“Kamu kuruluşu olmanız ‘helal’ belgelendirmesinde sakınca yaratır” eleştirilerine Gıda Teknolojisi aracılığıyla cevap veren TSE Genel Müdürü Hulusi Şentürk, “Onların derdi rekabet değil, TSE bu alana girince diledikleri gibi ücret belirleyemeyecek, piyasada tekel oluşturamayacaklar” karşılığını verdi.
Aydın ARICIOĞLU - Ankara
Türk Standartları Enstitüsü (TSE), ‘Helal Gıda’ sertifikası vermeye hazırlanıyor. Dünya genelinde 900 milyar doları aşan ‘Helal Gıda’ pazarında Türk gıda ürünlerinin rekabet şansını artırma amacına yönelik çabanın somut bir adımı olarak TSE, Mayıs ayında Kamerun’da İslam ülkesi temsilcilerinin ortaya koyduğu ‘Helal’ standartlarının ‘Türk Standardı’ olarak kabulüyle ilgili süreci başlattı.
TSE’nin bu adımı, milyarlarca dolarlık pazar potansiyeline sahip ‘helal gıda’ ürünlerinde uluslararası tanınırlığı olan bu belgeyi verebilmek için uzun süredir çalışan sivil toplum kuruluşlarının tepkisine neden oldu... ‘TSE’nin kamu kurumu kimliğiyle helal sertifikası vermesinin birçok açıdan yanlış olduğu, en başta da Rekabet Kanunu’na aykırı olduğu’, ‘İslam’ın bütün mezheplerince onaylanması gereken bu nitelikte bir belgeyi verebilecek altyapıya TSE’nin sahip olmadığı’ eleştirileri birbirini izledi...
Konu hakkında görüştüğümüz TSE Genel Müdürü Hulusi Şentürk, bu tür iddia sahiplerinin demagoji yaptığını belirterek, “TSE’nin bu alana girmesi rekabete niçin aykırı olsun? Yeterliliği olan her firma bu belgeyi verir. Kaldı ki, sertifikasyona tabi on binlerce ürün var ve TSE bu ürünlerin çoğunda belgelendirme yapıyor. Onlarda rekabete aykırılık söz konusu olmuyor da, helal sertifikasyonuna gelince mi sorun oluyor” dedi.
Kendilerine yönelik ‘rekabete aykırılık’ ve ‘altyapı yetersizliği’ eleştirilerinin arkasında farklı bir düşünce olduğunu vurgulayan Şentürk, “TSE bu alana girince kendileri diledikleri gibi ücret belirleme imkânlarına sahip olamayacak, piyasada tekel oluşturamayacaklar. Onun için bizi eleştiriyorlar. Bu süreçte asıl bu tür iddia sahiplerinin altyapı yetersizliği ortaya çıkacak ve güven sorunu yaşayacaklar. Bu sorunu aşmak için de kazandıklarının bir bölümünü yatırıma harcamaları gerekecek. Aslında sonuçta onlar da gelişecek ve kazanan ülkemiz olacak!” diye konuştu.
Türk Standartları Enstitüsü’nün "helal gıda" sertifikasyonuyla ilgili son dönem çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz? Enstitünün önceki dönem Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil’in İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü (SMIIC)'in başkanlık görevini üstlenmesiyle başlayan süreç daha sonra nasıl gelişti?
Helal Gıda sertifikasyonu konusundaki çalışmanın geçmişi 2007 yılında İstanbul’da yapılan İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) toplantısına kadar uzanır. Orada İslam Konferansı Teşkilatı üyesi ülkeler için geçerli olacak Helal Gıda Standardı hazırlama teklifi gündem maddesi yapılmış ve İslam Konferansı Teşkilatı Standardizasyon Uzmanlar Kurulu’nun bu çalışmayı yapması uygun bulunmuştur... İKT Standardizasyon Uzmanlar Kurulu tarafından hazırlanan taslak metin 2008 yılında üye ülkelere görüşe gönderilmiş, 2009 yılında nihai taslak metne dönüştürülmüştür. 2 Ekim 2010 tarihinde İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü’nün (SMIIC) kurulmasıyla bu çalışma SMIIC’ye devredildi. Ve en nihayet 15-16 Mayıs 2011 tarihinde Kamerun’da, 33 İslam ülkesi temsilcisinin katılımıyla yapılan toplantıda standartlar son şeklini aldı...
Aslında SMIIC’nin kurulması ile ilgili ilk çalışma 1985 yılında başlamış, 1999 yılında tüzüğü 15. İSEDAK toplantısında kabul edilmiştir. İlk genel kurulu 2 - 3 Ağustos 2010 tarihinde Ankara’da yapılmış ve Genel Sekreterliğe Türk Standartları Enstitüsü Başkan Müşavirlerinden Lütfü Öksüz getirilmiştir. Ocak 2011 tarihinde yapılan toplantıda da TSE Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil başkan seçildi. SMIIC standartları, İslam ülkeleri arasında karşılıklı belge tanınması açısından önemlidir. Bu kurumda ülkemizin öncü olması iş dünyamızın bu ülkelerle ticaretinde kolaylaştırıcı rol oynayacaktır.
Mayıs 2011'de Kamerun'da düzenlenen İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü toplantısında belirlenen, TSE'nin de "Türk standardı" haline getirmek üzere çalışmalara başladığı İslami helal gıda standartları hakkında bilgi verebilir misiniz?
Üç adet standart söz konusudur. Birisi doğrudan ürünle ilgili şartlar, ikincisi belgelendirme yapacak kuruluşlarla ilgili yeterlilik şartları ve üçüncüsü de akreditasyon kuruluşlarının akreditasyonda uyacağı şartlardan oluşmaktadır. Doğrudan ürünle ilgili şartlar, et ve et ürünleri için hayvan yemi ve kesim şartlarını içermektedir. Diğer gıda ürünleri için ise katkı malzemelerini ve ürünün üretim şartlarını içermektedir. Tüm ürünlerle ilgili olarak, kullanılan maddenin veya kesimi yapılan hayvanın dinen helal sayılmasını gerekli görmekte, tüm malzemelerin ambalajlarının da dinen haram sayılan madde içermemesini öngörmektedir. Dolayısıyla standart gıdanın içeriği, kullanılan hammaddeler, kesim usulleri, kullanılan katkı maddeleri, ambalajı, hayvanın yemini, taşıma usullerini ve rafta muhafaza usullerini kapsamaktadır.
TSE'nin Türkiye'de yürüteceği sertifikasyon süreci nasıl işleyecek, gıdaların saptanmış kriterlere uygunluğunun test edilip onaylanması nasıl olacak?
Öncelikle bu iş beyanla olmaz. Çünkü ürünle ilgili bir belge veriyorsunuz ve bu ürünün ilgili standart şartlarını karşıladığını onaylıyorsunuz. Dolayısıyla yerinde denetleme yapılacak ve ürün cinsine göre ihtiyaç duyulması durumunda laboratuvar testleri de yapılacaktır. Şirket değil ürün sertifikalandırılacak. Her ürün için, ürünün içeriği ve üretim yeri denetlenecek ve uygunsa ürün sertifikalandırılacak. Ekiplerimiz teknik / kimyasal denetimi yaparken, Diyanet İşleri’nden de fıkhi yönü ile ilgili destek alınacaktır.
TSE ‘Helal’ sertifikası vermek için yeterli altyapıyı oluşturdu mu? Çünkü bu konuda da eleştiriler var. Ulusal ve uluslararası ölçekte sertifika veren kuruluşların yeterlilik ve güvenilirlik durumlarını da bu kapsamda değerlendirebilir misiniz? Bunlar arasında SMIIC – TSE girişimi ne derece etkili olabilecek, tahmininizce ne oranda kabul görecektir?
Ülkemizde en güçlü laboratuar altyapısı ve denetçi havuzu Türk Standartları Enstitüsü’ndedir ve TSE bu alanda bırakın Türkiye’yi, dünyada ciddi bir yer edinmiştir. Dolayısıyla bu ülkede, bu alanda yeterliliği en son sorgulanacak kurum TSE olabilir. Bazı gıda ve ambalajlarla ilgili kısmi laboratuvar eksikliklerini de süratle gideriyoruz. Diğer kuruluşların yeterlilikleri için benim bir şey söylemem doğru olmaz. Ancak bu kurumlar hangi laboratuar altyapısı ve hangi nitelik ve nicelikte denetçi havuzuna sahip olduklarını deklare ederlerse kamuoyu kıyaslama yapabilir.
Helal sertifikası ülkemizde halen GİMDES (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği) tarafından veriliyor. TSE'nin önümüzdeki sonbaharda sertifikasyona başlaması herhangi bir sorun yaratmayacak mı? Şu ana dek verilmiş sertifikalar var, onların durumu ne olacak?
Belgelendirme ihtiyaridir. Yani talep sahipleri belge verme yeterliliği olan herhangi bir kurumdan bu belgeyi alabilir. Var olan sertifikalar hangi standarda göre verilmiş ise o standarda göre geçerliliğini sürdürür. Önümüzdeki günlerde bu alanda çok sayıda özel kuruluş ortaya çıkacaktır. Hatta bazı helal gıda ile ilgili kurulmuş farklı dernekler de var ve bunlar da büyük oranda belgelendirmeye geçmeye hazırlanmaktadır.
"TSE'nin kamu kurumu kimliğiyle helal sertifikası vermesinin birçok açıdan yanlış olduğu, en başta da Rekabet Kanunu'na aykırı olduğu" da söyleniyor. Bu konuda değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Bu iddia sahiplerinin yaptığı resmen demagojidir. Rekabete niçin aykırı olsun? Yeterliliği olan her firma bu belgeyi verir. Kaldı ki, sertifikasyona tabi on binlerce ürün var ve TSE bu ürünlerin çoğunda belgelendirme yapmaktadır. Bunlarda rekabete aykırılık söz konusu olmuyor da, helal sertifikasyonuna gelince mi sorun oluyor? TSE, bu alanda belge vermeye yetkili tek kurum olmuyor ki! İddia sahiplerinin endişesi rekabete aykırılık değil. Çünkü aykırı olmadığını onlar da biliyor. Ama TSE bu alana girince kendileri diledikleri gibi ücret belirleme imkânlarına sahip olamayacak, piyasada tekel oluşturamayacaklar. Bir de altyapılarının yetersizliği ortaya çıkacak ve güven sorunu yaşayacaklar. Bu sorunu da aşmak için kazandıklarının bir bölümünü yatırıma harcamaları gerekecek. Aslında sonuçta onlar da gelişecek ve kazanan ülkemiz olacaktır.