İstanbul'da geçen hafta yapılan ve büyük bir başarıyla tamamlanan Dünya Meyve Suyu Kongresi ile Almanya'daki yoğun toplantılarımın ardından Alp Dağları'nın genç tepeleri arasında, küçük bir otelde ilkbaharın serin ve taze havasını içime çekiyorum…
Doğanın düzeliği, tazeliği ve temizliği insanı etkiliyor. Öteden beri yüksek dağları dinlendirici etkisi sebebiyle hep sevmişimdir… Kendinizi bırakıyorsunuz ve ortamın dinginliğine teslim oluyorsunuz. Bu dinginliği ve doğanın etkileyici masumiyetini özlemişim. Böyle zamanlarda toplum olarak bazı şeyleri nasıl daha iyi yaparız diye düşünürüm…
Çevremizde olan ve oluşan haksızlıkları, saygısızlıkları, çalma ve çırpmaları ve daha da kötüsü bunu yapanların yanlarına kar kaldığını gördükçe insanın psikolojisi bozulmuyor mu? Temiz bir toplum hep umutlarımızda, özlemlerimizde mi kalacak? Bu umudu özlemi taşıyan çoğunluk bu suskunluğa ve çaresizliğe daha ne kadar katlanacak. Bu noktada artık hepimiz birey olarak, çevre olarak iyiyi kötüden, aydınlığı karalıktan, haklıyı haksızlıdan ayırmalıyız. Kötülük yapan, haksızlığı alışkanlık haline getirenlere birey olarak, kurum olarak ve nihayet toplum olarak ayrımcı davranmalıyız. Bu bağlamda günlük yaşamın toplumun genel kabul görmüş kulları ve beklentileriyle ne ölçüde uyumlu olduğu sorusu aklıma geliyor. Toplumun yükselen değerleri arasında “etik değerlerin” öne çıkması ve önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çeşitli kaynaklarda etik, doğruyla yanlışı, haklıyla haksızı, iyiyle kötüyü, adil ve adil olmayanı ayırt etmek ve doğru, haklı, iyi ve adil olduğuna inanılan şeyleri yapmak olarak tanımlanıyor. Etik davranışları sergilemenin temelinde ahlaki değerler, yasal nedenler ve toplumdaki saygınlık yatmaktadır.
Ahlak, insanlar arasındaki ilişkilerde nasıl davranılması ya da davranılmaması gerektiğini gösteren değer sistemi olarak tanımlanıyor. Felsefi açıdan bakıldığında da etik ve ahlak aynı ortak paydada birleşen kavramlardır. Toplumda yasal olanla etik değerlerin ne ölçüde uyumlu olduğu çok önemlidir. Bu uygunluk ölçüsünde toplum huzurlu olur. Toplumsal yaşamımızda davranışlarımızın bir kısmı yasalarla sınırlandırılmıştır, bir kısmı da kendi kişisel tercihlerimiz tarafından belirlenir.
Toplumun değişik kesimlerinde derin bir umutsuzluk hakim. Bu umutsuzluğun kökeninde çözümsüzlük yatmaktadır. Peki çözüm için kendimiz ne yapıyoruz, olayları sadece seyretmekten başka. Birey olarak, toplumun genel kabul görmüş davranışlarına aykırı davrananlara hoşgörü göstermemeliyiz. Bu davranış toplumda bireysel de olsa egoizmi gösteriyor. Her şeyin bir bedeli vardır. Bedeli ödenmemiş kazanımlar geçici olur ve kalıcı değildir. Çalışmadan, emek vermeden, hak etmeden kimseye bir şey verilmemelidir. Toplumda çalışkan, dürüst, olumlu düşünen insanlara daha çok fırsat tanınmalıdır. Temel ahlaki kurallara uyan, dürüst davranan, toplumsal ve kişisel sorumluluk duyan, kanun ve kurallara saygı gösteren, başkalarının hakkını gözeten ve çalışkan insanlara ihtiyacımız var.
Önceki yıllarda yine bu köşede Çetin Altan'dan alıntı yaptığım “Ayrık otları” yazısında birkaç satırı sizlerle paylaşmak istiyorum. “Hiçbir başarı, hiçbir kabiliyeti, hiçbir ustalığı içimiz götürmüyor. Kimi görsek, hemen kendi çapımızı bir ölçü birimi olarak kullanıyor ve karşımızdakinin bizden fazla olan taraflarını, bir kumaş mağazasının tezgahtarı gibi makaslamaya kalkıyoruz... Bilhassa kıymetler dengesinin kurulmamış, topluma en yararlı kimselerin en sağlam ve en cazip hayatı yaşamaları için gerekli düzenin yaratılmamış olduğu yerlerde; bu haset ve kıskançlık daha da çok göze çarpıyor. Bütün ölçüler bozulmuş olduğu için şahsiyetle şarlatanlık, samimiyet ile riya arasında ayırımlar yapılamıyor ve şahsiyetle samimiyete de, şarlatanlık ve riya damgaları vurulmak isteniyor.
Böyle hücumlar; herkesin yüreğinde, herkese karşı bir kuşku bulunduğundan, inandırıcı oluyor.” Türkiye güzel ve dinamik bir ülke. Tüm bu olumsuzlara karşın üzerindeki sıkıntıyı atacak ve kendi çözümlerini bulacaktır. Ülkelerin ve insanların güç dönemleri hep olmuştur. Ancak bilinçli davranarak, ülke ve toplum yararına çalışarak bu güç dönemden de çıkacağımıza içtenlikle inanıyorum. Her düzeyde insan dokumuzun kalitesini yükseltmek gerektiğine ve bununla da akıllı ve planlı bir eğitim sisteminden geçtiğine inanıyorum. Toplumda ayrık otların çoğalmasına izin vermeyelim. Daha bilinçli ve karalı hareket edelim. Yarını düşünerek, bugünü şekillendirelim.