Başarılı bir hayvancılık politikası için hayvan başı verimliliğin artırılması, yem maliyetlerinin düşürülmesi, büyük ölçekli üretimin teşvik edilmesi, besi hayvancılığının desteklenmesi gerektiğini söyleyen SETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güler, et fiyatlarındaki normalleşme için ise, kırmızı et üretimi ile besicilik şeklinde faaliyet gösteren üreticilerle sanayicilerin entegrasyonun sağlanması gerektiğine dikkat çekti.
Son yıllarda ülkemizdeki hayvan varlığındaki azalma, üretim maliyetlerinin yüksekliği, et fiyatlarındaki artış, gümrük vergilerinin indirilerek canlı hayvan ve karkas et ithalatına başlanması gibi değişimler, bugün itibariyle sektörü nasıl konumlandırdı?
Bildiğiniz gibi, 2007'deki kuraklık ve 2008 ve 2009 yıllarında yaşanılan küresel mali kriz tüm dünyada yem fiyatlarının artmasına sebep oldu ve maliyetleri yükseltti. Ülkemizde tarım ve hayvancılıkla uğraşan kesimin büyük çoğunluğunu küçük ve orta ölçekli işletmeler oluşturmakta olup hayvan yetiştiriciliğinde de yem maliyetleri işletme giderlerinin %70'lik bölümünü oluşturmaktadır. Kriz döneminde yükselen maliyetler karşısında ürününü olması gereken fiyattan piyasaya sunamayan üretici, sektörden çekilmiştir. Bu çekilme, diğer sektörlerde olduğu gibi dükkân kapatma şeklinde olmadı, üreticiler süt veren ve damızlık olarak kullanılan ineklerini kesime göndererek uğradıkları zararı kapatmaya çalıştı. Ülkemizde et hayvanları süt hayvanlarının erkeklerinden elde edildiği için kesilen damızlık inekler neticesinde elde edilen yavru sayısı da azaldı. Böylece krizi takip eden yıllarda ülkemiz hayvan popülâsyonunda azalma ile birlikte üretim açığı da ortaya çıktı. Et fiyatlarındaki artışın temeli özetlediğim tablodur. Et fiyatlarının yükselmesi neticesinde hükümetimiz bunu düşürmenin yolunun et ithalatı olduğuna karar vererek, önce kasaplık hayvanın ardından karkas etin gümrük vergilerini düşürmüş ve ithalatın önü açıldı. 2010 yılı ikinci yarısından itibaren başlayan kasaplık hayvan ve et ithalatı sektörün dünya pazarlarıyla tanışmasına fırsat verdi. Ancak son derece kısıtlı olan dış ticaret, yeterli altyapısı bulunmayan sektördeki iç dengeleri olumsuz yönde etkilemiş, bu durum uygulamada geç kalınan tedbirler ile de birleşince sektördeki tüm paydaşları özellikle de besicileri kötü etkilemiştir. Yurt içi maliyetlerin ithal maliyetten fazla olması, sektörün ithal ürüne yönlenmesine sebep olmuş, yurt içi üretim zarar görmüştür. Ülkemizde halen maliyetler dünya ortalamalarının üzerindedir. Son bir yıl içerisinde ithalatın yerli besiciye verdiği zarar son dönemde dikkate alınmış ve uygulanan hayvancılık desteklemelerinden faydalanabilecek gruplar içerisine yerli besi ırkı hayvan besicileri de ilave edilmiştir. Ancak bu kez geçmiş politikalar doğrultusunda besi hayvanı ithalatı yaparak, katma değeri yurt içinde bırakmak isteyen besiciler gözardı edilmiştir. Geç de olsa yapılan bu desteklemelerin sektöre küsmüş olan yerli besicileri sektöre yeniden kazandıracağı değerlendirilmektedir. Bunun yanında son dönemde gümrük vergileri önce %30'dan 45'e ardından %45'den 60'a yükseltilmiştir. Ancak bu düzenlemeler 1 yılın sonunda besici bu durumdan yeterince zarar gördükten sonra yapılmıştır. Bu düzenlemeler sonrasında da ithal et ile yerli et arasında fiyat farkında değişme olmamıştır. Bu durumun sebebi ihracatçıların gümrük vergi oranına göre fiyatlarını yeniden düzenlemeleridir.
Bu olumsuz tabloya rağmen 2010 yılında besiciliğe önemli yatırım teşvikleri, hibe ve krediler verildi. Bu gelişmelerin somut sonuçlarını sektör ve dolayısıyla ülkemiz ne yönde ve ne zaman görebilecek?
Hükümetimiz ne yazık ki bir şekilde yürüyen bir sistemi önce bozup ardından bu bozulan düzeni toparlamaya çalışıyor. Tıpkı trafik polisinin ışıklı bir kavşakta trafiğe müdahalesi sonucu trafiğin tıkanması, daha sonra polis müdahaleyi kestikten sonra tekrar trafiğin düzelmesi gibi. Evet, 2010 yılında hem gümrük vergileri düşürülerek ülkemizde besicilik çıkmaz bir yola sokuldu hem de bunu düzeltmek için besiciliğe desteklemeler verildi. Bir yandan bozuyor, fark edince de düzeltmeye çalışıyorlar. Besicilik ülkemizde zarar etmeye devam ettiği sürece yatırım teşviklerinin somut sonuçlarını görebilmek çok zor. Öncelikle gelen ithal etle ülkemizde üretilen yerli et arasındaki maliyet farkını ortadan kaldıracak çözüm bulunmalıdır. Ancak o zaman bu yatırım teşviklerinden sağlamamız gereken faydayı sağlayabiliriz. Her zaman söylediğimiz ülkemizde besilik hayvan sayısının yetersiz olduğudur. Besilik hayvan arzının artırılması gerekmektedir.
Söylediğiniz gibi, geçtiğimiz günlerde ithal etteki gümrük vergisi %45'ten 60'a yükseltilirken, çiğ süt destekleme primi artırıldı, EBK karkas et alım fiyatını 50 kuruş artırdı, destek ödemelerine başlandı. Değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Vergi oranları düşürülürken besici düşünülmüyordu da şimdi mi düşünülüyor sorusu akla geliyor ilk başta. Et ve süt sektörlerinde kısa vadeli günü kurtaran çözümler yerine orta ve uzun vadeli planlar yapmak gereklidir. Devletin sektöre destek verirken çok dikkatli olması gerekmektedir. Son dönemlerde verilen teşvikler, destekler, sektörünün gidişatını bozmuştur. Şu an devletin yapmaya çalıştığı, bu olumsuzluğu olumlu hale dönüştürmeye çalışmaktır. Ancak düzen bozulmuş ve geç kalınmıştır. Hatırlamak gerekirse, %225 olan karkas et gümrük vergisini birden %30'a düşürülmüş, daha sonra da önce 45'e sonra da 60'a çıkarıldı. Ancak bu oranın dahi yetersiz kaldığı görülüyor. Nitekim yaptığımız hesaplamalar, yerli besicilerin rekabet edebilmesi ve ayakta kalarak üretimlerine devam etmesi için gerekli olan vergi oranının en az %75 olması gerektiği yönünde. Canlı kasaplık hayvan, besilik hayvan ve karkas etin aynı vergi oranıyla ithalatına izin verilmesi dengeleri bozmuştur. Ayrıca karkas etin AB ülkelerinin tamamı dâhil birçok ülkeden ithalatına izin verilirken, kasaplık ve besilik canlı hayvanların ithal edilebileceği ülke sayısının son derece kısıtlı olması da besiciler adına daha büyük bir olumsuzluk olarak karşımıza çıkmıştır. Şimdi bu da düzeltilmeye çalışılıyor ancak kırmızı et sektöründe üretim sürecinin uzunluğu dikkate alındığında, sektörün istikrara kavuşmasının uzun zaman alacağını da unutmamamız gerekiyor.
Çiğ süt fiyatlarındaki düşüş için neler söyleyeceksiniz? Benzeri bir durumun yaşandığı 2008'de de çok sayıda damızlık havyan kesime gönderilmişti…
2010 yılında ithal edilen damızlıklar yavru vermeye başladı. 2010 yılı sonlarından başlayarak süt arzının artması sonucu ve mevsimsellik nedeniyle çiğ süt fiyatlarında düşüş meydana gelmiştir. Bu arz fazlalığının da süttozu üreti- mine destek verilmesi, süttozu ihracatına teşvik verilmesi ve yurt içi tüketimin artırılmasıyla çözülebileceği düşünülmüştür. Bu kapsamda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından Dâhilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında süttozu ithalatçılarının alacakları süttozunu yurt içinden temin etmeleri için, süttozu üreticilerine tüm yıla yayılan destek verilmekte, ayrıca Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından da süttozu ihracatına destek verilmektedir. Bu sayede arz fazlası nedeniyle oluşabilecek çiğ süt fiyat düşüşlerinin de önüne geçilmek istenmektedir. Nitekim çiğ süt fiyatlarındaki düşüş üreticilerimizin hayvanlarını elden çıkarmalarına sebep olmakta, bu durum ise 1,5-2 yıl sonra et sektörünü de olumsuz yönde etkilemektedir. SETBİR olarak tüm bu düzenlemeleri gerekli bulmakla ve Bakanlıkla birebir çalışarak öncüsü olmakla beraber, yalnızca süttozuna değil, diğer süt ürünlerine de ihracat teşviki verilmesi yönünde çeşitli girişimlerimiz, Bakanlık ve Dış Ticaret Müsteşarlığı makamları nezdinde toplantılarımız olmuştur. 12,5 milyon tonu aşan çiğ süt üretimimizle dünyanın en çok süt üreten 15. ülkesi konumundayız. Ancak ürettiğimiz sütü tüketmede yeterli değiliz. Bunu önlemek için yurt içinde süt tüketimini artırıcı ve özendirici kampanyalar düzenlemeliyiz. Nitekim Avrupa Birliği ülkelerinde bu proje sürekli olarak her yıl devam ediyor. Süt tüketimini artırmanın bir diğer yolu ise süt ürünleri ihracatının artmasıdır. Ürettiğimiz süt ile dünya ülkeleri arasında yer aldığımız paya, ihracatımızla ne yazık ki ulaşamamaktayız.
Bugün itibariyle üretici ve sanayicilerin en önemli sorunları nelerdir? Bu sorunların çözümüne yönelik görüşlerinizi de almak isteriz.
Kırmızı et sektörün en önemli sorunu kayıt dışı üretim ve ticaret olarak karşımıza çıkmaktadır. Sektörde kaçak kesimin ve özellikle sucuk, salam, sosis gibi et ürünlerinde merdivenaltı üretimin yüksek bir oranda olduğunu söylemek mümkün. Kurbanlık, adaklık kesimlerin çoğu kaçak kesimdir. Halkın sağlıklı ürün konusunda yeterince bilinçlendirilmemiş olması, denetimlerin yetersiz olması, cezaların caydırıcı olmaması gibi nedenlerle de kayıtdışılıkla mücadelede önemli mesafeler kat edilemiyor. Ayrıca 'kayıtlı - kayıtdışı'” olarak adlandırdığımız bir başka sorun daha var. Üretim izni alan, bakkallarda marketlerde ambalaj içerisinde satılan, ancak gıda kodeksine uymayan, yeterli denetimin bulunmaması nedeniyle bilinçsiz tüketicinin tercih ettiği, genelde sağlıksız ve ucuz ürünlerin üretilmesi ve pazarlanması olarak adlandırdığımız bu kayıt dışılık da ne yazık ki azımsanmayacak boyutlarda. Sektörün ikinci en önemli sorunu ise, üretim maliyetlerinin yüksekliği ve bu, yapısal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye'deki üretim yapısı AB veya ABD gibi birçok ülkeyle karşılaştırıldığında, kırmızı et üretiminin çok daha pahalı olduğu ortaya çıkmaktadır. Hammaddenin pahalı olması nedeniyle de salam sucuk sosis pastırma gibi et ürünleri de yüksek maliyetlerle üretilmektedir. Üretici, sanayici ve tüketici gibi ilgili tarafların hiçbirinin kazanmadığı bu yapı sektörün gelişmesini de engellemektedir. Üretim maliyetlerinin yüksek olmasına neden olan ana hususlardan biri, yemin kırmızı et üretiminde yani besi hayvancılığında en yüksek girdi mali yet unsurunu oluşturmasıdır. Toplam ürün bedelinin %70-80'i yem maliyetidir. Dolayısıyla yem fiyatları sektörü doğrudan etkilemektedir. Ne yazık ki yem bitkilerinde de dünya fiyatlarının üzerinde maliyetlerimiz bulunmaktadır. Yani, maliyet düşürme çalışmalarına ilk olarak yem bitkilerinin verimliliğinin artırılmasından, maliyetlerinin düşürülmesinden başlamamız gerekiyor. Maliyete etki eden ikinci husus, hayvan başına et verimidir. Et ırkı hayvanlardan elde edilen et verimi doğal olarak yüksek olmaktadır. Bu nedenle, hayvan ıslahı çalışmaları ile ülke koşullarına uygun etçi ırkların geliştirilmesi gerekmektedir. Ülkemizde et ırkı hayvan ıslahı çalışması yapılmamıştır veya son derece sınırlı kalmıştır. Ülkemizde süt ırkı hayvanlarının erkeği et olarak tüketilmektedir. Bu durumda ise ülkemiz hayvan varlığını, hem et hem süt verimi yüksek olan ırklardan oluşturmak durumundayız. Bu konuda bazı mesafeler kaydettik, kültür ırkı hayvan varlığımızı da belirli bir orana yükselttik ancak yeterli değil. Halen karkas ağırlıklarda ortalama 180-230 kiloları telaffuz etmekte ve 200 kilo karkas ağırlığına devlet olarak destek vermekteyiz. Oysa Avrupa veya Amerika'da hayvan başına et verimi 300-400 kilogram ve üzerinde.
Çözüm: Uzun vadeli planlama
Ülkemizde kaliteli etin ucuza üretilmesi için uygun koşullar sağlanmalı, bunun için de etçi hayvan ırkımızı ıslah edici çalışmalara ağırlık verilmeli, hayvan başına verimlilik artırılmalı, yem maliyetleri düşürülmeli ve ölçek ekonomisi dikkate alınarak büyük işletmelerde büyük ölçekli üretim teşvik edilmelidir. Kredi ve hibe programları vasıtasıyla, besi hayvancılığının özel teşvik programlarıyla desteklenmesi, yüksek verimliliğe haiz damızlık hayvanların ithali ile mevcut kültür ırkı hayvan varlığımızın geliştirilmesi gerekmektedir. Mutlaka kırmızı et üretimi ile besicilik şeklinde faaliyet gösteren üreticilerle sanayicilerin entegrasyonu sağlanmalıdır. Sözleşmeli besicilik yöntemiyle destek sisteminin getirilmesi, burada en önemli teşvik unsurunu oluşturacaktır. Artık üreticinin desteklenmesinin sanayici kesimi ile entegrasyon çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Kırmızı et ve ürünleri Türk halkının sofrasının ve damak lezzetinin değişmeyecek bir parçasıdır. Sağlıklı bir yaşam ve yarınlar için sağlıklı bir nesil yetiştirmenin ülkemizce hedeflenen bir husus olduğu düşünüldüğünde, insan sağlığı ile doğrudan bağlantılı bu temel ürünün sağlıklı üretimin ve tüketiminin artırılmasının hedeflenmesi ve bunun için zaman geçirmeden gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Dolayısıyla sorunların hepsi beraber algılanmalıdır. Aslında sorunlar birbirinin sonucu olarak da ortaya çıkmaktadır. Nitekim yüksek maliyet, talebi olan bir ürün, daha kalitesiz ve kayıt dışı üretimi tetiklemektedir. Türkiye'de sorunlar arasında hijyen, fiyat, kalite ve merdiven altı gibi olumsuzluklar karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla düşük maliyetli ancak sağlıklı, kaliteli, gıda güvenirliğine haiz ürünler üretecek bir sistemi mutlaka oluşturmamız gerekmektedir.