Banner
Gıda Teknolojisi Facebook Gıda Teknolojisi Twitter Gıda Teknolojisi RSS
Aydın Ayaydın: Türkiye’de iç tüketime dayalı büyüme var

Yeni yılın ilk Kahvaltı Sohbetleri toplantısında konuşan eski parlamenter ve Rekabet Kurumu Kurucu Başkanı, Ekonomist Aydın Ayaydın, Türkiye’nin iç tüketime dayalı büyüdüğünü ancak bu durumun sürdürülebilir olmadığını söyledi.  




Aydın AyaydınHaliç Üniversitesi Öğretim Üyesi ve dergimizin Bilimsel Yayın Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Pala tarafından organize edilen ve Türk gıda sanayinin önemli isimlerinin katıldığı 2018 yılının ilk “Kahvaltı Sohbetleri” toplantısı, 30 Ocak Salı günü İstanbul Ataşehir’de bulunan Mardinliler Eğitim ve Dayanışma Vakfı (MAREV) Sosyal Tesisleri’nde yapıldı. Etkinlikte; eski parlamenter ve Rekabet Kurumu Kurucu Başkanı, Ekonomist Prof.Dr. Aydın Ayaydın, “Türkiye ekonomisi ve makro ekonomik göstergeler”  konulu bir konuşma yaptı.
 
Toplantının açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Mehmet Pala, Aydın Ayaydın’ın Mardinli olduğunu belirterek, yaşamı boyunca hem devlet kurumlarında hem de özel sektörde çok önemli görevlerde bulunduğunu söyledi. Pala, “Aydın Bey bugünkü toplantımızda gerek ülkemiz gerekse dünya ekonomisinde yaşanan son gelişmeleri bizlerle paylaşacak. Dolayısıyla gelecek açısından da önemli ipuçları vereceğini düşünüyorum” diyerek sözü kendisine bıraktı.
 
“Kişi başı milli gelirimiz 10 bin 579 dolar”
Konuşmasının ilk bölümünde Türkiye ekonomisinin bugünkü durumuyla 15 yıl önceki görüntüsünü karşılaştıran Aydın Ayaydın, 2002 yılında 230 milyar dolar olan Türkiye’nin milli gelirinin bugün 847 milyar dolar olduğunu, dünyadaki diğer ülkelerle kıyaslandığında milli gelirin görüntüsünün hiç de fena olmadığını belirtti. 2002 yılında 3 bin 494 dolar olan kişi başı milli gelirin günümüzde 10 bin 579 dolara yükseldiğini açıklayan Ayaydın, “Bu kalemde de 15 yıllık dönemde olumlu bir yükseliş söz konusu. Ancak gönül ister ki kişi başına düşen milli gelirimiz 15 bin doların üzerine çıksın. Böylelikle gelişmiş ülkeler kategorisinde yerimizi alabilelim. Ayrıca maalesef milli gelirimiz adaletli bir şekilde dağılmıyor. Birçok vatandaşımız bu gelire ulaşamıyor. Dolayısıyla sosyal devlet ilkelerinin tam olarak işlediğini söylemek mümkün değil” dedi.
 
“2017 için büyüme %7 dolayında çıkacak”
2002 yılında ,3 olan işsizlik oranının bugün de aynı rakamlarda seyrettiğini dile getiren Prof.Dr. Aydın Ayaydın, aradan geçen 15 yıllık dönemde bu konuda önemli bir hamle yapılamadığını, işsizliğin hala en önemli sorunların başında geldiğini anımsatarak üniversite mezunlarında işsizliğin %22,7 seviyelerinde olduğunu kaydetti. 2002 yılında %6,2 olan büyümenin günümüz itibariyle %5,7 olarak gözüktüğünü açıklayan Ayaydın, “Dördüncü çeyrek rakamları henüz açıklanmadı mart ayında açıklanacak. 2003 – 2016 arasında Türkiye her yıl ortalama %5,6 büyüdü. 2017 büyümesinin %7,3 – 7,4 civarında olması bekleniyor. Bu rakamlarla şu an itibariyle dünyadaki en hızlı büyüyen ülke konumundayız. Rakamlar belki ülkemizin büyüdüğünü gösteriyor ama piyasaya baktığımızda emin olunuz ki hiçbir sektörde yaprak kımıldamıyor. Büyümemiz tamamıyle iç tüketime dayalıdır ve hiçbir iktisatçı bu tür bir büyümenin hiçbir zaman sürdürülebilir olduğunu söyleyemez. Büyüme üretime ve ihracata dayalı olmalı. Hükümet, özellikle son 1 – 1,5 yıllık süreçte Kredi Garanti Fonu  (KGF) kapsamında bankacılık sektörü üzerinden esnafa para dağıttı. Bu paralar da iç tüketimde kullanıldı. Dolayısıyla ekonomimizin iç tüketime dayalı geçici büyüdüğünü düşünüyorum. Fakat tüketicilerin büyük çoğunluğu borçlu durumda. İnsanlar paraları olmadığı halde devamlı bir şeyler satın alıyor” diye konuştu.      
 
AK Parti Hükümeti’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’nin iç borcunun 155 milyar TL olduğunu belirten Aydın Ayaydın, bugünkü iç borcun 574 milyar TL’ye yükseldiğini ifade etti. 2002’de 129,6 milyar dolar olan dış borcun ise günümüzde 437 milyar dolara ulaştığını aktaran Ayaydın sözlerine şöyle devam etti: “Dış borcumuz gayri safi milli hasılamız dikkate alındığında çok korkutucu boyutlarda değil. 16 yıl önce 296 milyar TL olan kamu borç stoğumuz bugün 909 milyar TL’dir. Borcun milli gelire oranı çok önemlidir. Bu oran son 15 yılda %69,2’den %28,5’e geriledi. Bu düşüş çok değerlidir. 15 yıl önce 36 milyar dolar olan ihracatımız 156 milyar dolara ulaştı. İthalatımız ise 2002 yılında 51,5 milyar dolardı, bugün 229 milyar dolar. Maalesef yaptığımız ihracat ithalatımızı karşılayamıyor. Ne var ki ekonomiden sorumlu bakanımız ve Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı her ay ihracat rakamlarını açıklarken ithalattan söz etmiyor. 2002 yılında 15,5 milyar dolar olan dış ticaret açığımız günümüzde 73 milyar dolara ulaştı. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2002’de %69 olup bugün ise %68’dir. Yani hemen hemen hiçbir değişiklik olmamıştır.” 
 
“Bütçe kalitesi düzensiz”
Türkiye’de cari açığın çok önemli olduğunu, yurtdışından gelen dövizin bir gün mutlaka ülkeden çıkacağını söyleyen Ekonomist Prof. Dr. Aydın Ayaydın, 2002 yılında 0,6 milyar dolar olan cari açığın bugün 43,7 milyara yükseldiğine dikkat çekerek, bütçe dengesi açısından bu rakamın mutlaka 20 milyar doların altına inmesi gerektiğine vurgu yaptı. Ayaydın, “Bütçe açığımız 2002 yılında %40’larda seyrediyordu şimdi ise %47,3 oldu. Son 15 yıla baktığımızda bütçe açığının milli gelire oranının ,2’den %1,6’ya gerilediğini görüyoruz. Burada bir ilerlemeden bahsedebiliriz. Eskiden Türkiye’nin bütün gelir ve giderleri bütçe kaleminin içinde yer alırdı. Bütçe dışında çok fon yoktu. Günümüzde ise hükümet pek çok geliri ve harcamayı bütçenin dışında tutuyor. Bütçemiz 768 milyar liradır ancak bir o kadar da bütçenin içinde yer almayan çeşitli fonlar var. Gelir ve giderler de o fonlardan karşılanıyor. Dolayısıyla bunlar bütçeye tam anlamıyla yansımıyor. Bütçemizin kalitesinde bir düzensizlik olduğunu söylemek isterim. Eskiden olduğu gibi tüm gelir ve giderler bütçe kalemi içinde belirtilirse, halk paranın nereden geldiğini ve nerelere gittiğini şeffaf bir şekilde öğrenme hakkına sahip olabilecek” ifadelerini kullandı.
 
Döviz kurlarındaki artışların ve büyüme için Kredi Garanti Fonu (KGF)  ile desteklenen iç talep etkisiyle Türkiye’de enflasyonun çift haneli rakamlara yükseldiğinin altını çizen Aydın Ayaydın, buna karşın dünyanın birçok ülkesinde enflasyon olmadığını belirterek, “Ekonomilerindeki belirsizlikler sebebiyle ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde enflasyon oluşmasına yönelik para politikaları izleniyor” dedi. Kamunun borç stoğunda gelinen noktanın başarılı olmakla birlikte dış borç açısından ciddi risklerin bulunduğuna işaret eden Ayaydın şöyle devam etti: “2002 yılında hem iç borcun hem de dış borcun oranlarına baktığımızda; devletin borçlanma payı %65, özel sektörün ise %35’ti. Bugün ise tersi bir tablo söz konusu. Devletin borçlanma payı %35, özel sektörün payı ise %65 oldu. Yani dış borç yükü özel sektörün sırtındadır. Devlet bu hususta kendisini geri çekti. Belki devletin borcu yok ama Türkiye’nin borcu var. İster özel sektörün olsun ister kamunun olsun borç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin borcudur.” 
 
“Vergi toplamada adaletsizlik var”
Türkiye’de vergi yükünün sanıldığının aksine fazla olmadığını açıklayan Ekonomist Prof. Dr.Aydın Ayaydın, vergi gelirlerinin milli gelire oranıyla ifade edilen vergi yükü oranının OECD ülkelerinde %34,2, Türkiye’de ise %26 civarında olduğunu aktardı. Toplanan vergilerde dolaysız vergilerin oranının yüksek olması gerektiğine vurgu yapan Ayaydın, “Yani kazanan insandan vergi alınması esastır. Sosyal devlet ilkesi bunu gerektirir. Ancak ülkemizde kazanandan değil kazanmayanlardan vergi alınmaktadır. Bu da benzin, içki, sigara gibi ürünlerden alınan dolaylı vergiler yoluyla gerçekleşiyor. Ama baktığınızda zengini de fakiri de sigaraya ayını parayı ödüyor. Oysa ki gelişmiş ülkelerde dolaysız vergilerin oranı çok yüksektir. Yani para kazananlardan vergi alınmaktadır. Ülkemizde ise maalesef aynı kişiler vergi ödüyor. Halbuki kayıt dışı para kazanan çok sayıda insan var ve bunlar tek kuruş vergi ödemiyor. Devletin her türlü kazancı kayıt altına alması gerekiyor” diye konuştu.
 
“İnşaat sektöründe sıkıntı yaşanıyor”
Türkiye’de oldukça büyük boyutlarda konuk stoğunun bulunduğunu ve inşaat sektöründe birçok firmanın iflasın eşiğinde olduğunu açıklayan Prof. Dr. Aydın Ayaydın, yeni yapılan konutların %46’sının satıldığını, %54’ünün ise alıcı bulamadığını söyledi. Bir inşaat şirketinin mali açıdan batmasının beraberinde mal satın aldığı çok sayıda firmayı da olumsuz etkilediğine dikkat çeken Ayaydın, “Kamuoyunda başarılı olarak bilinen pek çok şirket şu anda sıkıntı yaşıyor. Bu firmaların iflas etmesi ülke ekonomisine de büyük zarar verir. Bu sebeple devletin bu soruna el atması ve bu sektörde faaliyet gösteren şirketlerin finansmanın yeniden yapılandırılması gerekiyor. Banka borçlarının 3-4 yıl ertelenmesi ve bu firmalara ek finansman sağlanması rahatlama sağlayabilir. Ancak bu yolla söz konusu firmalar mevcut projelerini tamamlayabilirler” açıklamasında bulundu.   
 
Kariyerinde yok yok
Aydın Ayaydın, 1951'de Mardin Derik'te doğdu. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisini bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Bölümünde tamamladı. 1988 yılında Doçent,1993 yılında Profesör ünvanı aldı. Bankalar Birliği Başkanı, Emlakbank, Vakıfbank ve Şekerbank Genel Müdürü olarak görev yaptı. İş Bankası, Sınai Kalkınma Bankası ve merkezi Paris’te bulunan Banque de Bosphore'nin Yönetim Kurulu Üyeliği’nde bulundu. İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Üyesi oldu. Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak ders verdi. Hür Sigorta ve Güneş Sigorta'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı, BJK Asbaşkanlığı ve Basın Sözcülüğü, Rekabet Kurulu Başkanlığı görevlerini üstlendi. Takvim, Sabah ve Vatan gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. 21. ve 24. Dönemlerde İstanbul Milletvekili seçildi. Ayaydın, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz