Banner
Gıda Teknolojisi Facebook Gıda Teknolojisi Twitter Gıda Teknolojisi RSS
Necdet Buzbaş yazdı: Salgının küresel ve yerel 3 bıçkını

Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Yönetim Kurulu Başkanı Necdet Buzbaş, Kovid-19 pandemisinin etkilerini sürdürdüğü 2021 yılında dünyada ve Türkiye'de gıda sektörünün genel durumunu değerlendiriyor. 
 




Market alıÅ�veriÅ�iBaşlangıcından bu yana tam iki yıl geçmesine rağmen salgının kontrol altına alındığına dair henüz ipucu yok. Grek alfabesinde, harflerin tükendiği sayıda mutasyonu gördükten sonra nihayet Omikron vakalarının hızla artışları ile salgının daha derindeki belirsizliklerine doğru yol alıyoruz. 2021 yılında aşıların yaygınlaştırılmasında anlamlı bir ilerleme kaydedilemeyen bölgelerde bu yıl küresel ölçekte yaygınlaştırma sağlanması hükümetler, uluslararası kurumlar ve politika yapıcılar için önemli bir performans kriteri olacak.
 
2010 yılından bu yana, Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın koordinasyonunda akademik bir ekip tarafından yürütülen ‘‘Türkiye Eğilimleri’’ araştırmasının 2021 yılı sonuçları oldukça dikkat çekici. Bu araştırmanın sonuçlarına göre;
 
· Türkiye halkının gündemindeki en önemli konular olarak sırasıyla ekonomide yaşanan sorunlar, mülteci sorunu ve üçüncü sırada koronavirüs salgını yer alıyor.
 
· Türk Ekonomisinin en önemli sorunları nelerdir sorusuna ise verilen cevaplar; sırası ile faizlerin yüksekliği, enflasyonun yüksekliği ve gıda fiyatlarındaki artış olarak sıralanıyor. 
 
Görülen o ki, ekonomik kaygılar ve ekonomideki yaşanan sorunlar salgının önem ve önceliğini gölgede bırakmış. Küresel üçlü navlun-emtia-enerjideki krizler ve fiyat artışları tüm sektörleri etkilediği gibi yaşamsal öneme sahip gıda maddeleri fiyatlarını da derinden etkiledi. Nedenleri olarak; ülkelerin kendi gıda güvenliğini sağlamak adına stok kapasitelerini artırıp ihracat miktarlarına kısıt getirmeleri, ek vergiler koyarak fiyat artırmaları, iklim krizine bağımlı olarak kuraklık kaynaklı arz sorunu ve rekolte kayıpları, pandeminin getirdiği navlun maliyetlerindeki artışlar sıralanabilir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nun aylık gıda fiyat endeksi 2021’in Aralık ayında 133.7 puana ulaştı. Bir önceki yılın Aralık ayına göre endeksteki artış %23.1. Tahıl fiyatları endeksindeki artış %27.2 iken bitkisel yağ fiyatları endeksi %65.8 artışla rekor kırdı. 
 
Yükselen doğalgaz ve petrol fiyatları tüm sektörlerdeki enerji maliyetlerini olumsuz etkilerken doğalgaz, amonyaklı gübre üretiminde hammadde olarak kullanıldığından gübre fiyatlarındaki %300’lere varan fiyat artışlarından tarım sektörü de önemli ölçüde etkilendi. Navlun ve tedarikteki küresel sorunlar, gıda emtia fiyatlarını artış yönünde baskılarken ülkemiz için bir fırsatın habercisi olabileceğinin sinyalini de verdi. Batılı birçok ülke Çin üzerinden kurguladıkları tedarik stratejilerini pandemi nedeniyle gözden geçirmek zorunda kaldılar. Esasen ihracatımızdaki artışlar, tedarik rotalarında önemli bir dönüşümün yaşandığına işaret etmekte. Ülkemizin zengin çeşitlilikte ürünleri yetiştirmeye imkan tanıyan coğrafya ve iklim koşulları; yakın mesafe tedariği, akıllı stok ve depo yönetimi teknolojileriyle dijital platformlar üzerinden kurgulanan bir lojistik anlayışla sürdürülebilir zenginliğe yönlendirilebilir. Salgının ilk yılında yaşanan tarihi daralma, birçok AB ülkesinde gıdaya ulaşmada yaşanan olumsuzluklar, gıdada kendi kendine yeterli olmanın önemini bir kez daha hatırlamamıza neden oldu.
 
Necdet BuzbaÅ�Güçlü bir ülke olmak için tarım yeterli değil gerekli şarttır
100 milyar dolarlık büyüklüğe giden, 40 milyar dolarlık ihracat potansiyeli bulunan gıda sektörümüz; bir yandan temel gıda ürünlerini üretirken diğer yandan artan nüfus ve kentleşmeyle bireylerin sağlıklı beslenme amaçlı çeşitlenen taleplerine her ürün için cevap verebilecek kapasiteyi üreterek yakalamayı gerçekleştiremezse de, bunları temin edebilecek güçte olmalı. Günümüzde gücün kaynağı artık tarımdan sanayi ve hizmet sektörlerine kaymış durumda. “Tarımda kendi kendine yeterli olma” ifadesi birçoğumuzun hafızalarında tazeliğini korumakla birlikte, bu ifadeden bugün anlaşılması gerekenin “tarımdan zengin olmak değil, tarım ve gıdada muhtaç olmamak” şeklinde olması gerektiğinin altını çizmeliyim. Güçlü bir devlet olmak için tarım yeterli olmayıp ancak gerekli şarttır. Bir başka deyişle tarım artık güçlü olmanın değil, güçlü kalmanın bir unsurudur. Bu nedenle, temel gıda ürünlerinin küresel ölçekteki en büyük üreticilerinin teknolojide en gelişmiş ülkeler olması bir rastlantı değil, bilinçli bir stratejik tercihtir. Ülkemizde sanayi ve hizmet sektörlerinde yakalanan gelişmelere rağmen tarım sektöründeki yapısal sorunlara kalıcı çözümler getirilerek sürdürülebilir bir iyileşme sağlanamamıştır. Verimsizlik nedeniyle yüksek maliyetler, sulama yetersizliği, bazı temel girdilerde dışa bağımlılık vb.
 
Gıda sanayi; kentleşme, hızlanan çalışma hayatı ve değişen sosyal yaşam koşullarının ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla kendini yeniliyor, hızla gelişiyor ve ürün çeşitliliğini artırıyor. Bunu yaparken tüketici sağlığını gözetmek ve gıda güvenliğini sağlamak sorumluluğunun bilincinde hareket ediyor. Hammaddesinin tamamına yakınının tarım sektöründen karşılandığı dikkate alındığında, yapay gübre ve zirai ilaç kullanımını azaltmayı hedefleyen, biyoçeşitliliği koruyan, üreticiye refah artışı sağlayan tarım politikalarına tam destek veriyor; işbirliği yapıyor. Küresel üçlünün ithal girdilerindeki fiyat artışlarına etkileri yanında ülkemizin kendine özgün ekonomik yapısındaki faiz-kur-enflasyon üçlüsü de gıda sanayi ve gıda üretiminde maliyetleri önemli ölçüde etkiledi, etkiliyor. Özellikle 2021 yılının son üç ayında ağırlaşan bu etkiyi kararsız-oynak-muğlak olarak tanımlamak pek uygun olacaktır. Kurlarda yaşanan oynaklık gıda üretiminde maliyet hesaplamayı belirsizleştirip ürün fiyatlandırmayı nerede ise imkansız kılmıştı.
 
Gıda hammadde ithalatının %44’ünü teşkil eden hayvan yemi ve ham bitkisel yağ kullanan, yemeklik yağ, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, beyaz et, yumurta ve pastacılık sektörleri perakende raflarına ürün sürmede epey zorlandılar. Yerel üçlünün vatandaş bakımından en önemli olanı enflasyon yıllık %36.08 olarak gerçekleşti. TÜİK tarafından belirlenen enflasyon oranının hesaplanmasında dikkate alınan harcama grupları içinde gıda harcamaları %25.94 oranıyla başı çekiyor. Bu nedenle gıda ürünlerindeki fiyat artışları manşet enflasyonu doğrudan etkiliyor. Yurt dışından ithal edilen hammaddelerdeki %35’e varan fiyat artışları yanında yurt içindeki hammadde, ambalaj malzemesi, doğalgaz, elektrik ve petrolde yaşanan fiyat artışları gıda ürünlerine doğrudan aksettirilememiş, temkinli davranılarak ertelenmiştir. Buna karşın yıllık gıda ürünlerindeki enflasyon %43.80 olmuştur.
 
Ülkemizin en önemli sorunu enflasyon
Enflasyon bugün itibariyle ülkemizin en önemli sorunudur. Kök nedenler üzerinde çalışılmalı, ivedilikle mücadeleye start verilmelidir. Vatandaşın gelirlerinin enflasyon oranının altında kalmasından kaynaklanan hayat pahalılığı, sağlıklı yaşam için uygun gıda tüketmek durumda olan vatandaşın zorunlu olarak tüketimini kısıtlamaya yönlendirmektedir. Enflasyon illetinin şiddetle reddedilecek iki önemli özelliği etik olmayan fahiş fiyat uygulamalarıyla fırsatçılığa ortam hazırlaması ve satın alma gücü erimiş tüketicinin beslenmek gibi doğal, zorunlu ve ertelenemez ihtiyacını karşılayacak gıda ürünlerini temin için kayıt dışı (merdiven altı) ürünlere yönelme riskidir. Bu durumda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın taklit ve tağşiş kontrollerini sıkılaştırması gerektiğinin altını çizmeliyim.
 
Geçen yılki küresel talepteki artış, turizmde 24 milyar dolarlık bir gelir girdisi, iç tüketimdeki canlanma tüm olumsuzluklara rağmen gıda sektörünün büyümesine destek verdi. %6.5’lik büyüme yakalayan sektör, büyümeyi gerçekleştirecek ülke büyümesinin yazık ki altında kaldı. Buna karşın geleneksel ISO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde 109 gıda kuruluşunun yer alıyor olması önemli bir kazanç. Gıda üretici şirketlerin artan maliyetlerini, ürün fiyatlarına tam yansıtamamaları, başa baş noktasını yakalamış bazı ürünleri kar etmeden perakendeye sürmeleri cirolarının enflasyonun altında kalmasına yol açtı, ciro artışları %35 ile sınırlı kaldı. Düşük kârlılık nedeniyle bu artışlar pek anlam ifade etmedi, yatırımlar cılız kaldı. 
 
Sıfırdan yatırımlar az sayıda gerçekleşirken, şirket el değiştirmeleri ve ortaklıkları ağırlık kazandı. Dardanel Yunanistan’da G. Kallimanis S. A. Dondurulmuş Gıda Üretim şirketini, Kervan Gıda Polonya’da PWC Odra yumuşak şekerleme şirketini, Oyak, Tamek İçecek San. A. Ş.’ yi, Ulusoy Un, Söke Un’u satın alırken Nestle Dikey Vitamin’e ortak oldu. Keskinoğlu’ndaki %20’lik banka hisselerini Tiryaki ve Matlı Holdingler satın alırken, Polonez %77 hissesini Siniona Food Ind.’ya, Yıldız Holding Pendik Nişasta’daki %50 hissesini İpek Yem’e ait Alpinvest Yatırım’a devretti. Banvit 46 milyon dolarlık yeni yatırımıyla 600 kişiye ek istihdam sağlarken, Seyidoğlu Hadımköy’deki yeni fabrikasının açılışını yaptı. Assan Gıda Sanayi Kraft Heinz’e satıldı. Geçen yılın gıda sektörü açısından başarılı geçen yanı ihracattaki artışlar oldu. Pandeminin getirdiği bu fırsatı sürdürülebilir hale getirebilirsek ülkemiz açısından önemli bir kazanç olacaktır. 2021’in 10 ayında ihracat önceki yılın aynı dönemine göre .6 artarak 18.1 milyar dolara, ithalat ise aynı dönemde .4 artarak 13.5 milyar dolara artış gösterdi. Bu yılın dış ticaret fazlası %20.3 artışla 4.66 milyar dolar oldu. Yenilikçi, katma değeri yüksek ve markalaşmaya yatırım yaparak ürünler üretmek yoluyla dış ticaret fazlasını artırmak mümkün. Zira şu andaki ihracat birim değeri 1.099 dolar/ton olup bir yıl içinde sadece %2.8 oranında artırılabilmiş.
 
Avrupa Yeşil Mutabakatı
Gıda sektörüyle yakın ilgisi nedeniyle Avrupa Yeşil Mutabakatı 2021 yılının en dikkat çekici konularından biri oldu. 7 strateji başlığı altında özetlenmiş mutabakat, 2050 yılına kadar karbondioksit ve diğer sera gazları salımının sıfırlanmasını öngörüyor. Adı geçen stratejilerden birisi de yabancı olmadığımız “Çiftlikten Çatal’a” söylemiyle şekilleniyor. Bu başlık altında gıda sektörünü yakından ilgilendiren; 2030 yılına kadar pestisid kullanımını %50, antibiyotik kullanımını %50, yapay gübre kullanımını %20 azaltmak gibi hedefler var. Bitki bazlı biyoçözünür ambalajlama öngörülüyor, bu konudaki AR-GE çalışmaları destekleniyor. Etiketlemede C Karbon ayak izi, su ayak izi, üretimde kullanılan enerji kaynağı cinsi gibi bilgilere yer verilmesi standartlaştırılıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı önemli yaptırımlar da getiriyor. “Sınırda C Karbon düzenlemesi” 2025 yılından başlayarak seçilmiş sektörlerde standartlara uyumsuzluk halinde sınırda vergi tahsili uygulaması yapılacak.
 
2022 yılının hemen başlangıcıyla devreye giren yönetilebilir zamların ürün fiyatlarına yansıtılması tüketimde daralmayı artırabilir. İç talebin daralması yanı sıra Omikronun hızla yaygınlaşmasına bağlı olarak turizm hareketliliğindeki azalma, yeme içme sektöründeki ciro kayıpları, akaryakıt, otoyol ve köprü zamlarıyla gelen lojistik maliyetlerin tırmanması yeni yıla enflasyonun artış trendini devam ettirerek girdiğimize işaret ediyor. “Gıda yalnız yiyeceğimiz değil, aynı zamanda geleceğimizdir” diyerek yeni yılın kökten sorunları çözen yeni politikalar, yeni yaklaşımlar yılı olacağını umut ediyorum. 
 
Sağlıklı ve huzur dolu yeni bir yıl diliyorum.