Gıda Teknolojisi Facebook Gıda Teknolojisi Twitter Gıda Teknolojisi RSS
Tarım ve gıdayı bekleyen büyük tehlike: KURAKLIK

Türkiye’nin Akdeniz çanağında yer alması sebebiyle iklim krizi ve küresel ısınmadan en çok etkilenen ülkelerden biri olacağı, birçok bilimsel kaynakta dile getiriliyor. Peki bu durum tarımsal üretim açısından ne tür risklere yol açıyor, neler yapılması ve hangi önlemlerin alınması gerekiyor? Haberimizde bu sorulara yetkin isimlerden cevaplar almaya çalıştık. 
 




KuraklıkKuraklık; iklim değişkenliğinin bir sonucu olarak yağışların kaydedilen normal düzeylerinin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu; arazi, su kaynakları, üretim sistemlerini olumsuz etkileyen ve ciddi hidrolojik dengesizliklere yol açan doğal bir olaydır. Kuraklık meteorolojik bir olay olup yağışın yüksek olduğu tropik bölgelerde de görülebiliyor. Yağışın yüksek olduğu bölgelerde yaşanan kuraklık, insanların günlük su ihtiyaçlarının karşılanamaması sonucunu doğurmuyor ancak doğal ekosistemleri etkiliyor. Son yıllarda fosil yakıtların kullanılması ve arazi tahribatına bağlı olarak ortaya çıkan iklim değişikliğinin yaşanan kuraklıklar üzerinde etkisi bulunuyor. İklim değişikliği bazı bölgelerde kuraklıkların süresini, şiddetini, sıklığını etkiliyor. Ancak kuraklık sadece iklim değişikliği ile ilişkilendirilecek bir olgu değil. Bununla beraber, kuraklığın artmasında başta ormanlar ve sulak alanlar olmak üzere yapılan arazi tahribatının büyük etkisi bulunuyor. 
 
Kuraklık; meteorolojik kuraklık, tarımsal kuraklık, hidrolojik kuraklık olmak üzere üç farklı türde olabiliyor. Bir bölgeye düşen yağışın uzun yıllar ortalamasından (en az 30 yıllık) önemli miktarda az olması meteorolojik kuraklıktır. Tarımsal kuraklık, bitkinin büyüme döneminde ihtiyacı olan suyun olmamasıdır. Hidrolojik kuraklık ise yaşanan meteorolojik kuraklık sonucu canlıların ihtiyaç duyduğu suyun karşılanamaması; akarsu, göller, yeraltı suları ve barajlarda suyun önemli miktarda düşmesidir. Kuraklık meteorolojik kuraklıkla başlıyor; tarımsal kuraklık meteorolojik kuraklıktan sonra oluşuyor. Hidrolojik kuraklık ise çok daha sonra ortaya çıkıyor.
 
Türkiye'nin kuraklık tehdidi altında olan illeri  
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Eylül-Kasım 2020 aylık kuraklık analizlerine göre; Afyon, Denizli, Hakkâri, Şanlıurfa, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Gümüşhane, Kars, Trabzon, Giresun, Zonguldak illeri dışında tüm illerde kuraklık yaşandığı görülüyor. Şiddetli, çok şiddetli ve olağanüstü kuraklığın olduğu bölgelerin ise; Doğu Anadolu, Orta Karadeniz, İç Anadolu’nun doğusu, Güney Marmara, Batı Ege, Batı Akdeniz’in doğu kısmı olduğu görülüyor. TEMA Vakfı’ndan aldığımız bilgilere göre, 2020 yılı sonbaharında Türkiye ortalama 65.8 mm yağış aldı. Bu, uzun yıllar yağış ortalaması olan 140.6 mm’nin (1981-2010) ve geçen yıl sonbahar yağışlarının (74.3 mm) altında. Yağışlarda, yağış normaline göre %53; geçen yıla göre ise azalma meydana geldi. Bölge bazında incelendiğinde ise, tüm bölgelerin normallerinin altında yağış aldığı ve en fazla azalmanın %59 ile İç Anadolu Bölgesi’nde gerçekleştiği görülüyor. Ege ve Karadeniz Bölgeleri’nde ise son 40 yılın en düşük yağışlı sonbaharı yaşandı. Bu kuraklıkların, havzaların su verimlerine de yansıması kaçınılmaz olacak.
 
Kuraklıkla ilgili güncel bilgileri paylaştıktan sonra Türkiye’de kuraklık tehlikesinin boyutlarını, bunun tarım ve gıda sektörlerine etkilerini konunun yetkin isimleri Gıda Teknolojisi Dergisi’ne değerlendirdi: 
 
Deniz AtaçTEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç:
"TÜRKİYE İKLİM KRİZİNDEN EN ÇOK ETKİLENECEK ÜLKELER ARASINDA" 
Dünya kentlerinin yüzde 77’sinin 2050 yılına kadar iklim krizinden çok şiddetli bir şekilde etkileneceği öngörülmektedir. Yaşanan iklim krizi ve küresel ısınmadan; Türkiye’nin Akdeniz Çanağında yer alması sebebiyle en çok etkilenen ülkelerden biri olacağı, birçok bilimsel kaynakta dile getirilmektedir. Kuraklık denildiğinde, bazı yıllarda kurak dönemlerin yaşanmasının değil; gelecekte yaşanacak kurak yıl sıklıklarının daha fazla ya da yağışların daha düşük olacağının anlaşılması gerekmektedir. Geleceğe yönelik iklim projeksiyonları kapsamında yapılan çalışmalara bakıldığında (İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi Projesi) iki farklı iklim modeli ile yapılan senaryoda, Türkiye’de 2100 yılına kadar toplam su potansiyelinde iyi senaryoda yüzde 15-20, kötü senaryoda yüzde 40-45 oranında azalma olabileceği öngörülmektedir. 2015-2100 yılları arasında yağış kaybı, iyi senaryoya göre ortalama 60 mm’ye; kötü senaryoya göre ise 250-300 mm’ye ulaşabilecektir. Havza bazında bakıldığında; Fırat Dicle Havzası, Konya Kapalı Havzası, Doğu Akdeniz Havzası başta olmak üzere 25 havzanın 11’inde bu azalmanın daha yüksek olacağı öngörülmektedir. Karadeniz Bölgesi’nin doğusunda, toplam yağışlarda ve ekstrem yağış olaylarında artışlar olacağı beklenmektedir. Başka bir ifadeyle, Doğu Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere ani yağışların olduğu dönemlerde ülkemizin bazı bölgelerinde sel, taşkın gibi felaketlerin tekrar yaşanması çok mümkün görünmektedir. Diğer havzalarımızın çoğunda ise artan sıcaklıkların, yağış azalmalarının yanında nüfus ve sektörel su taleplerinin de artacağı düşünüldüğünde, özellikle çok kurak yıllarda suyun sektörel tahsisinde sıkıntılar yaşanacağını söylemek mümkündür. 
 
Türkiye geneli için, su fazlası olan havzalarda yakın dönemde sıkıntı yaşanmayacak gibi görünse de; sektörel su tahsis planı hazırlanan birkaç havzamızın planlarına baktığımızda özellikle Konya Kapalı Havzası, Akarçay Havzası gibi havzalarımızda havza bazında su açıklarının daha şimdiden yaşandığı görülmektedir. Ülkemizde kullanılan suyun yüzde 74’ünün tarımda kullandırıldığını ve sadece kuru tarım yapılan arazilerin de %80 olduğunu düşünüldüğünde; özellikle tarım yoğun havzalarda, tarımın ihtiyaç duyduğu suyu karşılamakta zorlanacağımız ve dolayısıyla kısıtlı sulamaya gidilmesi gereken yıllar olacağı ne yazık ki çok açık. Bu nedenle tarımda suyu daha verimli kullanma, doğru tarımsal ürün deseninin uygulanması ve çiftçilerin iklim krizine uyumlu tarımsal üretim konularında bilgilendirilmesi ve desteklenmesi çok önemlidir. Bu konuda gerekli bilgilendirme ve desteklemeler olmaz ise gelecekte tarımsal verimde azalma ve üreticilerin ekonomik kayıplar yaşamaları kaçınılmaz olacaktır. Bu durum suya olan talebi daha da artıracağından suyu tahsis ederken; ekosistemlerin ihtiyaç duyacağı yeterli suyun doğaya bırakılmaması halinde birçok sucul ve sulak alanlara bağlı ekosistemlerde de olumsuz tablolar ile karşılaşacağımızı söyleyebiliriz. Şimdiden aşırı su kullanımı nedeniyle birçok gölümüzde su seviyelerindeki azalma, bazı sulak alanlarımızın kuruması, kurak dönemlerin su güvencesi olan yeraltı su kaynaklarında azalmanın olması gelecekte beklenen kuraklığa hazırlıksız olduğumuzu göstermektedir. 
 
Baki Remzi SuiçmezTMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez: 
"ÇİFTÇİLERİMİZİ DAHA ZOR GÜNLER BEKLİYOR" 
Kuraklık, sonuçları itibariyle tüm canlı yaşamını ve toplumun her kesimini derinden etkileyen bir doğal afettir. Bugün iklim değişikliği kapsamında yaşanmaya başlanan sert rüzgarlar, hortumlar, kuraklık, seller ve sıcaklık dalgaları üretimimizi, üreticimizi ve tüm halkımızı olumsuz etkilemektedir. Bitkisel ve hayvansal üretim ile bu ürünlerin işlenmesi üzerine olumsuz etkiler, üretimin azalması ve kalite kaybıdır. Kış aylarında yeterli ve dengeli yağışların olmaması durumunda ürünlerde ciddi verim düşüklüğü, ürünlerin zarar görmesi, hasat edilmeden tarlada bırakılması, üretim miktarının azalması, çiftçinin üretimden çekilmesi, gıda arzının azalması, gıda arz açığını kapatmak üzere daha yüksek fiyatlarla dışalım yapılması, dışalım bağımlılığının artması, tüketicilerin daha yüksek fiyata gıdaya erişimi bizleri yakın dönemde bekleyen sorun alanlarıdır. Gerekli önlemler zamanında alınmazsa yaşanabilecek sonuçlar ise; yetersiz beslenme, yokluk, kıtlık, açlık ve ölümler şeklinde katlanarak karşımıza çıkabilir.
 
İçinde bulunduğumuz dönemde hububat alanlarımızın yüzde 78’i kıraç arazilerde olup, sonbaharda kuru tarım alanlarında geçen yıla göre gecikerek kışlık ekimi yapılan buğday, arpa ve mercimekte tohumlar yeterince çimlenemedi. Çıkış başlayan alanlarda çıkışların dalgalı bir seyir izlediği, homojen bir çıkış gerçekleşmediği, yetersiz yağış ve mevsimine göre yüksek seyreden sıcaklıktan dolayı bitkilerin olması gerektiği düzeyin çok altında geliştiği görülmektedir. Kıraç arazilerdeki tav eksikliği ve toprak yüzeyindeki sertleşme de çıkış sorunlarına neden olmaktadır. Bu aşamada sulama imkanı olan yerlerde hububatta sulama gündemdedir. Halk sulaması da denilen yeraltı kuyularında yapılan sulama taban suyu düzeyinin düşmesi nedeniyle güçleşmekte, ekonomik olmaktan çıkmaktadır. Hidrolojik kuraklık yaşanması durumunda sulu tarım alanlarının sulanamaması ciddi bir tehdittir.
 
TMO Genel Müdürlüğü’nün Aralık 2020 Fenolojik Değerlendirme Raporu’na göre; Ekim, Kasım ve Aralık ayları birçok bölgede meteorolojik olarak kurak geçmiştir. Bu durumun böyle devam etmesi halinde özellikle İç Anadolu Bölgesi, Ege Bölgesi’nin iç kesimleri ve Karadeniz Bölgesi’nin iç ve orta kesimleri ile Şanlıurfa’da çimlenmesi gerçekleşmeyen veya çimlenerek çıkış yapamayan kıraç alanlardaki hububatın riski daha da artacaktır Tarımsal altyapı sorunlarının çözülmediği, dışa bağımlı girdi fiyatlarının sürekli arttığı, uygun kredi olanaklarının yaratılmadığı, desteklerin yeterli ve zamanında ödenmediği önümüzdeki üretim döneminde iklim koşullarındaki olumsuzluklar da çiftçilerimizi daha zor bir dönemin beklediğini göstermektedir. Öncelikle, “su fakiri” olduğumuzu kavramalı, ülkemizin su ve toprak kaynakları başta olmak üzere zengin doğal kaynaklarını ülke, kamu ve toplum yararına değerlendirecek orta ve uzun vadeli uygulanabilir ulusal stratejiler benimsenmelidir.
 
Leyla AslanBuğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan: 
"KURAKLIK ÜRÜNLERİN VERİMİNİ YÜZDE 50 DÜŞÜRDÜ" 
2020 yılı tüm dünya için kolay bir yıl değildi. Bambaşka şeyleri deneyimlediğimiz, birçoğumuzun bakış açısının değiştiği, önceliklerinin başkalaştığı ve gündelik hayatlarımızın rutininin bile yeniden dönüştüğü bir yıl geçirdik. Tabii değişmeyen şeyler de vardı. İklim krizi ve kuraklık gibi. İklim krizinin en önemli ve belirgin sonuçlarından biri de tarımda kuraklık olarak çıkıyor karşımıza. 2020‘de son 10 yılın en kurak yılını geçirdik. Kuraklık çok ciddi ve yüksek ölçüdeydi. Buğday Derneği olarak yürüttüğümüz projelerden biri olan yüzde 100 Ekolojik Pazarlar projesi kuraklığın ne boyutta olduğunu anlamak, çiftçiye, tüketiciye, doğaya yansımasını gözlemlemek için çok açık ve net tecrübeler yaşattı bizlere. 
 
Beklenen yağışların gerçeklememiş olması elde edileceği ümit edilen ürünlerin verimlerini neredeyse yüzde 50 oranında azalttı. Hatta bazı ürünler yılı sıfır verim ile kapattı. Alınan ürünlerin kalitesi maalesef ki geçtiğimiz yıllara oranla daha düşüktü. Ürünleri vuran hastalıklar ile mücadelede çiftçinin üretmeye çalıştığı çözümlerin bir kısmı işe yarasa da, büyük bir kısmı işe yaramadı. Emeğe dayalı bir sistem olan organik tarımda çözüm üretme çabası beraberinde daha çok işçi çalıştırma ve buna bağlı olarak da işçi maliyetlerinin artmasına neden oldu. Verimin düşüklüğü, ürün kalitesi kaybı, işçi maliyetlerinin artması, nakliye giderleri derken dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu besleyen küçük çiftçi iklim krizine bağlı kuraklıktan en çok zarar gören ve etkilenenlerin başındaydı.
 
Tüm bunlar olup biterken kuraklık hala etkisini sürdürüyor ve gün geçtikçe şiddetini arttırmaya devam ediyor. İklim krizinin en önemli sebebi sera gazı salımı. Dünyadaki sera gazı emisyonlarının 4’te 1’inin gıda üretiminden kaynaklanıyor olması gıda tercihlerimizi dönüştürmenin aslında ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Tarımda kimyasal zehirlerin kullanımından vazgeçmek sera gazı emisyonunu ciddi anlamda düşürebilir. İnsan faaliyetleriyle yakından ilişkisi olan ve en ufak bir çabanın bile çok önemli olduğu iklim krizi meselesinde bireysel olarak hayatlarımızı, tercihlerimizi dönüştürmek ise bizim elimizde. Tüketici olarak sorumluluk almak ve bu yönde adımlar atmak ise tahmin edilenden çok daha olumlu etkiler yaratabilir.
 
Tüketicinin gıdasını sorgulayarak bilinçli seçimler yapması, gıda israfının önlenmesi, satın aldığı ürünlerin üretim hikayesini sorgulaması, insana ve doğaya zarar vermeden üretilen yerel gıdaları tercih etmesi en önemlisi de satın aldığımız şeylerin “istek mi, ihtiyaç mı?” ayrımını yaparak tüketici olmaktan türetici olmaya adım atabilmesi iklim krizi ile mücadelede büyük önem taşımakta. 
 
Abdullah Ã�zdemirUlusal Baklagil Konseyi Başkanı Abdullah Özdemir:
"KIRMIZI MERCİMEĞİN EKİMİ KURAKLIK YÜZÜNDEN GECİKTİ" 
Özellikle son 6 yıldır devletimizin bakliyata verdiği önemi artırmasıyla birlikte ülkemizin üretim hacmi yüzde 30 yükseliş gösterdi (1.3 milyon ton). Ürün bazında ise nohutta yüzde 40, kuru fasulyede yüzde 30 ve mercimekte yüzde 4 artış sağlandı. Bu yıl ne yazık ki tüm bölgelerimizde yağışlarda azalma yaşanmaktadır. TMO tarafından yayınlanan verilere göre son 3 aylık yağışlar geçen yıl ile kıyaslandığında yüzde 34’lük bir düşüş gözlenmektedir. Verimliliği belirleyen en önemli unsurlardan biri yağış seviyesidir. Dolayısıyla kuraklık verim ve üretimde azalmayla sonuçlanmaktadır. Bu durum üreticilerin ürün ekim tercihlerine de etki etmektedir. Diğer yandan son haftalarda Türkiye'nin hemen hemen her yerinde yağışlar görülmesi bizleri umutlandırdı. Ülkemizdeki kırmızı mercimeğin yüzde 94’ü Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ekilmektedir. Kırmızı mercimeğin ekimine bu yıl kuraklıktan dolayı kasım ayında başlanabildi. Aralık ayında da devam edildi. Başka bir ifadeyle gecikmeli ekildi. Şu anda gelişen ürünlerde bir sıkıntı bulunmamaktadır. Ülkemizdeki nohutun ise yüzde 85’i İç Anadolu Bölgesi’nde ekilmektedir. Kışlık nohut ise Diyarbakır ve civarında aralık ayında, Gaziantep ve Şanlıurfa'da ise ocak ayında ekildi. İç Anadolu’da ise nohut ekimi mart ayında başlayıp mayıs ayı başlarına kadar sürmektedir. Dolayısıyla herhangi bir sıkıntı bulunmamaktadır.
 
Türkiye bundan sonrasını nasıl yönetmeli? 
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, iklim değişikliği ve buna bağlı kuraklıkla mücadele edilmesi noktasında yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor:  
 
· Orman alanları, meralar ve sulak alanların korunmalı, bunların tahribatını engelleyen yasal düzenlemeler yapılmalı.
· Su yasası birçok kurumun içeriğine katkı verdiği şekilde en kısa zamanda yasalaşmalı.
· İklim krizi ile mücadele ve iklim krizine uyum politikaları acilen hayata geçirilmeli.
· Tüm havzalar için Kuraklık Yönetim Planları ve bu planları dikkate alarak hazırlanan diğer sektörel su tahsis planları acilen tamamlanmalı ve planların nasıl uygulanması gerektiği ile ilgili daha somut adımlar atılmalı.
· Havza bazında su yönetimi amaçlı tüm planlar katılımcı bir yaklaşımla hazırlanmalı ve uygulanmalı.
· Suyun evsel tüketim, sanayi ve çiftçi bazında tüm kullanıcılar için tasarruflu ve etkin kullanımı için tedbirler belirlenmeli ve bu tedbirler mevzuat altyapısı da oluşturularak hayata geçirilmeli.
· Şehirlerin kayıp kaçak diye tarif ettiğimiz arıtılmış içme suyu kalitesinde, kullanıcıya hiç ulaşmayan, şebekelerdeki arızalardan ve kaçaklardan kaynaklanan %35 seviyelerinde bir suyumuz var. Şebekelerdeki bu kayıp kaçak oranları acilen azaltılmalı. Mevzuat gereğince belediyelerin içme suyu şebekelerdeki bu kayıp kaçak oranlarını en geç 2023 yılına kadar %25 seviyeleri ve altına düşürülmeli.
· Kuraklık koşullarına uygun tarımsal ürün deseni ve modelleri acilen hayata geçirilmeli.  
· Ekosistemlerin korunması için doğanın ihtiyaç duyduğu çevresel su ihtiyacı kuraklık ve buharlaşma koşulları da dikkate alınarak mutlaka karşılanmalı.
· Kullanılmış suların ya da atık su arıtma tesislerinden çıkan belli oranda arıtılmış suyun, özellikle sanayi gibi alanlarda yeninden kullanımına ilişkin uygulamalar artırılmalı. 
· Arazi kullanımı, yapılaşma ve nüfus; gelecekte su kullanımında miktar ve suyun kalitesi açısından büyük bir baskı oluşturacak. Bu nedenle kentsel büyüme ve gelişme plan ve politikaları, havzaların su potansiyelleri de göz önünde bulundurularak havza planları ile uyumlu şekilde oluşturulmalı. Aksi halde gelecekte havzalar arası su transferi gibi konular daha çok gündeme gelecek ve bu da gelecekte daha önemli ekolojik ve sosyal sorunlara yol açabilecektir.
 
 
 
Haber: Özgür Çilek / Gıda Teknolojisi Dergisi