Türk un sanayinin sektörel büyüklüğü, üretim ve ihracattaki durumu ve ekonomiye katkısı en güncel rakamlarla hangi boyuttadır?

 

Türkiye Un Sanayi 2005 yılında başlayan çıkışını istikrarlı bir şekilde sürdürüyor. 2005 yılında 60 ülkeye yapılan ihracat bugün 105 ülkeye ulaşmış durumdadır. Navlunun olumsuz etkilerine rağmen uzak/yakın ayrımı yapmadan her coğrafyada ihracat pazarları yaratabilmiş durumdayız. Sınır komşumuz Irak istikrarlı bir şekilde ihracatımızda birinci sıradaki yerini korurken, çok uzaklardaki bir Endonezya un ihracatında Türkiye'nin ikinci büyük pazarı haline gelebilmiştir. Yine uzak sayılabilecek coğrafyalarda yer alan Sri Lanka, Filipinler, Güney Kore, Angola vb. ülkeler de önemli ihracat noktalarımız haline gelmişlerdir. Bu ülkelerde yerel üreticilerin veya rakip ihracatçıların Türk ununun kalitesiyle ilgili yaptıkları olumsuz propagandaları, Dış Ticaret Müsteşarlığımız, İhracatçılar Birliğimiz ve ilgili bakanlıklarla birlikte bir bir çürüterek çok iyi noktalara geldik. Bugün artık ihraç ettiğimiz unun kalitesi, girdiğimiz bütün ülkelerde kabul edilebilir düzeye gelmiştir. Yurtdışına yıllık ihracat miktarımız 1,8 - 2 milyon ton aralığında değişmektedir. Ki, bu miktar dünya un ticaretinin yaklaşık %20-22'lik bölümünü oluşturmaktadır. Bu düzeyde bir ihracatın son 4-5 yıldan bu yana istikrarlı şekilde sürdürülüyor olması, artık bu kulvarda Türkiye'nin iddiasını açıkça ortaya koymaktadır. Un ihracatı karşılığında ülkemize giren döviz miktarı ise yıllık yaklaşık 700 milyon dolar dolayındadır.

 

İhraç edilen unun büyük bölümü Dâhilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ithal edilen buğdayın işlenmesiyle elde ediliyor, değil mi?

 

Tamamı DİR kapsamında ithal edilen buğdaydan elde ediliyor. İhracatçı kontratını yaparken, göndereceği unun protein değerlerini müşterisine bildiriyor, sonra dönüp buğday ithalatıyla ilgili kontratını yapıyor; taahhüt ettiği kaliteyle uyumlu buğdayı yurtdışından getiriyor. Bu kapsamda şu anda Avustralya ile birlikte dünyanın en kaliteli buğdayını üreten Amerika ve Kanada'dan yoğun şekilde ithalat yapılıyor. Yakın coğrafyada olmalarına rağmen Türk sanayicisinin Ukrayna veya Rusya buğdayına yeterince kaliteli olmamaları sebebiyle çok ilgili olduğu söylenemez.

 

Sektörünüzce yapılan un ihracatı esas olarak ithal buğdaya dayanmasına karşın, 25 Şubat 2011'de Resmi Gazete'de yayımlanan kararla buğday ithalatında gümrük vergisinin sıfırlanmasına karşı çıktınız. Neydi bunun temel sebebi?

 

Öncelikle şunu söylemeliyim: Rusya'nın Ağustos 2010'da buğday ihracatına getirdiği yasaklamayla birlikte iç piyasada Toprak Mahsulleri Ofisi'ne en büyük desteği Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu verdi. Buğday ve un fiyatlarından ekmek fiyatına dek her alanda, her anlamda desteğimizi esirgemedik ve böylesi bir süreçte sağduyulu davranarak Türkiye'deki fiyatların aşırı artışını engelleme politikasının bir ucundan da biz tutmuş olduk. TMO daha sonra Şubat ayında bahsettiğiniz gümrük vergisini sıfırlama kararını alırken de, gerekçesi ne olursa olsun, bunun belli bir tartışma sürecinin ürünü olarak ortaya konması gerekirdi. 13-14 milyon ton buğdayı kullanan bu kadar büyük bir sektör varsa karşınızda, onunla birtakım şeylerin konuşulup tartışılabiliyor olması gerekirdi.

 

Sorun sadece size danışılmamış olması mı? İthalatın gerekçesine yönelik eleştirileriniz yok mu?

 

Biz, 105 ülkeye 2 milyon tona yakın un ihraç eden, dolayısıyla 3 milyon ton buğdayı da ihracata yönelten bir sektörüz. TMO'nun politikaları yurt içi ve yurt dışı ticaretimizi kesinlikle etkiliyor ve yönlendiriyor. Günübirlik ayarlamalarla, günübirlik politikalarla önümüzü göremeyiz. İhracatta 3 aylık - 5 aylık kontratlar yapıyoruz; onun için beklentimiz orta ve uzun vadeli politikalardır. İthalatta gümrük vergisinin sıfırlanması kararı alınırken buğdayda dünya çapında yaşanan fiyat artışının Türkiye'ye yansıma ihtimali ve bundan kaynaklı olarak Türkiye'nin hasat dönemine yüksek fiyat beklentileriyle girmemesinin sağlanması gerekçe gösterildi. Bu karar doğru da olabilir. Ama ne olursa olsun, böyle bir karar alınırken Rusya'nın ihracat yasağı uygulamasından bugüne kadar bu sürece net destek veren ve sektörün en büyük sivil kuruluşu olan Un Sanayicileri Federasyonu ile birlikte bunun mutlaka bir değerlendirme sürecinden geçmiş olması gerekirdi. Kaldı ki Şubat ayında bu karar alındığında stokta zaten 5,5 - 6 milyon ton buğday bulunuyordu. Yani ithalata gerek yoktu. Hani ekmek fiyatında anormal bir beklenti olur, spekülatif birtakım oyunlar vardır, ekmek fiyatı anormal yükselişe geçecektir; onun önüne geçmek için böyle bir karar alırsınız... O zaman ilk desteği biz veririz. Ama ithalat kararı alındığında 2008 yılından beri değişmemiş olan ekmek fiyatlarında bir artış ya da artış talebi söz konusu değildi. TMO'da da, bizde de kayıtları mevcuttur: Türkiye'de buğdayda veya unda aşırı bir fiyat hareketi de yoktu. Buğday fiyatında dünyada %100'e yakın bir artış varken, Türkiye'de %30 olmuştu. Un fiyatında dünyada %70-80'lik artışa karşın Türkiye'de %22'lik artış olmuştu. Ekmek fiyatında ise neredeyse sıfıra yakın bir artıştan söz ediliyor ve ileriye dönük anormal bir artış beklentisi veya endişesi de bulunmuyordu. Sıfır gümrük kararı sonrasında kendi iç piyasamızda ve sektörde TMO'ya karşı bir kırgınlık oluştu. Çünkü TMO daha önce en büyük buğday kullanıcısı olan un sanayicisine ileriye dönük politikalarını açıklarken “sıfır gümrük” uygulamasının olmayacağını defalarca altını çizerek söylemişti. Öyle olduğu için de un sanayicisi elinde buğday tuttu. Bakın, biz ve bu sektörde yer alan herkes yeni hasat dönemiyle ilgili öngörülerimizi TMO'nun politikalarına bakarak oluştururuz. Bu defa da büyük tüccarlar ve un sanayicisi TMO politikalarına bakarak ellerinde buğday tuttu. Öyle ki, Şubat ayında bu karar alındığında Türkiye'nin büyük ve orta ölçekli işletmelerinin tamama yakınının hasat ayına dek yetecek buğday stokları oluşmuştu. O güne dek, “Gümrükler sıfırlanmayacak. Gerekirse ithalatı biz yaparız” diyen TMO'nun daha sonra kalkıp sıfır gümrükle 1 milyon tonluk bir ithalata başlaması, arkasından da özel sektöre 'hasat tarihine dek' sıfır gümrükle ithalat imkânı sağlanması sektörde şok etkisi yarattı.

 

Sizce TMO bu kararı hangi hasat tahminine ve stok verilerine dayanarak almış olabilir?

 

Hasat döneminde oluşacak rekolte ile ilgili bir eksiklik bekliyor olabilir. Şu an için böyle bir olasılık görünmüyor. Ama bilemezsiniz. Yani Mayıs-Haziran aylarında oluşacak hasadı Şubat-Mart'ta tahmin edemezsiniz. Bugün için belki iyi gidiyor diyebilirsiniz, ama daha ötesi yine de fludur. Önünüzde daha önemli yağışların yaşanacağı üçdört aylık bir süreç vardır çünkü... Hatta bugün (Nisan ayına girerken de) hasat ile ilgili net bir şey söyleyemeyiz. Ama ne olursa olsun, Türkiye'nin elinde bulunan stok miktarı bizi rahatlıkla hasada, hatta hasattan 1 - 1,5 ay sonrasına ulaştırabilecek düzeydeydi. Peki, TMO'nun sıfır gümrükle ithalat kapılarını açması, buğday piyasalarında dengeyi bozdu diyebiliyor musunuz? Kesinlikle bozdu. Şu anda un piyasaları resmen çökmüş vaziyette. Halk Ekmek'ler bugün 39 - 40 liraya un alıyor. Una ve buğdaya karşı bir ilgisizlik, talepsizlik başladı. Buğday ticareti vadeleri, satış şartları olduğu gibi altüst oldu. Buğday ile ilgisi olan olmayan herkes bugün limana buğday indiriyor. Satış şartları, buğdayın kalitesi vs. hiç önemli değil... Hâlbuki yeni döneme sağlıklı bir gidiş için ticaretin belli kurallara uygun şekilde yapılması gerekirdi. Şimdi TMO çıkıp yeni döneme yönelik politikalarını ortaya koyduğunda, kimi nasıl inandıracak?

 

 Böylesi bir ortamda girilecek olan hasat ve sonrasında neler olabilir?

 

Sonuçta TMO herhalde Türkiye'de buğdayın bir anda bollaşması istedi. Sıfır gümrük uygulamasının sona ereceği 1 Mayıs tarihine dek ülkeye ne kadar buğday girmiş olacağını bilemiyoruz. Bu ithalatın hasada nasıl yansımaları olacak, onu da yaşayıp göreceğiz. Ancak şunu söyleyebilirim: Buğday fiyatı şu anda yaklaşık %10-15 gerilemiş durumda. İç piyasada buğday fiyatı yurt dışına göre zaten yüksekti, gümrükler sıfırlanınca %10-15 arası bir gerileme oldu. Limanlardaki bütün depolar buğday dolu ve gemiler yük boşaltmak için hâlâ sıra bekliyor. Öte yandan buğday alıcısı kalmadı. Yani ithal buğday buradaki istikrarı bozdu. Sonuçta birilerinin devreye girip bu buğdayı alması lazım. Bakın, buğday ticaretinde TMO'nun koyduğu politikalar, yarattığı öngörüler vardı, bu öngörüler bozuldu. Çiftçi, tüccar, un sanayicisi atacakları her adımda TMO'nun izlediği politikalara bakar... Şubat ayında, daha önce açıklamış olduğu politikaların aksine farklı bir politikaya girişen TMO, yeni dönemde bakalım ne yapacak? Çiftçi malını tutarken, tüccar ve un sanayicisi de alıma girerken buna dikkatle bakacak ve yeni dönemde TMO'ya bu konu mutlaka sorulacak; “2011 hasadında açıklayacağın politikalar nereye kadar geçerli olacak?” Sektördeki herkes TMO politikalarının 6 aylık mı, 1 yıllık mı olduğunu artık daha açık ve daha net öğrenmek isteyecek.

 

En önemli sorun envanter eksikliği

En büyük eksikliğimiz, buğday envanterinin  olmayışı... Ülke olarak ne  kadar buğday ürettiğimizi ve ne kadar  tükettiğimizi net olarak bilmiyoruz.  Lisanslı depoculuk, gerekli yasal düzenleme  yapılmış olmasına rağmen  henüz devreye girmediği için buğday  farklı ortamlarda dağınık bir şekilde  stoklanıyor. Hâlbuki lisanslı depoculuk  sisteminde toplandığı zaman envanterimizi  rahatlıkla çıkarabilecek,  ne kadar üretimimiz olduğunu, elimizde  ne kadar buğday kaldığını sağlıklı  olarak görebileceğiz. Şubat ayında  aniden buğday ithalatındaki gümrük  vergisini sıfırlandı. Toprak Mahsulleri  Ofisi bu karara dayanak olarak  farklı bir rakam, biz karşı çıkarken  farklı bir rakam, başkaları çıkıp daha  başka rakamlar söyleyeceğine, lisanslı  depoculuk olsaydı buğdayla ilgili  genel durumu, stok verilerini net  olarak görebilecektik. Bu, artık bir  zorunluluk haline geldi. Lisanslı depoculuk  sistemi devreye girmiş olsaydı,  geçen yıl Rusya'nın buğday ihracatını  kapattığı dönemde un ihracatı  kontratları yapmış ve zor durumda  kalmış olan firmalarımız o duruma  düşmez, buğday kontratlarını bu sistemden  yapabilirlerdi. Ülkemizde bu  konuda şu an dağınık yapılı bir organizasyon  var. Bunun artık mutlaka  modern şartlarda revize edilip Türkiye'nin  bir envanter ortaya koyması  gerekiyor. Bu noktada Lisanslı  Depoculuk A.Ş.'nin kuruluş  aşamasını tamamlanmış olmasını  önemsiyor ve sistemin yakın zamanda  tam olarak faaliyete geçeceğini  umuyoruz. 



Yorumlar
Yorum Ekle