Gıda Teknolojisi Facebook Gıda Teknolojisi Twitter Gıda Teknolojisi RSS
21’nci Yüzyılın 21’nci Yılı

Necdet BUZBAŞ
TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı
 




Korona ve gıda2020 yılı Covid-19 salgını ortamında, küreselleşme ile yaygınlık ve hız kazanmış ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan ciddi sorunların varlığının kabul edilmek zorunda kalındığı bir yıl oldu. Salgın ile birlikte hemen hemen tüm dünya ülkelerini alarma geçiren sağlık krizinin sadece sağlık krizi olmadığı; aynı zamanda ekonomik kriz (küresel durgunluk), ekolojik kriz (iklim değişikliği) ve sosyal kriz (gelir eşitsizliği, sosyal devletin yetersizliği) olduğu ortaya çıktı. Salgın pek çok ülkenin halk sağlığı ve sosyal güvenlik sistemlerindeki eksikliklere de işaret etmiş, hem salgın için alınan önlemlerde hem de salgınla baş edilmesinde ciddi kırılganlıkların varlığının farkına varılmıştır.
 
Covid-19 salgını Türkiye ekonomisini 2018 yılı kur türbülansının yaratmış olduğu dengesizliklerin henüz atlatılmamış olduğu bir anda yakalamıştır. Milli gelir artışı sadece yüzde 0.9 olarak gerçekleşmiş, istihdamı bir önceki yıla göre 703 bin kişi azalmış, işsizlik oranı ise yüzde 13.7’yi bulmuş. 2019 yılı toparlanmasıyla 2020 yılında bir sıçrama beklenirken, Çin’in Wuhan kentinde başlayan Corona virüs salgını mart başında ülkemize taşınmış, sonrası hızla tüm dünyaya yayılmıştır. Salgının topyekün ve eş zamanlı hissedilen etkilerini yurt içi ve yurt dışı talep daralması, sosyal izolasyona bağlı olarak iş yeri kapanmaları sonucu üretim ve istihdam kayıpları, ülkeler arası seyahatlerin kısıtlanması ve turizm faaliyetlerinin duraksaması, yurt dışından finansal sermaye girişlerinin yavaşlaması, çıkışların hız kazanması şeklinde özetleyebiliriz. Doğal olarak tarım ve gıda sektöründeki gelişmeler salgın sürecine endekslendi. Üretim (tarım ve gıda sanayi), dağıtım ve satış (lojistik, perakende, e-ticaret) ve tüketim (ev içi, ev dışı) ekosisteminden oluşan döngü yaşanan arz talep şoklarıyla birbirinden etkilendi.
 
Gıda sanayimiz pandemide başarılı sınav verdi
Salgının başlangıç günlerinde alınan tedbirlerden sokağa çıkma kısıtlamaları toplumda gıdaya ulaşma konusunda paniğe neden oldu. Birçok ülkede marketlere hücum edilerek temel gıda ürünlerinde stok eğilimine yönelindi. Türkiye gıda sanayi bu konuda başarılı bir sınav verdi. Boşalan rafların ertesi gün doldurulmuş olması, yanıltıcı bir talep artışı izlenimi verse de tüketici paniği ve stoklama isteğini frenledi. Sokağa çıkma kısıtlamalarının uygulandığı en riskli dönemde hızla yayılan ve hakkında az şey bildiğimiz salgın günlerinde tarladan bakkala ve markete gıda güvenliğini eksiksiz sağlayan tarım ve gıda emekçilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Bazı ülkelerin kendi gıda güvenliklerini sağlamak adına stratejik gıda ürünlerinde stoklamaya yönelmeleri, ihracat yasağı veya kısıtlamaları getirmeleriyle küresel lojistik hizmetlerindeki aksamalar tarım ve gıda ürünlerinde kendine yeterlilik ile yerli ve milli üretim kavramlarını daha anlamlı hale getirdi.
 
Haziran ayıyla birlikte kısıtlamalardaki yumuşama arz-talep dengelerini normal seyrine çekse de, önceki aylardaki suni talep artışları gıda fiyatlarını tetikledi. Bazı ürünlerdeki spekülatif fiyat artışları önlenemedi. Yılın üçüncü çeyreğinde yaşanan kur artışları maliyetleri olumsuz etkilerken, gümrük vergileri birkaç kez indirilmesine rağmen yurt dışından tedarikteki güçlükler gıda fiyatlarında oynaklık ve istikrarsızlığa yol açtı. Nitekim yıllık tüketici enflasyonunun öngörülenin üzerinde yüzde 14.6 olarak gerçekleşmesinde yüzde 20.6 gibi yüksek artışla önemli ölçüde gıda fiyatları etken olmuştur. İthal ham maddeye bağımlı olmanın riskini ve kırılganlığını yaşayarak bir kez daha test etmiş olduk.
 
Corona virüse karşı verilen bireysel savaşta, bağışıklık sisteminin güçlü olmasına duyulan ihtiyaç uzunca bir süredir dikkatimizden kaçmış, gıda güvenliği ve gerekli besin öğelerinin eksiksiz karşılanması gerekliliği yeniden hatırlanır olmuştur. Özellikle ülkemizde gıda güvenliğinin sürdürülebilirliğini sağlamak adına ihtiyaç duyulan yağlı tohumlar, et ve süt üretimi için gerekli hayvan yemi gibi ürünlerde ithalatın sonlandırılacağı tarım ve gıda politikalarına ivedikle gereklilik olduğu ortaya çıkmıştır.
 
Salgın tedbirleri dar gelirli yurttaşları olumsuz etkiledi
Salgına karşı alınan tedbirler dar gelirli geniş halk kitlelerini olumsuz etkiledi, sağlık veya kazanç ikilisinden birini tercih çaresizliğini sundu. Yeme-içme sektörü, turizm, seyahat sektörü, eğlence sektörü çalışanları ciddi kazanç kayıpları yaşadılar ve yaşamaya devam etmekteler. Tedarikçi konumundaki tarım ve gıda sanayi göreceli olarak pazar ve ciro kayıpları yaşasa da faaliyetlerini az çok devam ettirebilen ayrıcalıklı sektörler arasında yer aldılar. Salgın kadar ciddiye almadığımız bir başka küresel sorunumuz iklim değişikliği, verdiği sinyaller ile varlığını hissettirir oldu bu dönemde. Özellikle 15-25 Mayıs tarihlerinde önce aşırı sıcaklar peşinden 46 ilimizde etkili olan aşırı yağış, dolu, aşırı soğuklar, don, fırtına ve hortum gibi doğal afetler tarımsal üretimi olumsuz etkiledi, 2021 yılına ait rekolte tahminlerini aşağıya çekmeye neden oldu. Yılın sonlarına kadar devam eden kuraklık barajlarda su seviyesini yüzde 20’lerin altına çekerken tarımsal üretimde risk oluşturarak 2021 gıda fiyatları üzerinde baskılayıcı rol üstlendi.
 
Çin’e başlayan süt ürünleri ihracatı yüzleri güldürdü
Kronik sorunumuz gıda enflasyonu Kasım ayında yıllık yüzde 21 ile zirve yaptıkları sonra Aralık ayında yüzde 20.6 ile yılı kapattı. Küresel gıda fiyatlarının üst üste yedi aydır artıyor olması yanında kurlardaki istikrarsızlık etkisiyle ham maddesi ithalata bağlı un, unlu ürünler, makarna, bitkisel yağlar, et, süt, ve bazı bakliyat türlerinde çok sert fiyat hareketleri yaşandı. Dolar kurundaki artışa bağlı yem fiyatlarındaki artış, sütteki maliyet ve satış fiyatı sorunu ile gündemi uzunca bir süre meşgul etti. Yeni yılda geçerli olmak üzere çiğ süt fiyatı litresi yüzde 22 artırılarak 2.80 TL olarak belirlendi. Çin’e süt ve süt ürünleri ihracatı için vize çıkması sektör için yılın en sevindirici haberi oldu. Beş yıldan beridir yapılan görüşme ve çalışmalar, varılan anlaşma ile Çin’e süt ve süt ürünleri ihraç edebilecek 54 firmanın belirlenmesiyle sonuçlandı. Çin’e ihracat vizesi alan ikinci sektör beyaz et üreticileri oldu, ilk parti ihracatlarını gerçekleştirdiler.
 
Ülkemizde olduğu gibi tüm dünya ülkelerinde sokağa çıkma kısıtlarının sağladığı zaman zenginliği, sevenleri için mutfak becerilerinin sergilenmesine olanak tanımış; makarna, un, maya ve baklagiller kategorilerinde talep artışları yaşanmış, ihracat miktarlarında dikkati çeken artışlar gözlemlenmiştir. Sağlıklı beslenme ilkeleri doğrultusunda çere çöpe itibar etmeyen tüketici alışkanlıklarının kazanıldığı salgın döneminde oluşan talep çeşitliliği kalıcı olarak, tarım ve gıda ürün portföyümüze yön verebilecektir. AB Komisyonu yılın son ayı içinde yeni Fikri Mülkiyet Eylem Planı yayımladı. Planda geliştirilmesi gereken beş temel alan belirlenirken, bunlardan biri de tarımsal ürünlere ilişkin coğrafi işaretleme korunmasının güçlendirilmesi. Coğrafi işaretleme ürünü tescil ettirip, belgeyi çerçeveletip duvara asmaktan ibaret olmamalı, markalaştırıp yöre halkı için zenginlik kaynağı haline getirilmeli. AB coğrafi işaret tescili almış beş üründen biri olan Malatya kayısısı, Dünya Sağlık Örgütü’nün “bağışıklık sistemini güçlendiren gıdalar” listesinde yer alarak yüzde 23’ lük fiyat artışıyla talep buldu. 
 
2021 yılı için umut kaynağımız büyük ölçüde aşı. Öyle ki aşıya erişme, hızlı aşılama sağlığımız kadar ekonomin de iyileşmesi anlamına geliyor. Aşı artık ekonomik bir gösterge konumunda. Aşıya bu kadar büyük umutlar bağlanmışken Covid-19 salgını çözümlenmesinin yıllar alabileceği unutulmadan, her an yaşanabilecek bir mutasyon gerçeği yaşadığımız dünyaya ilişkin risk algımızı sıcak tutuyor. Bu nedenle umutlarımız yanında “virüsle birlikte yaşamak” bilinciyle B planımızı daima hazır tutmalıyız. Dünya Sağlık Örgütü Acil Durum Direktörü Dr. Mike Riyan’ın “Covid-19 salgının 2. yılının ilkinden çok daha ağır geçebileceği” varsayımını göz ardı edemeyiz. Pandemi sonrasında da her şey aynı hızla değişmeyecek özellikle de insan… Geçmişten bugüne taşıdığı alışkanlıkları, ihtiyaçları ve zaafları aynı kalabilecek. Ourworlddata internet sitesine göre şu anda aşıların uygulamasına 52 ülkede başlandı, 142 ülkede ise henüz yaygın aşılama yok. Yaşanan küresel adaletsizlik, dünyayı bağışıklık uçurumu ile dolu bir yıl ile karşı karşıya bırakmaya aday. 
 
Bir yandan umut, diğer yandan tarım ve gıda sektörlerinin sıralamaya çalıştığım belirsizliklerinin tutarlı bir şekilde belirlenmesi ve kronik sorunlarımızın devam ettiği sürprizlere açık yeni bir yıl 2021. Geçen yıl yaklaşık yüzde 5 küçülen dünya ekonomisi bu yıl yüzde 4.8 büyüyecek, yine 2020’de yüzde 9 civarında daralan dünya ticaret hacmi 7.2 genişleyecek tahminleri yapılıyor. OECD, Türkiye için 2020’de 0.2 daralma öngörürken, 2021’de yüzde 2.6, 2022’de ise yüzde 3.5 büyüme öngörüyor. Öngörülen bu olumlu ortamda tarım ve gıda sektörünü bekleyen risk ve fırsatları şöyle sıralayabiliriz:
 
1. Küresel iklim ve değişikliğine bağlı risklerin arttığı ortamda yaşanacak kuraklık ve don olaylarının rekolte kayıplarına yol açması. 
2. Ülkelerin kendi gıda güvenliğini sağlama adına stoklama refleksi; bazı ürünlere kota ve kısıtlama getirmeleri.
3. Tarım emtiasına yönelik yatırım iştahında artış kaynaklı küresel gıda fiyatlarındaki geçmiş yedi ay boyunca üstü üste artış.
4. Ülkemizde yaşanan kur dalgalanmaları sonucu ithal girdilerindeki fiyat istikrarsızlığının gıda enflasyonu üzerinde oluşturduğu baskı.
5. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2021 yılını meyve ve sebze yılı ilan etti. Tüketici bilinci yükselmesiyle bağışıklık sistemini güçlendiren ürünler bundan böyle ilgi görecek. Bu ürünlerin başında meyve ve sebzeler geliyor. Sağlıklı beslenme trendleri doğrultusunda, tüketici tercihlerindeki değişim ve talepler kırsaldaki üretimi şekillendirebilecek.
6. Brexit: Türkiye ile Birleşik Krallık arasında serbest ticaret anlaşması (STA) 29 Aralık 2020’de imzalandı, 1 Ocak 2021’den başlayarak yürürlüğe girdi. Sanayi ürünlerinin tüm gümrük vergileri sıfırlanırken, tarım ve gıda ürünlerinin ise yüzde 80’ ni vergi muafiyetinden yararlanıyor. Birleşik Krallık, ciddi bir gıda ithalatçısı yılda 14.4 milyar dolarlık tarım ve gıda ürünleri ithal ediyor. 
7. Çin’in başını çektiği 15 Asya Pasifik ülkesi bölgesel, kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşmasına (RCEP) imza attı. Bu dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşması, 15 ülkeden sadece 3’ü ile STA’mız var.
8. Yeşil Mutabakat (Green Deal): AB’nin yeşil mutabakat adını verdiği bu yeni büyüme stratejisi; sanayiden tarıma, ulaştırmadan enerjiye “karbonsuz bir ekonomi” modeli getirirken ticari de yeniden şekillendirecek. 
Mutabakat çerçevesinde ‘‘Karbon sınır vergisi’’ düzenlenmesi planlanıyor. AB’ ye üye olmayan ülkelere karbon emisyonları nedeniyle uygulanacak vergilere ilişkin tasarı Haziran 2021’ de yasama organı komisyona sunulacak. Yeşil mutabakat sonrası, en büyük ticaret ortağımız olan AB ile ticarette büyük olumsuzluklar yaşayabiliriz. 
 
Corona virüs salgını, küresel bir salgında dünyada tüm sınırların aylarca kapalı kalacağını gösterdi. Gıda güvenliğinin sağlanmasında gıda ithalatçısı ülkeler tek tedarik kaynağına bağımlı olmanın riskini yaşayarak gördüler. Dev alım grupları dünyadaki tedarik merkezlerini çeşitlendirme yoluna giderken üretim kanallarını da yaygınlaştırmaya başladılar. Ülkemiz bölgesinde merkez üretim ve tedarik ülkelerinden biri olarak konumlanıyor. Tarım ve gıda sektöründe coğrafyamız kapasitesi, sektörün kronikleşmiş yapısal sorunlarının çözümü noktasında ümit verici adımlar atılırsa risklerin fırsata dönüşeceği umut dolu bir yıl sunuyor.