Aydın ARICIOĞLU - ANKARA
Kırmızı etteki temel sorunları, 'nüfus ve turist sayısındaki artış', 'refah seviyesinin yükselmesi' ve 'beslenme alışkanlıklarının gelişmesi' olarak açıklayan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü (KKGM) Genel Müdür Yardımcısı Habip Can, kırmızı et ürünlerinde gıda güvenliğinin sağlanabilmesi amacıyla yürütülen çalışmaları Gıda Teknolojisi'ne anlattı.
Üretim, işleme ve pazarlama süreçlerinde et ve ürünlerine karıştırılabilecek veya muhtemelen ortaya çıkabilecek herhangi bir istenmeyen maddenin izlenebilirliğinin sağlanması amacıyla yapılan çalışmalarda elde ettiğiniz en güncel sonuçlar neler oldu?
Sahadaki denetim çalışmalarını daha sağlıklı yürütebilmek bakımından illerdeki denetçi sayımızı da artırdık. 2002 yılında 1500 gıda denetçimiz var iken, 2010 yılında denetçi sayımız 4 bin 635'e çıktı. Öte kamuya ait 41 adet gıda laboratuvarında büyük aşamalar kaydedildi. Örneğin; Konya ve Afyon'daki laboratuvarımız bir ürünün içindeki etin, kime ait olduğunu, et ürünlerinin içinde, örneğin bir salam, sosis ya da sucuğun içinde ne eti olduğunu ve miktarını tespit edebiliyor. Ulusal Gıda Referans Laboratuvarımız da üstün analiz yetenekleriyle ülkemize ve sektöre hizmetini sürdürüyor. Tarım Bakanlığı'nın sadece üretim yerlerinin denetiminden sorumlu olduğu 2002 yılında, gıdayla ilgili 39 bin 646 üretim yerinde denetim yapılmıştı. 2010'da ise üretim, satış ve toplu tüketim yerleri dâhil bütün gıda zincirinde 376 bin denetim yapıldığını, bunun sonucunda 11 bin 423 vakada idari para cezası kesildiğini ve 1261 adedinin de savcılığa sevk edildiğini görüyoruz. Diğer taraftan satış yerlerine yönelik olarak 'Et Ürünlerinde ve Hazırlanmış Et Karışımlarında Mikrobiyolojik Denetim Programı' yürütüyoruz. Bu kapsamda 2011 yılında toplam 300 numune alınması planlandı. Yılın ilk 4 ayında 76 numune alındı, bunların 16'sında mikrobiyolojik olarak uygunsuzluk saptandı. Uygunsuz ürünler imha edilmiş ve sorumlular hakkında yasal işlem uygulandı.
Buzağı maması ve süt proteinini Süt üretiminde kullanmışlar!
Denetimlerin yetersizliği, sıklıkla dile getirilen bir husus. Bu yetersizlik sebebiyle ithal olarak gelen buzağı maması ve süt proteininin sanayi sektörünce 'süt' üretiminde kullanılabildiği ifade ediliyor…
Süt tozu ithalatının izni DİR (Dâhilde İşleme Rejimi) kapsamında veriliyor. Bu konuda geçmiş yıllara dönük verileri çıkardık: 2010 yılında DİR kapsamında 12 bin ton süt tozu ithalatı yapılmış. 2011 yılının ilk iki ayında da aynı kapsamda 809 ton süt tozu ithal edilmiş... Sormuş olduğunuz buzağı maması ise kazein - kazeynat veya süt proteini olarak giriyor. 2010 yılında 2 bin 535 ton kazein ve kazeinat girişi olmuş. Süt proteini ve bitkisel proteinin toplamı ise 4 bin 983 ton... Sizin kulağınıza da gelen bu konu bizleri de huzursuz etti. Ve bununla ilgili olarak Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) ile toplantılar yaptık. Sonuçta bu ürünlerin ithalatında gözetim uygulamasına gidildi. 13 Mart 2011 tarihinde DTM, ithalatta gözetim uygulamasına ilişkin bir tebliğ yayımladı... Bu tebliğle -adı geçen ürünlerin ülkeye kontrollü girmesi bakımından- ithalatını yapmak isteyenlerin önce gidip gözetim belgesi almaları gerekliliği getirildi. “Bunları nereye getiriyorsun, ne için kullanıyorsun?” şeklinde, takibinin yapılmasına yönelik uygulama neticesinde şu ana kadar, bildiğim kadarıyla, gözetim belgesi başvurusu olmadı. Dolayısıyla şu anda bu ürünlerin ithalatı fiilen durmuş durumda. Dolayısıyla mart ayından bu yana böyle bir sorun yok.
Ülkemizde kırmızı et üretimiyle ilgili en temel sıkıntı sizce nedir?
Kırmızı et üretimi ile ilgili olarak TÜİK, bildiğiniz gibi, 2010 yılına kadar mezbahalarda kayıt altına alınan büyükbaş- küçükbaş hayvan kesimleri ile derisi Türk Hava Kurumu'na ulaşan kurban derilerinden elde edilen verileri esas alıyordu. Buna göre yıllık kırmızı et üretimimiz 360 bin ton olarak dile getiriliyordu. 2010 Ocak ayından itibaren hayvansal ürünleri girdi olarak kullanan sanayi işletmelerinin verilerini de hesaba katacak şekilde yapılan düzeltme sonucunda kırmızı et üretim rakamımız 700 bin tonu aştı ancak bundan da fazla aslında. Bir düşünün, 74 milyon insanımız var, artı 30 milyon da turist besliyoruz. Bu ihtiyacı karşılamak için sığıra ve koyun etine yükleniyoruz. Talep bu şekilde artınca içerdeki materyalin/hayvan sayısının kuraklığa ve diğer sebeplere bağlı olarak azalması sonucunda ister istemez sıkıntı ortaya çıktı ve ithalat sürecine girdik. Temel sıkıntı nüfusun ve turist girişinin artmasıdır. Nüfus artışının yanı sıra milli gelirdeki artışla birlikte halkın refah seviyesinin yükselmesi de kırmızı et tüketimini artırdı.
Kayıt dışı kesimlerin, uygunsuz et sevkinin, belgesiz hayvan naklinin önüne geçmek amacıyla yapılan çalışmalarda arzu edilen başarı sağlanabildi mi?
Kayıt dışı kesim ve uygunsuz et sevkiyatı birbirine bağlı unsurlardır. Bununla ilgili 5996 Gıda Yasası çok açık hükümler getirdi. Tanımlatılmamış hayvanlar için veya tarım il ve ilçe müdürlüklerinden veteriner sağlık raporu alınmadan sevk edilen hayvanlar için doğrudan mezbahaya götürülüp kestirilme hükmü getirildi. O nedenle şu an için kaçak sevk yok denecek kadar az. Sığırların tanımlanması projesini 2001 yılında başlatmıştık. Özellikle Batı illerinde %100'e yakın başarılı olduk. Doğu illerinde ise bazı sıkıntılar sürüyor. Aslolan elbette mezbaha veya kombinalarda kesim yaptırmak ancak geleneklerimizden kaynaklanan bazı durumlar söz konusu. Örneğin insanlar pikniğe gittiğinde kendileri kesiyor, ya da yollarda 'kendin pişir kendi ye' türü işletmeler var. AB ile uyum çalışmaları kapsamında bunların hepsini tartıştık. Aslına bakarsanız Avrupa'nın da kendi gelenekleri çerçevesinde bu tür tüketime imkân verdiğini görüyoruz. Esas handikapımız ise kurban… Yani vatandaşı doğrudan, 'Kurbanını götürüp mutlaka bir mezbahada, bir kombinada kestireceksin' diye zorlayamazsın!
Karkas et sınıflandırma çalışmaları hangi aşamada?
Karkasların sınıflandırılmasıyla ilgili çalışmayı Türk Standartları Enstitüsü yapıyor. Çalışma tamamlandığında, piyasa düzeniyle ilgili ikincil mevzuatı hazırlayacağız. Etin sınıflandırılması, tüketicinin nitelikli ve hijyen kurallarına uygun ete ulaşımının sağlanması bakımından son derece önemli. AB'de hayvanın yaşına, ırkına, kesim şartlarına göre sınıflandırma yapılıyor ama ülkemizde kesilen hayvan sığırsa 'sığır eti' diye geçiyor. Ne tür bir sığır eti, onu bilemiyoruz. Bununla ilgili olarak etiketleme çalışmamız devam ediyor. Sistem oturduğunda, marketten aldığımız etin üzerindeki barkottan çiftliğine kadar öğrenme şansımız olacak. Öte taraftan AB'nin desteklediği şap hastalığıyla mücadele projesi paralelinde koyun ve keçilerle ilgili kayıt ve tanımlama sistemi projesi de 3 yıl önce başlatılmıştı. Şu anda koyun ve keçilerini kaydettiren ve belli aşılarını da yaptıran üreticilere hayvan başına 15 TL destekleme veriliyor. Yasa gereği, sığırda olduğu gibi, tanımlatmadan koyun-keçinin de sevki ve kesim için mezbahaya götürülmesi yasak. Bu kapsamda kombinalara bilgisayar dağıttık, veri ağının içine onları da aldık. Mezbahacı ve çiftlikteki hayvan sahibi bir bütündür ve hepsinin bu sürece katılması gerekiyor.
Hayvan pazarlarının ve mezbahaların şartlarını iyileştirebildik, AB standartlarına uygun hale getirebildik mi?
Aslına bakarsanız AB'dekilerden çok daha iyi durumda olan mezbahalarımız bile var. Mezbahaları 1, 2 ve 3.sınıf şeklinde bölümlere ayırdık. Teknik, hijyenik şartlar açısından AB ile rekabet edebilir durumdadırlar. Hayvan pazarlarında ise o noktaya gelemedik. Bu nedenle hayvan pazarlarını / hayvan borsalarını ruhsatlandırmaya yönelik bir çalışma yapıp, tebliğ yayımladık ancak hayvan pazarları belediyeler veya ticaret borsaları tarafından çalıştırıldığı için sıkıntılarımız var. Belediyeler buralardaki şartları düzelmek için pek de istekli görünmüyor. Kombina ve birinci sınıf mezbahalarda yakma fırınları bulunuyor ancak tesisleri genel olarak ele aldığımızda, 'yeterlidir' diyemeyiz. Çünkü sadece kombina ve 1.sınıf mezbahalarda değil, tüm mezbahalarda bu tesislerin olması gerekir. Ülkemizde 118 tane kombina, 82 adet 1.sınıf mezbaha, 21 adet 2.sınıf mezbaha, 415 adet 3.sınıf mezbahamız bulunuyor.