İhracatçı tedirgin
Gıda ürünlerinde her yıl ortalama %30’luk talep artışı yaratan Ramazan ayında, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da fiyat artışı yaşanmayacağını söyleyen TGDF Başkanı Şemsi Kopuz, Avrupa’da yaşanan ekonomik krizin ise her yıl büyüyen gıda ihracatını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.
Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı Şemsi Kopuz, geçen Ramazan’da olduğu gibi bu yıl da yüzde 30’a varan talep artışına rağmen fiyatların normal seyrettiğini söyledi. Hammadde fiyatlarındaki sürekli yükseliş eğilimine karşın sanayici olarak gıda ve içecek ürünlerine zam yapmadıklarını, kimsenin de Ramazan fırsatçılığı yapmasına izin vermeyeceklerini belirten Kopuz, iklim şartlarında ve rekoltede çok büyük ve beklenmedik değişiklikler olmadığı takdirde önümüzdeki aylarda da fiyatların normal seyredeceğini vurguladı. Avrupa’da ise büyümenin yavaşlaması ve krizin devamının, Türkiye için ihracat ve doğrudan yatırımların azalması sonucunu ortaya çıkarabileceğine dikkat çeken Kopuz, “Bu nedenle Avrupa’da önlemlerin gecikmesi halinde en yakın ticari partnerimizdeki sorunlar yayılabilir ve belki bizim için de beklenmedik başka sonuçlar doğmasına neden olabilir” dedi.
Ramazan öncesi basın mensuplarıyla buluşmasında, “Bu Ramazan da fırsatçılara yaramayacak. Ramazan ayı süresince hemen hiçbir gıda ürününün temininde ve piyasaya arzında sıkıntı yaşanmayacak. Federasyon olarak 2 binden fazla üreticimizle halkımızın gıda ihtiyacını en ekonomik ve hijyenik şekilde kesintisiz tedarik etmeye devam edeceğiz. Geçen Ramazan öncesinde olduğu gibi bu yıl da fiyatların artış eğiliminde olmadığını, talep artışına rağmen fiyatların normal seyri içerisinde kaldığını görüyoruz” diyen Kopuz, haziran ayı enflasyonundaki düşüşün gerisindeki tek faktörün, gıda ve tarım ürünleri fiyatları olduğunu söyledi. Bu düşüşün iklimde ve rekoltede çok büyük değişiklikler olmadığı takdirde önümüzdeki aylarda da devam edeceğini anlatan Kopuz, Ramazan ayında daha çok bitkisel yağ, çay, makarna, kırmızı ve beyaz et, bakliyat ve pirinç fiyatlarında hareketlilik görüldüğünü ancak bu yıl piyasalarda böyle bir hareketlilik gözlenmediğini belirtti.
Kuru fasulye ve nohut hariç!
TGDF Başkanı Şemsi Kopuz, ürün bazında bakıldığında ise bu yıl ramazanın birçok ürünün hasat sezonuna rastlaması nedeniyle özellikle sebze-meyve fiyatlarında bir yükselme olması ihtimali görünmediğine işaret ederek, “Kırmızı ette ithalata bağlı olarak ramazan öncesi yeterli stok mevcut ve şu anda fiyatlara zam yapılmasını gerektirecek bir sıkıntı yok. Beyaz et de aynı şekilde ve talep artışının fiyatları çok yükselteceğini tahmin etmiyoruz. Sadece kuru fasulye ve nohutta bir miktar fiyat oynayabilir çünkü aşırı yağışlar nedeniyle rekoltede %30’lara varan düşüş tahmin ediliyor. Bulgur, kırmızı mercimek, makarna ve hatta dışa bağımlı olduğumuz bitkisel yağda fiyat artışı riski yok. Geçmişte Ramazan ayında kumanya dağıtımları sebebiyle kumanyaya giren ürünlerde bir miktar fiyat artışı oluyordu. Şimdilerde kumanya alışkanlığı, yerini alışveriş çeklerine bırakmaya başladı. Bu da fiyatlar üzerinde baskı oluşturmuyor” diye konuştu.
Gıda Güvenliği için Gıda Otoritesi şart
Federasyon ve federasyon üyesi şirketlerin stratejik önceliklerinin temelinde ‘Gıda Güvenliği’ olduğunu hatırlatan Kopuz, şöyle devam etti:
“Bizler, tüketicilerimizin güvenli gıda, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzlarına uygun seçimler yapma ihtiyaçlarını karşılamak için çalışırken, diğer yandan da sürdürülebilir gıda üretimi, tüketimi ve gıda güvenliği konularını ortak amaç edindik. Oysa kayıt dışı ve sağlıksız üretim halk sağlığını tehdit etmektedir. Gıda güvenliğini tehdit eden bu durumun önüne ancak tüketicilerimizi bilgilendirmek suretiyle geçebiliriz. Gıda güvenliği odaklı sistemlerin öneminin ülkemizde de toplum genelinde kavranmaya başlandığını ancak gıda denetim ve kontrol sisteminin etkin olarak devreye girememesi nedeniyle gıda zincirinin her aşamasında faaliyet gösteren kayıt dışı birtakım işyerlerinin neden olduğu haksız rekabet, gıda güvenliği kavramının algılanması ve uygulanmasında bir takım aksaklıklar yaratıyor. Bu noktada tüketicimize çok önemli ödevler düşmekle birlikte, gıda güvenliği önlemlerini etkin bir şekilde yürütebilmek için imkân, yetki ve sorumlulukları olan bir otorite gerekmektedir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olarak yeni yapılanmada, yapılacak olan yeni düzenlemeler ile mevcut yapı güçlendirilmeli ve çok daha önemlisi, daha yolun başındayken gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bağımsız bir Gıda Otoritesi kurulmalıdır.”
Avrupa’daki ekonomik krizin devamı
beklenmedik sonuçlar doğurabilir
Bir süredir dünyanın yeni bir gıda krizi yaşayabileceğine dair uyarıların artmaya başladığını hatırlatan TGDF Başkanı, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün gıda fiyatlarının 2011 ve 2012’de yüksek seyretmeye devam edeceği yönündeki tahminlerinin tüm dünyada tedirginlik yarattığına dikkat çekti. FAO’nun Gıda Fiyatları Endeksi’nin 2010 yılı ikinci yarısından bu yana sürekli artış eğiliminde olduğunu, Endeksin haziran ayında 234 puana yükseldiğini hatırlatan Şemsi Kopuz, “Yani 2010 Haziran’ına göre fiyatlar %39 oranında arttı. Elimizdeki veriler, 2007 yılından bu yana FAO’nun gıda sepetindeki gıdaların fiyatlarının %80’e yakın arttığını gösteriyor. Son bir yıldaki en fazla artış ise hububat, bitkisel yağ ve şekerde yaşandı” dedi.
Tahminlerin, gelişmekte olan ülkelerde gıda ithalat faturasının %30, gelişmiş ülkelerde ise %20 artacağı yönünde olduğunu kaydeden Kopuz, “Artan gıda fiyatları, enflasyon ve yüksek faiz riskini de beraberinde getiriyor. Kuraklık ve doğal felaketler küresel hububat fiyatlarının da son bir yılda %75 oranında artmasına sebep oldu. Hububat fiyatları ise yem sektörü üzerinden dünya et fiyatlarını yükseltiyor” şeklinde konuştu.
Avrupa’nın sancılı bir dönemden geçtiğini, Yunanistan’ın ardından İtalya ve İspanya’nın da isimlerinin iflas ve borçlarla anılmaya başlanmasının krizin yayılabileceği endişesini doğurduğunu belirten Kopuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“ IMF, 440 milyar Avro olan AB Finansal İstikrar Fonu’nun acil artırılmasını önerirken, ekonomi çevreleri İtalya ve İspanya ile birlikte fonun 1,5 trilyon Avro’ya yükseltilmesi gerektiğini konuşuyor. İşin doğrusu, Avrupa’daki büyümenin yavaşlaması ve krizin devamı Türkiye için ihracat ve doğrudan yatırımların azalması sonucunu ortaya çıkarabilir. Bu nedenle Avrupa’da önlemlerin gecikmesi halinde en yakın ticari partnerimizdeki sorunlar yayılabilir ve belki bizim için de beklenmedik başka sonuçlar doğmasına neden olabilir.
Türkiye ise aldığı önlemler sayesinde ekonomisini güçlendirerek geleceğe daha güvenle bakabiliyor. Ancak, gelişmiş ekonomileri dahi zorlayan dünya gıda fiyatlarındaki bu değişimlerin, önemli bir gıda üreticisi ve ihracatçısı olan, gıda ticareti sürekli gelişen ülkemiz açısından değerlendirilmesi de elzem bir konudur. Bu nedenle tarımsal hammaddelerin üretim artışını destekleme önlemlerine devam edilmelidir. Bunu yaparken gıda sanayimizin, inovasyon, teknoloji transferi, kapasite ve altyapı geliştirme, eğitim, verimliliği artırma, sürdürülebilirliği sağlama ve hasat sonrası kayıpları azaltma çalışmalarını da desteklemek gereklidir.”